01 Mayıs 2026

Osman Şenkul - Petro-dolar efsanesi yıkılırken, dengeleri altüst edecek petro-yuan'a geçiliyor

osman-senkul-petro-dolar-efsanesi-yikilirken-dengeleri-altust-edecek-petro-yuana-geciliyor

Petro-dolar efsanesi yıkılırken, dengeleri altüst edecek petro-yuan'a geçiliyor

Osman Şenkul

Uluslararası ticaretin örgütlü bir şekilde gelişmesinin en önemli temel taşlarından biri de kuşkusuz “İpek Yolu”dur. Uzak Asya’yı Anadolu ve Avrupa ile birleştiren, yıllarca her iki tarafın da ekonomilerinin gelişmesinde motor güç rolünü oynayan İpek Yolu’nun kurulmasında en önemli unsur askerlerdi. Hem de tarihin ilk “profesyonel askeri timleri” sayılacak nitelikte askeri örgütlenmeler sayesinde İpek Yolu tarihteki misyonunu yerine getirdi.

 

Milattan Önce 200’lü ve 300’lü yıllara kadar dünyanın her yerinde olduğu gibi Asya ve Anadolu’da da güvenli bir ticari yolculuk yapmak oldukça güçtü. Yalnızca barış dönemlerinde yapılabilen ticari yolculuklar risklerle doluydu. Her yerde türemiş olan soygun çeteleri, ticaretin ve dolayısıyla bölgesel ekonomilerin gelişmesini engelliyor ve bunun sonucunda da talan ve yağma çoğunlukla merkezi otoritelerden (devletlerden) bağımsız “çalışıyor” ve üretilen değerlerden önemli bir bölümüne el koyuyorlardı. Bu gelişmelerin de merkezi otoritelerin kontrolündeki ekonomileri güçsüzleştirmesi, merkezi otoriteleri önlem almaya zorluyordu.

 

İşte ilk kez Milattan Önce 200’lü yıllarda İranlı kavim devlet Partlar bu önlemler konusunda adım attılar. Kendi ticaret kervanlarını korumak üzere “profesyonel askeri timler” oluşturmaya başladılar. Ancak ilk zamanlarda, ağır zırh ve silahlarla donatılması gereken bu timler oldukça pahalıya patlamaya başladı. Bunun sonucunda örgütlenmenin şekli değiştirildi. Timler tek tek köylerde hazırlanmaya başlandı. Her köy timinin başına bir ya da birkaç “pahalı” profesyonel asker yerleştirdiler. Böylece, daha az sayıda “pahalı” asker ile sorun çözülmüş oldu.

 

Artık, Partlı ticaret kervanları en azından ülke sınırları içinde oldukça güvenli bir şekilde yolculuk yapabiliyorlar ve malları taşıyabiliyorlardı. Her köy timi kendi bölgesinde kervanı koruyor ve bir sonraki köy timine devrediyordu. Artık, Part ülkesi sınırları içindeki soyguncular “işsiz” kalmışlar, bazıları da profesyonel askerliği seçmişlerdi. Ne var ki, Partlar’ın bu başarısı önceleri yalnızca bölgesel nitelikteydi. Ancak, Partlar’daki dilden dile dolaşan bu rahatlık çevreye de örnek olmaya başlamıştı. Çevredeki küçük devletler ve krallıklar da benzeri örgütlenmeleri kendi ülkelerinde kurmaya başladı.

 

Milattan Önce 100’lü yıllarda hemen tüm Asya devletlerinde, “ticaret hayatını korumakla” görevli birçok askeri örgütlenme oluşturuldu. Sonradan “İpek Yolu” diye anılacak güzergâhın oluşması da bir “askeri kordon”un meydana getirilmesinin sonucunda gerçekleşti.

Artık Uzak Asya’nın ipekli kumaşları, baharatları, mücevherleri “güven” içinde Küçük Asya’ya, oradan Mezopotamya’ya, Mısır’a, Ege’ye ve Avrupa’ya taşınabiliyordu. Tüm bu bölgelerin zenginlikleri de, yine bu yol sayesinde Asya’nın her yanına ulaştırılabiliyordu. Bir başka deyişle, askerler İpek Yolu’nun doğmasına yol açarak aslında bir zamanlar “ekonominin gazına” basmışlardı.

 

İpek Yolu’nun ilk oluşum yıllarındaki etkisi yüzlerce yıl sürse de, zamanla deniz ticaret filolarının, ardından onlarca ülkeyi birbirine bağlayan uzun demiryolu ağlarının kuruluşu, zamanla uluslararası ticaret anlaşmalarının imzalanması, söz konusu ticaret hattını kurumsallaştırdı. Bu gelişmeler de, ülkelerin bir araya gelerek özel ticaret anlaşmaları yapmalarının yolunu açtı ve dolayısıyla, ülkelerden oluşan birlikler oluştu. Bu birliklere örnek olarak, bu hattın önemli bölümünü oluşturan Sovyetler Birliği’ni, ardından yine bu hattın büyük bölümünü oluşturan Çin Halk Cumhuriyeti, daha sonra Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Balkan Antantı ve hattın “Batı Yakası”nı oluşturan Avrupa ülkelerinin, daha sonra Avrupa Birliği’ne evrilen Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) gibi ekonomi bazlı, uluslararası ticareti baz alan oluşumlar öne çıktı.

 

Ancak, tüm bu söz konusu hattı etkileyen çok önemli bir gelişme de, petrolün 19. Yüzyıl’daki keşfi ve dolayısıyla, hızla küresel ekonominin omurgasını oluşturması oldu. Her ne kadar, Çin'in Han Hanedanlığı döneminde (MÖ 1. Yüzyıl), bambu boru hatlarını kullanarak petrol ve doğal gaz taşıdığı saptanmış olsa da, kullanım alanları farklılığı nedeniyle, ağır basan endüstrinin geliştiği dönemdir. Çinliler, Sichuan eyaletindeki tuz kuyularında yaptıkları derin sondajlar (bazıları 100 metreden fazla) sırasında doğal gaz ve petrol keşfettiler. Bu kaynakları taşımak için içi oyulmuş bambu kamışlarını birbirine ekleyerek uzun boru hatları oluşturdular. Sonra da "bambu boru hatları" ile taşıdıkları doğal gazı, tuzlu suyu kaynatarak tuz üretmek için kullandılar. Petrol ise daha çok aydınlatma, yağlama ve bazı durumlarda sızdırmazlık malzemesi olarak kullanıldı.

 

Modern petrol endüstrisi ise, 27 Ağustos 1859'da ABD'nin Pensilvanya eyaletinde Edwin Drake'in yaptığı sondajla başladı. Bu keşfin ardından, endüstrinin ABD’de başlayan hızlı gelişmesi, kısa sürede tüm dünyayı sardı; petrol kullanarak harekete geçirilen motorların temelini oluşturduğu endüstriyel makineleşme, alabildiğince hızlı gelişme ile, tüm dünyayı sararken, aynı zamanda da, günümüzden 252 ila 66 milyon yıl önce, Mezozoik Çağ'da oluştuğu tahmin edilen petrole ulaşmak için, neredeyse tüm dünyada milyonlarca kuyu açıldı. Zamanla da, toprakları altındaki yataklardan çıkarttıkları bu kara altını dünyanın her yanına satan “petrol zengini ülkeler” hızla dünyanın “en zenginleri” arasına katılarak, küresel ekonominin en önemli ve elbette aynı zamanda en büyük bölümünü alan paydaşları oldular.

 

Özellikle 19. Yüzyıl’ın sonlarında hızlanan ve 20. Yüzyıl’a damgasını vuran küresel ekonomik gelişmenin neredeyse en önemli dayanağı petrol olmuştu; öyle ki, görünürde egemenlik haklarına dayalı ihlaller kaynaklı olan savaş nedenlerinin arka planında, zamanla petrolün etkilerinin olduğu görülüyordu. Dünya haritasını değiştiren ve ekonomik temelli paylaşım savaşları olarak tarihe geçen iki dünya savaşının çıkış nedenleri arasında da öne çıkan petroldü; daha sonra da, büyük bölümü petrol yatakları üzerinde olan Ortadoğu’nun,

art arda patlayan çatışmalarla bir türlü istikrar kazanamamasının temelini de Mezozoik Çağ ürününün oluşturduğu ortadadır.

 

Her üründe olduğu gibi, petrolde de "arz-talep" dengesi etkisiyle fiyatlarda büyük hareketler oluyor; bunların en önemli göstergelerinden biri de, tüm dünyayı sarsan 2008 küresel finansal kriz döneminde yaşananlardı. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD'de düşük gelirli ve kredi notu düşük kişilere verilen yüksek riskli konut kredilerinin (subprime mortgage) geri ödenememesi ve bu kredilerden türetilen finansal ürünlerin değerini kaybetmesiyle tetiklenen kriz, Lehman Brothers gibi dev bankaların iflasına yol açınca, “küresel bir finansal krize” dönüştü. Konut kredileri balonunun patlamasının ardından, riskli konut kredilerinin karmaşık finansal türev ürünlere dönüştürülüp tüm dünyaya satılması, finansal piyasalardaki denetim mekanizmalarının yetersizliği ve özellikle de bankaların yeterli sermaye temeli olmadan yüksek riskli varlıklara yatırım yapması, başta ABD olmak üzere, dünyanın en büyük ekonomilerini temelden sarstı.

 

Bu sarsıntının öncesinde, hızla büyüyen küresel ekonominin yarattığı büyük talep ile Brent petrolün varil fiyatı 150 dolarlık zirveye kadar tırmandı; ancak krizin etkisiyle dünya genelinde talep düşünce de bu fiyat sert bir şekilde 40 doların altına geriledi. Ancak, bunun ardından yine Ortadoğu’da siyasi çalkantılar, özellikle Arap Baharı, Libya’daki iç savaş ve İran’a yönelik yaptırımlar fiyatların yeniden 100 dolar bandına kadar yükselmesine neden oldu. Bu dönem, jeopolitik gelişmelerin petrol fiyatları üzerindeki etkisini en net gösteren örneklerden biri olarak öne çıktı.

 

Bu arada, özellikle ABD’de 2014 yılında hız kazanan “kaya petrolü üretimi”nde yaşanan büyük sıçrama ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) bu artışı dengelemek için arzı kısmaktan kaçınmasının, piyasada ciddi bir arz fazlası yaratmasıyla fiyatlar yeniden 30-40 dolar aralığına kadar geriledi. Bunun ardından, petrole olan talebe bir ağır darbe de, 2020 yılında tüm dünyayı sarsan COVID-19 pandemisinden geldi; küresel petrol talebi kısa sürede yerle bir oldu; öyle ki, 2020 Nisan ayında vadeli petrol kontratları ilk kez negatif fiyatlandı.

 

Elbette, yakın tarihte yine endüstriyi ve dolayısıyla petrol arz-talebini sarsan bir başka gelişme de, 2022 Şubat ayında başlayan Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Bu savaşın patlamasından kısa süre sonra Brent petrol fiyatı 140 dolara kadar yükseldi. 2023’ten itibaren ise İsrail-Hamas savaşı, Kızıldeniz’de gemi saldırıları ve son olarak İsrail-İran gerilimi gibi gelişmeler, Orta Doğu’daki enerji geçiş yollarını tehdit etti. Özellikle dünya petrolünün yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının gündeme gelmesiyle birlikte fiyatlar birkaç gün içinde 69 dolardan 79 dolara fırladı.

 

Bunların ardından, tam da İran rejiminin devrilmesinin yolunu açan büyük toplumsal ayaklanmaların zirve yaptığı sırada, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 28 Şubat’ta verdiği emirle patlayan “ABD&İsrail-İran Savaşı”nın etkisiyle, Brent petrolün fiyatı 8 Mart’ta 108 dolara, 9 Mart’ta da 120 dolara kadar tırmandı. Bu tırmanışın temel etkeni, yine Hürmüz Boğazı’nın kapanması oldu. Özellikle, Çin ve Güneydoğu Asya ülkelerinin enerji kaynağı olan bölgedeki savaş durumu, yalnızca bu enerjinin müşterisi olan ülkeleri değil, aynı zamanda, bu ürünü satan ülkeleri de sarsmaya başladı.

 

Bu konudaki en önemli ve aynı zamanda en dikkat çekici olan da, 1960 yılında Bağdat'ta İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela'nın katılımıyla kurulan OPEC’te oluşan Birleşik Arap Emirlikleri çatlağı oldu. Üye ülkelerin petrol politikalarını koordine etmek ve petrol fiyatlarının istikrarını sağlamak amacıyla beş ülkenin katılımıyla kurulan OPEC’e, daha sonra, Katar, Endonezya, Libya, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Ekvador, Gabon, Angola, Ekvator Ginesi ve Kongo katıldı. Ancak, İran'ın Hürmüz Boğazı'na uyguladığı abluka nedeniyle küresel enerji krizi tırmanırken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 28 Nisan günü yaptığı açıklamada, 1 Mayıs'tan itibaren OPEC’ten ayrılacağını duyurdu.

 

BAE yönetiminin, devlet haber ajansı WAM'a yaptığı açıklamada, "Çabalarımızı ulusal çıkarlarımızın gerektirdiklerine ve yatırımcılarımıza, müşterilerimize, ortaklarımıza ve küresel enerji piyasalarına olan bağlılığımıza odaklamanın zamanı geldi," denildi.

 

BAE'nin bu ani kararı, petrol ihraç eden ülkelere ağır bir darbe vururken, İran'ın Hürmüz Boğazı ablukasının dünya ekonomisi üzerindeki baskısını her geçen gün artırdığı bir dönemde, küresel enerji dinamiklerinin temelden yeniden şekilleneceğine işaret ediyor.

 

Kararın "aynı zamanda ulusal çıkarlar ve ülkenin, özellikle Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki arz dinamiklerini etkileyen aksaklıklardan kaynaklanan ve yakın vadede devam eden jeopolitik dalgalanmalar göz önüne alındığında, piyasanın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına aktif olarak katkıda bulunma taahhüdünden kaynaklandığının” da eklendiği BAE açıklamasında, "Bu karar, BAE'nin uzun vadeli stratejik ve ekonomik vizyonu ve enerji sektörünün gelişimi ile uyumludur. BAE'nin küresel enerji piyasalarının geleceğini öngören sorumlu ve güvenilir bir üretici olarak rolüne olan bağlılığını pekiştirmektedir,” denildi.

 

BAE'nin bu kararı, İran ile yaşanan savaşın uzaması durumunda ekonomik etkileri hafifletmek amacıyla ABD ile finansal destek seçeneklerini görüşmeye başladığının açıklanmasından yalnızca bir hafta sonra geldi.

 

Amerikan The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre, BAE Merkez Bankası Başkanı Halid Muhammed Balama, Washington’da Hazine Bakanı Scott Bessent ile yaptığı görüşmelerde, olası bir likidite krizine karşı dolar erişimi sağlayacak bir swap hattı kurulması fikrini gündeme getirdi. Emirlik yetkilileri, şu ana kadar çatışmanın en ağır ekonomik etkilerinden kaçındıklarını ancak ilerleyen süreçte finansal bir güvenceye ihtiyaç duyabileceklerini ifade etti.

 

ABD’ye ayrıca, İran’a yönelik saldırı kararının kendilerini yıkıcı bir çatışmanın içine çektiğini ileten BAE yetkilileri, dolar sıkıntısı yaşanması halinde petrol satışları ve diğer işlemler için Çin yuanı veya farklı para birimlerine yönelebileceklerini de dile getirdi. Bu gelişmeler de, küresel petrol ticaretinde baskın konumda olan ABD doları açısından dolaylı bir risk olarak değerlendiriliyor. Henüz doğrulanmamış haberlere göre, Suudi Arabistan ve BAE ABD doları yerine Çin yuanı para birimiyle petrol satmaya karar verdiler.

 

Böylece, tarihte ilk büyük uluslararası ticaret yolu olarak bilinen “İpek Yolu”nun bir ucunda konumlanan devasa ülke Çin, yine tarihte ilk kullanıcısı olduğu petrolün yüz milyarlarca dolarlık ticaret hattı olan “Petrol Yolu”nun da belirleyicisi olarak öne çıkıp, “petro-dolar” efsanesini yıkarak, kendi para biriminin efsanesini, “petro-yuan”ı yaratmış oldu.

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.