Türkiye’de son dönemde iç politika, “mutlak butlan” ve buna bağlı gelişmeler başta olmak üzere, oldukça hareketli günler geçirirken, Ortadoğu’da geniş bir coğrafyaya yayılan bir savaşı tetikleyen ABD’nin aynı zamanda bölge temsilcisi olan Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Ortadoğu’da demokrasilerin başarısız olduğunu söyleyerek “meşruti monarşi” ya da “merhametli monarşi” önermesiyle yükselen tartışmaların gölgesindeki dış politika da giderek belirsizleşiyor. Barrack’ın asıl dikkat çekici sözleri şunlardı: “Uyanıyorsunuz Tel Aviv’de, gazetelere bakıyorsunuz ve ne görüyorsunuz? Osmanlı İmparatorluğu 2.0’ın yeni bir versiyonunu görüyorsunuz. İşte İsrail şu anda Türkiye’nin olması gerektiği görüntüyü görüyor. Ve Türkiye de sabah uyanıyor, İsrail 2.0’ı görüyor.”
Merkez Bankası’nın beklenen faiz oranlarını sabit tutma kararıyla içerde oldukça sakin bir haftaya karşılık küresel ekonomide ve piyasalarda hareketli günler yaşandı. Başta Wall Street olmak üzere borsalarda yaşanan sert düşüşler yeni bir finansal kriz kaygılarını gündeme taşırken, enflasyonun başını kapıdan göstermesi gelişmiş ekonomilerde faiz artırımını gündeme getirdi.
ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack bir an önce istenmeyen adam (persona non grata) ilan edilmediği sürece zihinlerimizi meşgul etmeye devam edecek. Kendisinin önce Suriye ve Irak’taki görevlerine son verildiğinin açıklanması, ardından bizzat ABD Başkanı Donald Trump tarafından bu bölgeye tam yetkiyle adeta bölge valisi olarak atanması, önce ABD yönetiminde bir çatlak mı var sorusunu sormamıza, ardından Trump gidene kadar çok fazla bir şeyin değişmeyeceğini anlamamıza yol açtı.
Son otuz yıldır, iklim tartışmaları ve iklim politikaları, sera gazı emisyonlarının gezegenimiz ve iklimimiz üzerindeki etkileriyle şekillendi. Küresel sıcaklığın uzun vadede dengelenmesi için, fosil yakıtlardan ve bunların yol açtığı emisyonlardan uzaklaşmak elbette gerekli ve kaçınılmazdır. Ancak, toplu olarak karbon azaltma hedeflerimizi tutturamadığımız için riskler artarken, gıda ve su sistemlerimizi güvence altına alırken en hızlı soğutma etkisini sağlayabilecek stratejilere odaklanmanın zamanı gelmiştir. Küresel toprak restorasyonu işte bu stratejilerden biridir.
Önümüzdeki hafta, Türkiye'de sanayi üretimi, kapasite kullanımı, bütçe verileri, reel kesim güven endeksi ve Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun (PPK), 11 Haziran toplantısı ertesindeki raporu bekleniyor. ABD'de ise, Merkez Bankası (FED) politika faizi toplantısı var, faizde değişiklik beklenmese de verilecek mesajlar önemli...
1930’lardaki Büyük Buhran’ın ekonomik, sosyal ve siyasi etkisini abartmak zor olurdu. Krizin en kötü döneminde, 1933’te, her dört işçiden biri işsizdi; çok daha fazlası ise çalışma saatlerinin kısaltılması ve maaş kesintisiyle karşı karşıyaydı. Yeterli bir sosyal güvenlik ağının bulunmaması nedeniyle milyonlarca Amerikalı yoksulluk, açlık ve evsizlikle mücadele etmek zorunda kaldı. Yine de, işsizler çaresizce iş ararken, ülkenin fabrikalarının çoğu atıl durumdaydı; 1929 ile 1933 yılları arasında sanayi üretimi yarı yarıya [Cb31] ve reel gayri safi yurtiçi hasıla dörtte birinden fazla [Ca6] düşmüştü.1 Büyük Buhran dönemindeki işsizlik, üretim kapasitesinin yetersizliğinden kaynaklanmıyordu.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 1 Haziran günü açıkladığı verilere göre, Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2026 yılı birinci çeyreğinde yüzde 2,5 arttı; bir başka deyişle, birinci çeyrek sonu itibarıyla, yıllık bazda ekonomik büyüme yüzde 2,5 olarak belirlendi.
GSYH'nin alt kalemlerine baktığımızda, aynı dönemde tarım sektörü yüzde 4,6, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 3,7, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 3,5, inşaat sektörü yüzde 3,2, gayrimenkul faaliyetleri ise yüzde 3,0 ile genel büyümenin üzerinde büyüyen sektörler oldu. Ancak, genel olarak sosyal yaşamı yakından ilgilendiren kalemlerdeki büyümenin genel büyümenin gerisinde kaldığını görüyoruz: Mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 1,9 ve kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 1,8 büyürken, ekonomik büyümenin omurgası sayılabilecek sanayi sektörü ise yüzde 0,8 daraldı.
Haftanın ilk günü bir yandan büyüme verileri açıklandı; ilk çeyrekte yüzde 2,5 ile büyüme hızı beklentilerin biraz altında kaldı. Diğer yandan bir başka önemli haber ise; Yatırım bankası Jefferies International'ın Türkiye'ye Arjantin benzeri 20 milyar dolarlık swap hattı açacağı haberiydi. Bir seçim hazırlığı olarak değerlendirilen olası böyle bir gelişme, ABD'nin Türkiye’de düzenlenecek seçimlerin öncesinde zayıf döviz rezervlerini tahkim etmek ve finansal piyasalardaki güven ortamını pekiştirmek isteyebileceğini gösteriyor.
Son günlerde yaşananlar, gençlik yıllarında bolca sarf ettiğim bir dileği bana hatırlattı. “Bir daha dünyaya gelirsem, ABD’nin Ankara Büyükelçisi olmak isterim!”
İçinde yaşadığımız kaos ve kabus senaryolarını kaleme alıp raporlayan bir ABD büyükelçisi olsanız, herhalde çok eğlenirdiniz. Emekliye ayrıldıktan sonra yazacağınız anılarınız da her hâlde çok satanlar listesinin başında yer alırdı.
