Levent Gürses - Normale dönüş iki yıl sürecek, Türkiye’yi ihracatta düşüş ve iflaslar bekliyor
Normale dönüş iki yıl sürecek, Türkiye’yi ihracatta düşüş ve iflaslar bekliyor
Levent Gürses
İran savaşı uzuyor, ateşkeste anlaşma sağlanamadı. Enerjideki büyük kriz giderek şiddetlenecek gibi... Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, “Şimdiye kadarki enerji krizlerinin toplamından daha büyük bir krizle karşı karşıyayız” dedi. Hürmüz Boğazı’nda tansiyon artınca petrol fiyatları yeniden 100 doların üzerine çıkarken, altın değer yitirdi; ons 4.675 dolar seviyesine çekildi.
Türkiye cephesinde, ihracatta keskin bir düşüş yaşanırken, savaş nedeniyle en az 2.330 şirketin iflas edeceği uyarısı yapıldı. Diğer yandan 23 Nisan’ı kutladık ama her 10 çocuktan dördü yoksul ve çocuklar okula aç gidiyor.
Savaşla ilgili son gelişmeler şöyle:
İran, Hürmüz Boğazı’nı kapattı, ABD ise boğazın girişini ablukaya aldı, İran ekonomisine zarar vermek, Çin’e petrol-doğal gaz akışını kesmek için giriş-çıkışa izin vermiyor. Geçen hafta İran bir günlüğüne Hürmüz’ü açtığını açıklamıştı, daha sonra ABD ablukayı kaldırmayınca yine kapattı. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da ikinci tur görüşmeler için ateşkes masası kurulamadı. ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ateşkesi geçici olarak uzattığını ve İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin de üç hafta uzayacağını açıkladı.
Ancak, Trump’ın İran ile ateşkesi uzatma kararının süresiz olmadığını, Tahran’ın müzakerelere dönmemesi halinde hava saldırılarına yeniden başlayabileceklerini söylediği belirtiliyor. Ayrıca, Pentagon, Hürmüz Boğazı ve İran’ın askeri kapasitesine yönelik alternatif operasyon planlarını hazır tutuyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında IEA Başkanı Fatih Birol, bir kez daha uyardı. Savaşın yarattığı kayba işaret ederek “Şimdiye kadarki enerji krizlerinin toplamından daha büyük bir krizle karşı karşıyayız,” dedi. Birol, saldırılarda 84 enerji tesisinin zarar gördüğünü ve bunlardan 34’ünün “ciddi ve çok ciddi hasarlı” olduğunu belirterek, “Hürmüz Boğazı güvenli ve herkesi ikna edecek şekilde hemen açılsa bile petrol ve doğal gaz arzının savaş öncesine dönmesini beklemek iyimserlik olur. Bu tesislerde üretimin normal seviyeye dönmesi en az 2 yıl sürebilir, bazıları için bu süreç 2 yılı da geçebilir” dedi.
Geçen haftanın önemli gelişmeleri şöyle:
Hürmüz karıştı, petrol yeniden yükseliyor; 100 dolar barajının üzerinde
Petrol fiyatları, ABD ile İran arasında barış anlaşmasının sağlanamaması ve Körfez’deki nakliye sorunlarının yeniden canlanmasıyla yükselişini sürdürüyor. 24 Nisan Cuma sabahı itibarıyla Brent türü petrolde vadeli işlemler varil başına 105 doların üzerinde seyrederek, ABD-İran barış görüşmelerinin tıkanması ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının arz endişelerini artırmasıyla haftalık yaklaşık yüzde 17’lik bir artışa doğru ilerliyor. Brent petrolün varili, geçen hafta İran’ın Hürmüz’ü açtığını açıklamasının ardından 86 dolara kadar düşmüştü.
Trump’ın “Truth Social” paylaşımları ve İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sürdürme kararı, Tahran ile yenilenecek görüşmelerin olasılığını zorlaştırdı. Trump Perşembe günü yaptığı bir paylaşımda, ABD Donanması’na Boğaz’da mayın döşüren gemileri “vur ve imha et” emri verdiğini söylerken, ABD güçleri Hint Okyanusu’nda İran petrolü taşıyan bir süper tankere de el koydu. Bu arada, Washington Tahran’dan yeni bir resmi teklif beklerken, ABD-İran ateşkesi süresiz olarak uzatıldı; İsrail ve Lübnan arasındaki ateşkes de üç hafta daha uzatıldı. Ateşkes kararlarıyla petrolün varili bir ara 100 doların altına inmişti.
Goldman Sachs analistlerine göre, Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılması ve yeni saldırıların yaşanmaması halinde Basra Körfezi’ndeki ham petrol üretiminin büyük ölçüde toparlanması “birkaç ay” sürebilir. Banka, üretimin Nisan ayında günlük yaklaşık 14,5 milyon varil, yani yüzde 50’den fazla azalabileceğini öngörüyor.
IEA Başkanı Birol: Hürmüz’ün kapalı olması büyük bir enerji güvenliği riski yaratıyor
IEA Başkanı Fatih Birol, büyüklüğü 110 trilyon doları aşan küresel ekonomi için Boğaz’ın kapalı olmasının büyük bir enerji güvenliği riski yarattığını dile getirerek, tüm ülkelerin bundan sonrasında kısa ve orta vadede neler yapılabileceğine ilişkin planları düşünmeye başladığını dile getirdi.
Uzun yıllardır dünya ekonomisinin bu kadar dar bir boğaza bağlı olmasının “akıl karı” olmadığına dikkati çektiklerini söyleyen Birol, Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde ekonominin felce uğrayabileceği uyarısında bulunduklarını ifade etti.
Kısa vade açısından petrol arzında günlük 13 milyon varil ham petrol kaybı olduğu bilgisini veren Birol, şöyle devam etti:
“Dünyanın günlük petrol talebinin 100 milyon varil seviyesinde olduğunu düşündüğümüzde, 13 milyon varil büyük bir kayıp. Doğal gaz tedarikinde de 100 milyar metreküp civarında bir kayıp var. Tüm ikisine baktığımızda, şimdiye kadarki enerji krizlerinin toplamından daha büyük bir krizle karşı karşıyayız. Bu sadece bir petrol ve gaz krizi de değil, dünya ekonomisi için son derece hayati önemde olan bazı emtialar açısından da zor bir durum söz konusu. Gübre, sülfür, helyum ve petrokimya ürünleri gibi arz zincirleri için kritik önemdeki emtialar açısından da çok büyük bir sorun var.”
200 petrol ve 10 LNG tankeri Boğaz’ın açılmasını bekliyor
Birol, Körfez bölgesinde halihazırda 200’ün üzerinde ham petrol ve petrol ürünleri tankeriyle 10 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankerinin dolu beklediğini belirtti.
Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla bu arzın piyasaya geleceğini ve bir nebze rahatlama görülebileceğini ifade eden Birol, “Ancak Hürmüz Boğazı güvenli ve herkesi ikna edecek şekilde hemen açılsa bile petrol ve doğal gaz arzının savaş öncesine dönmesini beklemek iyimserlik olur. Elimizdeki en güncel veriler gösteriyor ki petrol ve gaz sahaları, rafineriler ve LNG terminalleri dahil 84 enerji tesisi şu anda hasar görmüş vaziyette. Bunlardan 34 tanesi de ciddi ve çok ciddi hasar görmüş halde. Bu tesislerde üretimin normal seviyeye dönmesi en az 2 yıl sürebilir, bazıları için bu süreç 2 yılı da geçebilir.” dedi.
“Türkiye için birkaç alternatif var”
Savaşla birlikte tüm ülkelerin alternatif arayışının hızlandığını, alternatif petrol ve gaz güzergahları, teknolojiler, yakıtlar ve enerji partnerlerinin gündeme geleceğini belirten Birol, “Bu kapsamda Türkiye’nin önünde birkaç alternatif var. Türkiye’nin bakması gereken alternatif projelerden biri Basra ile Ceyhan arasında bir boru hattı ve mevcut boru hattının daha da geliştirilmesi. Diğeri de yine Bakü-Ceyhan boru hattının daha da genişletilmesi olabilir.” dedi.
Birol, bu dönemde gündeme gelebilecek projelerin siyasi, finansal ve yasal olarak sağlam bir zeminde oluşturulması gerektiğinin altını çizerek, “Birçok proje birbiriyle rekabet halinde olacaktır. Ama ülkemizin avantajı, Türkiye’ye gelecek olan petrol ve gazın hem Akdeniz hem de Avrupa’ya taşınma ihtimali. Bu da çok önemli bir avantaj.” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa’da savaş şoku, durgunluk habercisi: 16 ay sonra ilk
Yükselen enerji fiyatlarının büyümeyi baskılamasıyla Euro Bölgesi genelinde ekonomik faaliyet, nisanda beklenmedik şekilde yeniden daralma bölgesine geçti. Özel sektör faaliyetlerini ölçen S&P öncü Euro Bölgesi Bileşik Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), nisan ayında 48,6 puana gerileyerek kritik 50 eşik seviyesinin altına indi. Böylece endeks, 16 ay sonra ilk kez büyüme ile daralma sınırının altına düşmüş oldu.
S&P Global Market Intelligence, Ortadoğu’daki çatışmanın etkisiyle hızla yükselen fiyatların, Covid-19 pandemisi dönemi hariç tutulduğunda, “2000 yılından bu yana kaydedilen en büyük maliyet baskısı artışına” yol açtığını belirtti.
- Rowe Price ekonomisti Tomasz Wieladek, anket verilerinin yüksek enflasyon ile zayıf büyümenin bir arada görüldüğü “stagflasyon bölgesine” açık biçimde işaret ettiğini söyledi. Wieladek, güven göstergelerindeki hızlı bozulmanın, Euro Bölgesi ekonomisinin “hatta resesyona doğru kayıyor olabileceği” yönündeki kaygıları artıracağını belirtti.
“Savaş en az 1 milyar varil petrol kaybına sebep olacak”
Küresel emtia alım satım şirketi Vitol CEO’su Russell Hardy, İran savaşı en az 1 milyar varil petrol kaybına sebep olacağını söyledi.
Hardy, İran’daki savaşın küresel petrol arzında 600 ila 700 milyon varil kayba sebep olduğunu, savaşın ardından piyasalar toparlanana dek bu miktarın en az 1 milyar varil petrole ulaşacağını söyledi. Hardy, İran’daki savaşla birlikte ortaya çıkan arz krizinde hidrokarbon arzında günlük 12 milyon kayıp yaşandığını, petrol talebinin ise günlük 4 milyon varil düştüğünü söyledi. Hardy ayrıca, savaş sebebiyle 300 ila 400 milyon varillik yakıt stokunun kullanılacağını belirtti.
Hürmüz’de aç kapa altının dengesini bozdu
Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kısa süreli açılmasıyla geçen haftanın son işlem gününde (17 Nisan) onsu 4.850 doların üzerine çıkan altın, bu enerji geçiş yolunun kapanması, ateşkese dair sinyallerin azalması ve ortamın gerginleşmesiyle yeniden düşüşe geçti. 24 Nisan Cuma sabahı altının ons fiyatı 4.695 dolardan işlem görüyor. Bu haftalık olarak yüzde 3 kayıp demek. Böylece savaşın başlangıcından bu yana yüzde 10,5 değer kaybetmiş oldu.
Ortadoğu’da sekizinci haftasına giren ABD-İran savaşı, piyasalarda güvenli liman olarak görülen altın fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açtı. Savaş başlamadan önce 5.247 dolar seviyesinde bulunan ons altın, çatışmaların etkisiyle önce yükselişe geçerek 5.434 dolar ile zirveyi gördü. Ancak devam eden süreçte satış baskısının artmasıyla en düşük 4.124 dolara kadar geriledi.
Morgan Stanley de umudunu kesti, frene bastı
ABD merkezli Morgan Stanley, ons altın için 2026 beklentisini 5 bin 700 dolardan 5 bin 200 dolara düşürdü. Son haftalardaki sert satışlar sonrası yapılan revizyona rağmen banka, mevcut seviyelere göre hâlâ yükseliş potansiyeli olduğunun altını çizdi.
Son altı haftada yaşanan sert satış dalgası, bu kararın arkasındaki en önemli neden olarak öne çıktı. Bankaya göre, yine de merkez bankalarının talebi, küresel para birimlerinde değer kaybı endişeleri ve jeopolitik riskler altın fiyatlarını desteklemeye devam ediyor.
Altın fiyatlarındaki geri çekilmede üç ana faktör belirleyici oldu. Bunlar; merkez bankalarının altın alımlarının yavaşlaması, ETF’lerden güçlü para çıkışı yaşanması, teknik seviyelerin kırılmasıyla satışların hızlanması olarak sıralandı.
Kriz derinleşirken iflas dalgası da büyüyecek; bu yıl 2.330 şirket sırada
Ortadoğu’daki savaşla şirketleri zor bir dönem bekliyor. İnşaat, perakende ve hizmetler sektörü risk altında. Enflasyon ve işsizlik daha da artacak. Nefes gazetesinden Şehriban Kıraç’ın haberine göre, ticari alacak sigortası şirketi Allianz Trade’ın, 2026 için iflas öngörülerinin yer aldığı raporda; 2026-2027 döneminde Orta Doğu’daki savaş, küresel ölçekte yaklaşık 15 bin ek şirketin iflasına yol açacağı belirtildi. Böylece küresel şirket iflasları bu yıl yüzde 6 artacak. Böylece, iflaslar üst üste beşinci yıl artmış olacak. Geçen yıl Türkiye’de toplam 2 bin 131 firma iflas ederken, bu yıl sayı yüzde 9 artışla 2 bin 330’a yükselecek.
Allianz Trade’e göre, Türkiye’de iflaslar küresel ortalamanın üzerine çıkarak yüzde 9 artacak. Kuruma göre, 2025’te Türkiye’de iflas eden firmaların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 57 artışla 2 bin 131’i bulmuştu. 2027’ye gelindiğinde ise bu sayı 2 bin 120 olacak. 2016 ile 2026 arasında Türkiye’deki iflasların yüzde 12 artması bekleniyor. Rapora göre, Türkiye, bu yıl 45 ülke arasında iflasların en fazla artacağı 6’ıncı ülke konumunda bulunuyor.
2.2 milyonun işi tehlikede
2026’da küresel şirket iflaslarında yüzde 6 artış senaryosuna göre Allianz Trade, doğrudan risk altında olan istihdamın 94 bin kişilik artışla 2.2 milyon kişiye ulaşacağını tahmin ediyor. İnşaat, perakende ve hizmet sektörleri en fazla risk altındaki alanlar olacak. Şirket iflasları nedeniyle risk altındaki istihdam, ABD ve Avrupa’daki toplam işsiz sayısının yüzde 6’sına karşılık geliyor” diye konuştu.
Savaş ihracatı vurdu, özelikle İstanbul’da %22 gerileme var
Ticaret Bakanlığı, 2026 yılı Ocak-Mart dönemine ait ihracat rakamlarını kamuoyuyla paylaştı. Verilere göre Türkiye’nin dış satımı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3,1 oranında azalarak 63 milyar 279 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bakanlık, düşüşün temel nedeni olarak ABD-İsrail’in İran’a yönelen saldırıları ile çıkan savaş ve “takvim etkisi” olarak açıkladı.
Ticaret Bakanlığı verilerine göre, ülkenin en çok ihracat yapan şehri olan İstanbul’da devasa gerileme kaydedildi. 2025 yılı Mart ayında 4 milyar 876 milyon dolar ihracat yapan İstanbul, 2026’nın aynı ayında sadece 3 milyar 816 milyon dolarda kaldı. Gerileme yüzde 21,7 olarak hesaplandı. Yurdun üretim ve ihracatta lider kentlerinde gerileme dikkati çekti. İlk üç kentin ihracat performansı şöyle oldu:
- İstanbul: 3 milyar 816 milyon dolarlık ihracatla yıllık yüzde 21,7 gerileme.
- Kocaeli: 3 milyar 159 milyon dolarlık ihracatla yıllık yüzde 1,6 gerileme.
- İzmir: 2 milyar 8 milyon dolarlık ihracatla yıllık yüzde 4,5 gerileme.
Merkez Bankası faizi sabit tuttu; %37
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37 seviyesinde sabit bıraktı. Kurul ayrıca, gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını da yüzde 35,5’te bırakma kararı aldı. PPK metninde, “Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” ifadelerine yer verildi.
Merkez Bankası’nın karar metninde, “enflasyon üzerindeki olası etkiler ve ikincil etkilerin” altı çizilerek, küresel enerji ve diğer emtia fiyatlarının enflasyonu sıçratacağı kaygısı dile getirildi.
Prof. Dr. Kozanoğlu: Merkez’in stagflasyon korkusu
Birgün gazetesi yazarı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, Merkez Bankası’nın faiz kararı ile ilgili yazısında; “Politika metnine, “Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır” cümlesinin eklenmesi, faiz artışı seçeneğinin masada olduğu, ama tercih edilmediği (veya “yukarıdan” bu hamleye onay alınamadığı) şeklinde de yorumlanabilir. Aslında basın duyurusunun ikinci paragrafında; “Ana eğilimin bu nisan ayında bir miktar yükseleceği” ifadesiyle enflasyon endişesi, hemen ardından “göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken” vurgusuyla ise durgunluk korkusu seziliyor. Enflasyonla durgunluğun bir arada gözlenmesi olgusu da bilindiği üzere “stagflasyon” olarak adlandırılıyor” dedi.
Bürümcekçi: Bir süre daha mevcut duruşun korunacağı sinyali
Ekonomist Haluk Bürümcekçi, “TCMB, para politikası duruşuna ilişkin ana mesaj cümlesine ‘enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurguladığı’ eklemesini yaparak bir süre daha mevcut duruşun korunacağı sinyalini vermiştir” dedi.
Yılın ikinci Enflasyon Raporu’nun 14 Mayıs’ta açıklanacağını, mayıs ayında PPK toplantısı olmadığını ve takip eden ilk toplantının 11 Haziran’da yapılacağını dile getiren Bürümcekçi, TCMB’nin savaşı olağanüstü gelişme kapsamında kabul ederek enflasyon ara hedef ve tahmin aralığını belirgin şekilde yukarı revize etmesinin beklenebileceğini söyledi. Bürümcekçi, ateşkes sonrası döviz alımlarının başlamasıyla yeniden likidite fazlası oluşmaya başladığını dile getirdi.
Nazlıaka: 10 çocuktan 4’ü yoksul, okula aç gidiyorlar
CHP’li Aylin Nazlıaka, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile ilgili yaptığı açıklamada, “Bugün Türkiye’de her 10 çocuktan 4’ü yoksulluk ve dışlanma tehdidi altında. Üstelik de bu TÜİK rakamı. Çocuklar okula aç gidiyor. Okulda aç kalıyor. Ve temiz suya erişemiyor. İSİG Meclisi’ne göre 2013’ten bu yana her yıl ortalama 60-70 çocuğumuz iş cinayetine kurban ediliyor. Çocukları korumak, vatanı korumak demektir,” dedi.
İktidarın çocukları koruyamadığını belirten Nazlıaka, “Bugün Türkiye’de her 10 çocuktan 4’ü yoksulluk ve dışlanma tehdidi altında. Üstelik de bu TÜİK rakamı. Gerçek rakamı gelin siz tahmin edin. Çocuk yoksulluğunda OECD ülkeleri içerisinde Kosta Rika’dan sonra ikinci sırada yer alıyoruz. 2023 öncesinde seçimlerden önce ne demişti iktidar? ‘Çocuklara ücretsiz öğün vereceğiz.’ Fakat seçim oldu. Vermeyeceklerini açıkladılar. Gerekçe neydi? ‘Bütçemiz yok,’ dediler. Bakıyorsunuz, israfa gelince bütçe var. Devletin bazı temsilcilerinin keyfi, lüks harcamalarına gelince, bütçe var. Faiz söz konusu olunca bütçe var. Ama çocuklar söz konusu olduğunda bütçemiz yok, öyle mi? Okullarda ücretsiz öğün bir tercih değil. Bu bir sosyal devlet olmanın zorunluluğudur,” diye konuştu.
“Yoksulluk en sert biçimde çocukların hayatına çöküyor”
Birgün yazarı Yalçın Karatepe, 23 Nisan nedeniyle kaleme aldığı “Çocuk Yoksulluğu” başlıklı yazıda, “2025 verilerine göre Türkiye’de 21 milyon 375 bin çocuk var. Yani bu ülkenin her dört kişisinden biri çocuk. Ve bu çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk ya da sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Her on çocuktan neredeyse dördü. Bu, başlı başına bir toplumsal alarmdır. Üstelik toplam nüfusta bu oran yüzde 27,9 iken çocuklarda tablo çok daha ağırdır. Demek ki bu ülkede yoksulluk rastgele dağılmıyor; en sert biçimde çocukların hayatına çöküyor,” dedi.
Çocuk yoksulluğu yalnızca bir sosyal sorun olmadığını, bunun düpedüz sınıfsal bir sonuç olduğunu belirten Karatepe, “Çünkü ücretlerin baskılandığı, kamusal harcamaların kısıldığı, sosyal korumanın zayıflatıldığı her dönemde en ağır yükü en korunmasız kesimler çeker. Çocuklar da o listenin en başında yer alır. Uygulanan programın çocukların hayatında nasıl karşılık bulduğunu eğitim verileri de gösteriyor. Ortaöğretim tamamlama oranı yüzde 81,3. Yani her beş gençten biri liseyi tamamlayamıyor. Özellikle erkek çocuklarında tamamlama oranının yüzde 79,2’ye kadar gerilemesi, geçim derdiyle çocuk yaşta işçiliğe zorlanmanın bir göstergesidir. Düzen, çocukların yalnızca bugününden çalmıyor, geleceklerinden de çalıyor” diye yazdı.
CHP sordu: 2023-26 arasında kaç çocuk, iş kazalarında can vermiş, kaçı yaralanmıştır
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, ekonomik krizin çocuklara etkisini soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı. Karasu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a, “Derinleşen ekonomik kriz, artan yoksulluk ve eğitimden kopuş verileri de dikkate alındığında, çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik ilave bir eylem planı hazırlanmış mıdır? 2023-2026 yılları arasında kaç çocuk, iş kazalarında can vermiş, kaç çocuk yaralanmıştır” diye sordu.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen, denetim yetersizliği ve kayıt dışı istihdam nedeniyle çocukların devlet eliyle yeterince korunamadığını belirten Karasu, soru önergesinde çocuklarla ilgili istatistiklere yer verdi.
Türkiye’de her üç çocuktan birinin yoksulluk veya sosyal dışlanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu, TÜİK’in açıkladığı son verilere göre, 2025 yılında çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşadığını vurgulayan Karasu, 5 yaş altı çocuklarda okullaşma oranı önceki yıla göre düştüğünü, ortaöğretim seviyesinde okul tamamlama oranı yüzde 81,3 olduğunu, ekonomik krizin çocukları okuldan kopararak çalışmaya ittiğini vurguladı.
Yeni Şafak yine Şimşek’i eleştirdi: “Reçete tutmadı, program çöktü”
İktidara yakın Yeni Şafak gazetesi, iktidarın enflasyonla mücadele propagandasıyla yürüttüğü “kemer sıkma” programının başarısız olduğunu yazdı; uygulanan ekonomi reçetesinin piyasaları kilitlediğini ve çöktüğünü ilan etti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i yine hedef alan iktidara yakın Yeni Şafak gazetesi hafta başında “Şimşek’in enflasyonla mücadele programı çöktü” manşetiyle çıktı. Yeni Şafak daha önce de Şimşek’i ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ı hedef alan haberler yapmıştı. Yeni Şafak’ın bu haberi 2021 yılında Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’a yapılan operasyonu akıllara getirdi.
Uzun süredir özellikle orta vadeli program (OVP) ve faiz üzerinden Bakan Mehmet Şimşek’e yönelik eleştirel haber diliyle öne çıkan, iktidara yakın gazetelerden Yeni Şafak, haberde Şimşek’in 2026 için açıkladığı yüzde 8,5’lik enflasyon hedefinin en iyimser tahminle yüzde 29 seviyesinde kalacağı belirtilerek, hedefle gerçekleşme arasında “büyük sapma” olduğu yorumu yapıldı.
Haberde, yüksek faiz politikasının üretim ve yatırımı baskıladığı, buna rağmen enflasyonu düşürmede etkili olmadığı ifadeleri yer aldı. Haberde, uygulanan ekonomi programının reel sektöre zarar verdiği ve hedeflerden giderek uzaklaşıldığı dile getirildi.
“Binlerce fabrika kapandı, kapanmaya devam ediyor”
Haberde öne çıkan kısımlar şöyle: “Haziran 2023’te ekonomide yapılan politika değişikliğinin ardından duyurulan ilk orta vadeli programda ortaya konulan enflasyon hedefi ile gerçekleşen rakamlar arasında büyük uçurum oluştu. Şimşek 2026 enflasyonunu yüzde 8,5’a indireceği sözünü verdi. Ancak 2026 enflasyonu en iyimser tahminle yüzde 29 olarak gerçekleşecek. Yani hedef ile gerçekleşen arasında yüzde 350 oranında sapma meydana geldi.
“Eylül 2023’te duyurulan orta vadeli programa göre enflasyon 2023 yılında yüzde 65’e. 2024 yılında yüzde 33’e. 2025’te yüzde 15 ve 2026’da ise yüzde 8,5’e indirilecekti. Bu hedefleri tutturmak için faizler yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye çıkarıldı.”
“Mehmet Şimşek’in yürüttüğü yüksek faiz politikası, enflasyonu düşüremezken reel sektöre de büyük darbe vuruyor. Binlerce firma konkordato ilan etti binlerce fabrika ya kapandı ya da zararına üretim yapıyor. İmalat sektörünün kârlılığı hızla düşünce yatırıma gidecek fonlar da yüksek gelir nedeniyle faize yatırılıyor.”
Mehmet Şimşek’ten enflasyonla mücadelede yorumu: “Duralım yaklaşımı miyopik”
Enflasyonla mücadele konusunda değerlendirmelerde bulunan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, eleştirilere yanıt verdi. Şimşek, “‘Bu enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım’ yaklaşımları var. Bu çok miyopik bir yaklaşımdır. Çünkü kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü, tabii ki düşük enflasyondur” dedi. Orta Vadeli Program’ın (OVP) işe yaradığını ve sonuç verdiğini savunan Şimşek, “Bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirlerin politikasından ibarettir. Bunu söylemek o dokümanı reddetmek demektir veya okumamış olmak, bakmamış olmak demektir” şeklinde konuştu.
S&P: Kredi notu artışı için enflasyonun iyileşmesi şart
S&P Global Ratings, Türkiye’nin kredi notunu “BB-/B”, görünümünü “durağan” olarak teyit etti. Kuruluş, enerji fiyat şoku ve rezervlerdeki seyri kritik riskler olarak işaret ederken, not artışı için enflasyon ve güvenin iyileşmesine dikkat çekti.
Açıklamada, not görünümünün “durağan” olarak korunmasının, Türkiye ekonomisinin devam eden enerji fiyat şokunu, yetkililerin sıkı para politikası ve ücret belirleme politikalarını sürdürmesi ile döviz rezervlerinde ilave erimenin önlenmesi varsayımıyla atlatacağı yönündeki değerlendirmeyi yansıttığı ifade edildi. Küresel enerji fiyatlarının daha uzun süre yüksek seyretmesinin bu varsayımlar açısından risk oluşturduğu belirtilirken, Türkiye’nin döviz rezervlerinde toparlanma sağlanması, Türk lirasına yönelik uzun vadeli güvenin yeniden tesis edilmesi ve enflasyonun tek haneli seviyelere düşürülmesinde daha fazla ilerleme kaydedilmesi halinde kredi notunun yükseltilebileceği bildirildi.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran önce eleştirdi sonra çark etti
“Bu program KOBİ’lere, sanayiciye, iş insanına iyi gelen bir program değil” diyerek Şimşek programını eleştiren İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, daha sonra üzüntülerini ifade ederek bir anlamda özür diledi.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, “Bu program KOBİ’lere, sanayiciye, iş insanına iyi gelen bir program değil. Bu program aslında devletin kasasını tekrar doldurmaya ve ekonomide bozulan dengeleri yerine getirmeye odaklı bir program... Sadece yıl sonunu getirip, bu ekonomi programından çıkmamız ve yeni bir ekonomi programına geçmemiz dışında nefes alınacak ya da umutlanacak bir yer görünmüyor. Enflasyonla mücadele konusunda içinde bulunduğumuz konjonktür böyle bir program yürütmeye imkan vermiyor... Enflasyon artık kaçınılmaz, tüm dünyada yüksek seyredecek,” demişti.
Daha sonra, bir televizyon programına katılan Aran, bu sözleri nedeniyle, Hazine ve Maliye Başkanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan için, “Her ikisini de üzmüş olmaktan, yıpratmış olmaktan dolayı son derece üzgünüm. Bu üzüntümü ifade etmek istiyorum. İkisi de bunu hak etmiyor. İkisi de bu programın başarısı için belki bu ülkede herkesten çok çalışıyorlar. Bu insanlara haksızlık etmek adaletsizlik olur,” dedi.
Kapasite kullanımı hafif artsa da birçok sektörde bantlar boş
Merkez Bankası, Nisan ayı imalat sanayi kapasite kullanım verilerini yayımladı. Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı, bir önceki aya kıyasla 0,5 puan artarak Nisan 2026’da ancak yüzde 73,8 seviyesine ulaşabildi. Çarklar Nisan’da da tam kapasite çalışamadı. En düşük kapasite kullanım oranları yüzde 59,7 ile deri, yüzde 62,9 ile içecek ve yüzde 65,3 ile makine ve ekipman sektörlerinde görüldü. Tüketim mallarında kapasite yüzde 71,5’e gerilerken dayanıklı tüketim mallarında oran yüzde 68,9 oldu.
Reel Kesim Güven Endeksi Nisan’da 1,4 puan azaldı
Merkez Bankası, Nisan ayına ilişkin İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksini (RKGE) açıkladı; Reel Kesim Güven Endeksi Nisan’da 1,4 puan azalarak 98,6 oldu. Mevsimsellikten arındırılmamış RKGE bir önceki aya göre 0,4 puan azalarak 100,6 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran Eylül 2025’ten beri son yedi ayın en düşüğü.
Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, sabit sermaye yatırım harcaması ve mevcut toplam sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkiledi; son üç aydaki toplam sipariş miktarı, genel gidişat, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, gelecek üç aydaki üretim hacmi, mevcut mamul mal stoku ve gelecek üç aydaki toplam istihdama ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.
Tüketici güveninde sınırlı yükseliş
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayına ilişkin tüketici güven endeksi verilerini açıkladı. Tüketici güven endeksi, nisanda aylık bazda yüzde 0,5 artarak 85,5’e yükseldi. Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, nisanda aylık yüzde 1,4 gerileyerek 72,8’den 71,8’e düştü. Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, martta 85,6 iken yüzde 2,1 artarak nisanda 87,5 oldu. Geçen ay 79,1 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 0,9 azalışla 78,3 olarak hesaplandı.
Dış borca iki ayda dev faiz ödendi; 4,4 milyar dolar
Hem içerde hem de dışarda dünyanın en yüksek faiz oranlarıyla borçlanan Türkiye’nin bu yılın ilk iki aylık döneminde dış borçları için yaptığı faiz ödemesi yüzde 10,8 oranında artarak 4,4 milyar dolara kadar yükseldi. Bu ödemenin 1,8 milyar dolarını Merkez Bankası ve kamu kesimi yaparken, 2,6 milyar dolarlık kısmını ise bankalar ve reel sektör gerçekleştirdi. Türkiye’nin orijinal vadesine bakılmaksızın, geri ödemesi bir yıl içerisinde yapılması gereken dış borcu bu yılın ilk iki ayında 13,7 milyar dolar artarak 239,2 milyar dolara çıktı.
Bu ödemenin 12,3 milyar dolarını Hazine, 578 milyon dolarını yerel yönetimler, 45,5 milyar dolarını kamu bankaları, 563 milyon dolarını KİT’ler, 24,4 milyar dolarını ise Merkez Bankası yapmak zorunda bulunuyor. Gelecek 12 aylık dönemde özel sermayeli bankaların 68,3 milyar dolar, bankacılık dışı finans kuruluşlarının 6,1 milyar dolar, reel sektörün ise 81,5 milyar dolar ödeme yapacak. Dış borç stoku 2025 sonu itibarıyla 520 milyar dolar düzeyindeydi. Stokun yüzde 45’i bir yıl içinde ödenmesi gereken borçlardan oluşuyor. 239,2 milyar dolarlık anapara ödemesinin yanı sıra ülkenin 25 milyar dolar civarında da dış borç faizi ödemesi gerekiyor.
Vergi yükü arttı sıralamada fırladık
2025’te ücretler üzerindeki vergi yükü 0,76 puan artışla yüzde 40,3’e çıktı. Çalışanlar üst vergi oranlarına sürüklenirken, ülke OECD ortalamasının üzerine yerleşti. Türkiye, 38 ülkede vergi yükünde 14’üncü sırada. Birgün gazetesinden Havva Gümüşkaya’nın haberine göre, OECD Ücretlerin Vergilendirilmesi 2026 Raporu’nda 38 OECD ülkesinde ücretlilerin 2025 ve önceki yıllara ilişkin vergi yükleri analiz edilirken çalışanın işverene maliyeti ile eline geçen net gelir arasındaki farkı gösteren vergi takozu başta olmak üzere çeşitli istatistiklere yer verildi.
OECD genelinde ortalama olarak, bekar ve çocuksuz bir çalışan için vergi takozu 2025 yılında 0,15 puan artarak yüzde 35,1’e yükseldi. Türkiye ise tek bir çalışan için yüzde 40,3’lük bir vergi yüküyle OECD ortalamasının üzerinde kaldı. Önceki yıl ücretler üzerindeki vergi yükü sıralamasında yüzde 39 ile 19’uncu sırada yer alırken 2025’te 14’üncü sıraya yükseldi.
Sıralamaya bakıldığında Türkiye’nin yüksek gelirli ülkelerin ardından gelmesi dikkati çekti. En yüksek vergi yükünün olduğu ülkeler sıralamasında Belçika, Almanya, Fransa, Avusturya, İtalya, Slovenya, Slovakya, Estonya, Finlandiya, İspanya, Çekya, Macaristan ve İsveç’in ardından Türkiye geliyor. 2024’ten 2025’e geçerken Türkiye’de vergi takozu 0,76 puan arttı.
Dört kişilik ailenin açlık sınırı 33 bin 369 lira oldu
Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi; BİSAM’ın araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin günlük zorunlu gıda harcaması 1.112 lira olarak hesaplanırken, bütçede en büyük payı yüzde 29,3 ile süt ve süt ürünleri aldı. Dört kişilik ailenin sağlıklı beslenme için açlık sınırı 33 bin 369 lira oldu. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma ve ulaşım gibi diğer temel giderler de eklendiğinde bir ailenin yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise 109 bin 630 lira olarak gerçekleşti.
Araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda için günlük yapması gereken harcama tutarı 1112 lira oldu. Günlük harcamalarda en yüksek maliyet grubunu 325,4 liralık harcama gereksinimi ve yüzde 29,3’lük pay ile süt ve süt ürünleri oluşturdu. Bu grubu, 285,34 liralık harcama ve yüzde 25,7’lik pay ile sebze ve meyveler takip etti.
CHP’li Gürer: Yük vatandaşın sırtında, icra dosyaları büyüyor
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kredi kartı ve tüketici kredisi borçları için faiz ve gecikme yükünün silinmesini, anaparanın ise yapılandırılmasını öngören kanun teklifi sundu. Mevcut yapılandırma uygulamalarının sorunu çözmediğini vurgulayan Gürer, uzun vadeye yayılan borçların toplamda daha da arttığını, bu nedenle kalıcı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi.
Vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kredi ve kredi kartlarına yöneldiğini ifade eden Gürer, ekonomi yönetiminin “mali disiplin” söylemine rağmen bu disiplinin büyük ölçüde vatandaşın omuzlarına yüklendiğini ifade etti.
Gürer, vatandaşın ödediği her 100 liralık verginin 26 lirasının faize gittiğini, bütçeden yapılan harcamalarda ise her 100 liranın 20 lirasının faiz ödemelerine ayrıldığını söyledi. Gürer, bu tablonun sürdürülebilir olmadığını vurguladı.
Vatandaşın bankalara olan borcunun hızla arttığını dile getiren Gürer, bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının toplamda 6 trilyon 510 milyar liraya ulaştığını belirtti. Yıl başından bu yana toplam artışın 652 milyar lirayı bulduğunu kaydeden Gürer, bireysel kredilerin 3 trilyon 330 milyar liraya, kredi kartı borçlarının ise 3 trilyon 181 milyar liraya çıktığını ifade etti.
İcra dosyalarındaki artışa da dikkat çeken Gürer, 2026’nın ilk aylarında icra dairelerine gelen dosya sayısının 3 milyon 71 bine ulaştığını, toplam derdest dosya sayısının ise 24 milyon 699 bine çıktığını ifade etti. Son bir yılda dosya sayısının 1 milyon 519 bin arttığını belirten Gürer, ekonomik sıkıntının toplumun tüm kesimlerine yayıldığını söyledi.
Firmaların net döviz açığında yükümlülükler tarihi zirvede
Finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı şubatta 200 milyar 281 milyon dolarla Temmuz 2018’den bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Reel kesimin yükümlülükleri ise toplam 384 milyar 965 milyon dolar ile tarihi zirvesini gördü. Merkez Bankası verilerine göre, şubatta önceki aya kıyasla finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıkları 1 milyar 226 milyon dolar, yükümlülükler ise 4 milyar 468 milyon dolar arttı. Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı, 3 milyar 242 milyon dolar artarak 200 milyar 281 milyon dolara yükseldi.
Reel kesimin yükümlülükleri ise toplam 384 milyar 965 milyon dolar ile tarihi zirvesini gördü. Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında, şubatta yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler ocak dönemine göre 10 milyon dolar azalırken, uzun vadeli krediler 1 milyar 230 milyon dolar arttı.
Sabancı’nın kısa vadeli borçları alacaklarının çok üzerindeydi
Ekonomist Barış Soydan, Sabancı Grubu'nun son günlerdeki şirket satışına dikkat çekerek, kısa vadeli borçlarına dikkat çekti. Soydan şu yorumu yaptı: “Sabancı bir haftada 2 şirketini sattı: Carrefoursa ve Akçansa. Holding’in kısa vadeli borçları alacaklarının çok üzerindeydi ve bir yerden para bulması şarttı. A101+BİM+Migros oligopol konumunda, bu satın alma oligopolü daha da kemikleştirecek. Rekabet Kurumu’nun izin verip vermeyeceğini izleyelim.”
Arçelik, Asya pazarından çekiliyor, hisseleri Hitachi’ye devretti
Arçelik, küresel ortaklığı Hitachi Global Life Solutions içindeki yüzde 60 hissesini devretme kararı aldı. Çin ve Tayland’daki üretim ve Ar-Ge tesislerini de kapsayan anlaşma, Asya’daki üretim ağında önemli bir el değişimine işaret ediyor. Şirket, Arçelik Hitachi Home Appliances B.V. bünyesindeki yüzde 60’lık payını ortağı Hitachi Global Life Solutions’e devrediyor.
halktv.com.tr’de yer alan habere göre, imzalanan sözleşmeye ile; 205 milyon dolar kapanış aşamasında peşin olarak ödenecek. Kapanışı izleyen üç yıl içinde ise toplam 56 milyon dolar tutarında ertelenmiş ödeme tahsil edilecek.
Ayrıca, devir tarihindeki nakit durumuna göre ek bir fiyat düzeltmesi de yapılabilecek. Bu satış sadece bir hisse devriyle sınırlı kalmayacak. Arçelik Hitachi çatısı altındaki 12 bağlı ortaklığın yanı sıra, şirketin teknoloji ve üretim gücünü temsil eden Çin ve Tayland’daki üretim tesisleri ile Ar-Ge (Araştırma ve Geliştirme) merkezleri de devredilecek. Bu durum, Arçelik’in Asya pazarındaki üretim ağırlığının el değiştirmesi anlamına geliyor.
Satışın arkasında yatan stratejik nedenlerden biri de Hitachi’nin ev aletleri bölümünü Japon perakende devi Nojima Corporation ile kuracağı yeni ortaklığa dahil etme planı. Arçelik Hitachi’nin, nihai olarak Nojima’nın kontrolündeki yeni bir yapıya devredilmesi hedefleniyor. Eğer Nojima ile süreç tamamlanamazsa, hisseleri doğrudan Hitachi satın alacak.
Türk havacılık devi Onur Air iflas etti
Havacılık sektöründe bir döneme damga vuran Onur Air için yılan hikayesine dönen hukuki süreçte beklenen son geldi. 1992 yılında kurularak Türkiye’nin havacılık tarihindeki ilk özel teşebbüslerinden biri olan dev şirketin iflası, yerel mahkeme tarafından resmen tescil edildi.
Yeniçağ’da yer alan habere göre 2025 yılının Kasım ayında istinaf tarafından bozulan ve hukuki süreci sil baştan başlatan karar, davanın geri gönderildiği Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yeniden hükme bağlandı.16 Nisan 2026 tarihinde saat 11:28 itibarıyla verilen bu kararla birlikte, Onur Air Taşımacılık A.Ş. için tasfiye süreci 2026/25 sayılı iflas dosyası üzerinden resmen başlatılmış oldu. Bir zamanlar 29 uçaklık dev Airbus filosu ve 1.600’ü aşkın personeliyle gökyüzünde devleşen şirket, 25 ülkede 120’den fazla noktaya uçuş gerçekleştiriyordu. Faaliyet gösterdiği çeyrek asırlık süreçte 90 milyondan fazla yolcu taşıyan Onur Air, 2013 yılında 250 milyon dolarlık dev bir satış işlemiyle de gündeme oturmuştu.
TMSF yönetimine el koyduğu TELE1’i açık artırmayla satışa çıkardı
Gazeteci Merdan Yanardağ’ın kurucusu ve sahibi olduğu ancak Yanardağ’ın gözaltına alındığı günün akşamında TMSF’nin kayyım olarak atandığı TELE1 kanalı satışa çıkarıldı. TMSF kanal için 28 milyon liralık muhammen bedel belirledi. Açık artırma usulü yapılacak ihale için son teklif verme tarihi 16 Haziran 2026 olarak duyuruldu.
TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ “casusluk” iddiasıyla 24 Ekim’de gözaltına alınmış, daha sonra tutuklanmıştı. Kanalın satışa çıkarılmasına tepki gösteren Yanardağ, “Çok net; 28 milyon lira bir yağma fiyatıdır. Burada ilk kez bir bilgiyi açıklayacağım: geçen yıl Tele1’e bu paranın 15 katı teklif edildi, satmadık. Fiyatın istersek daha yukarıya çıkarabileceği bilgisi de geldi” açıklamasını yaptı.
Akçay, TCMB’den sessiz sedasız ayrıldı
Dr. Cevdet Osman Akçay, Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevinden ayrıldı. Akçay’ın ismi bankanın yönetim listelerinden çıkarıldı. Akçay’ın bu ay içinde emekliye ayrılmasının beklendiği bilinirken Merkez Bankası tarafından konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.
2009-2018 yılları arasında Koç Grubu’na ait Yapı Kredi Bankası’nda başekonomist olarak görev yapan Osman Cevdet Akçay, 28 Temmuz 2023 tarihinde TCMB Başkan Yardımcılığı görevine atanmıştı.
Üç hafta önce katıldığı bir etkinlikte son kez basının karşısına çıkan Akçay, “Asgari ücreti yüksek bir yere çekeyim en azından işçi kurtulsun demek, dünyanın en kötü fikri” açıklamasıyla okları üzerine çekmişti. Akçay, enflasyonla mücadelede ücretlerin daha da baskılanması gerektiğini savunmuş ve “Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım” ifadelerini kullanmıştı.
Kanada Başbakanı Carney: ABD ile yakınlık artık bir zayıflık
Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD ile uzun yıllara dayanan yakın ekonomik ilişkilerin artık Kanada açısından bir “zayıflığa” dönüştüğünü söyledi. 10 dakikalık bir video mesajda konuşan Carney, Kanada’nın tek bir ülkeye aşırı bağımlılıktan çıkması gerektiğini belirtti. “Dünya daha tehlikeli ve daha bölünmüş halde” diyen Carney, ABD’nin ticaret politikasında köklü bir değişime gittiğini ve gümrük tarifelerini Büyük Buhran döneminden bu yana görülmeyen düzeylere çıkardığını ifade etti.
Carney, “Kendimize bakmak zorundayız çünkü tek bir yabancı ortağa güvenemeyiz. Komşularımızdan gelen sarsıntıyı kontrol edemeyiz. Bunun bir anda sona ereceği umuduyla geleceğimizi kuramayız” ifadelerini kullandı.
Hem rakip ülkelere hem de müttefiklere dönük gümrük tarifesi tehditleriyle küresel ticaret ilişkilerini krize sokan ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’nın ABD’nin bir eyaleti olması gerektiğine dair çıkışları da Kanada kamuoyunda tepki yaratmıştı.
ABD, Japonya’yı çökerttiği gibi Çin’i de çökertebilir mi?
Ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, son yazısında Japonya’nın küresel ekonomideki çöküşü ile Çin’i karşılaştırdı ve şöyle sordu: 40 yıl önce dünya GSYH’sindeki payı yüzde 15 olan Japonya’nın payı niçin yüzde 5’e düştü? 80’lerin sonlarında dünyanın en büyük bankaları olan Japon bankalarına ve teknoloji devi Japon firmalarına ne oldu? Çin’e de aynı şeyler olur mu? ABD, Japonya’yı çökerttiği gibi Çin’i de çökertebilir mi?
Eğilmez’in yanıtı da şöyle: O iş öyle kolay değil. Daha büyük iç pazar, daha sıkı devlet denetimi ve farklı finansal yapı nedeniyle Çin’in Japonya’daki gibi ani bir çöküş yaşaması beklenmemeli.
Almanya’da krizden çıkış için silah sanayisine yükleniyor
İhracata dayalı sanayi modelinde derin bir tıkanma yaşayan Almanya’da, otomotivdeki çöküş ve üretimdeki gerileme savaş sanayisine yönelişle aşılmaya çalışılıyor. Berlin, kapanan ya da küçülen sanayi kapasitesini Avrupa’nın yeniden silahlanma hamlesine bağlayarak yeni bir birikim alanı yaratmayı hedefliyor.
Sol.org’un Wall Street Journal’dan aktardığı habere göre, Berlin şimdi bu yapısal krize savaş sanayisini büyüterek yanıt vermeye çalışıyor. Gazeteye göre, Almanya eski sanayi modelini canlandırmayı değil, onun yerine yeni bir savaş ekonomisi inşa etmeyi hedefliyor ve ABD’nin güvenlik garantilerinin zayıfladığı ve Avrupa’nın hızla silahlandığı bir dönemde kendisini kıtanın “savunma sanayi omurgası” haline getirmeye çalışıyor.
Gazetenin aktardığı verilere göre, Almanya’da imalat sanayisinde her ay yaklaşık 15 bin iş ortadan kalkıyor. Bu kayıp, bir zamanlar ülke ekonomisinin belkemiği sayılan otomotiv sektöründe daha da görünür hale geldi. Mercedes-Benz’in 2025 kârı yüzde 49 düşerken, Volkswagen aynı dönemde kârının yüzde 44 gerilediğini açıkladı ve 2030’a kadar Almanya’da 50 bin kişiyi işten çıkarma planını duyurdu.
Nike, 1.400; Meta 8 bin çalışanını işten çıkarmaya hazırlanıyor
Spor giyim markası Nike, dünya genelinde girdikleri değişikliklerden dolayı 1400 kişiyi işten çıkaracağını duyurdu. Şirketin Operasyonlardan Sorumlu Üst Yöneticisi Venkatesh Alagirisamy, şirket genelinde temeli güçlendirmek, rekabet etme biçimini keskinleştirmek ve uzun vadeli kârlı büyüme sağlayacak bir model oluşturmak amacıyla atılan adımların bazı ekip yapılarında, çalışma lokasyonlarında ve çalışan sayısında değişikliklere yol açacağı aktarıldı.
Bu kapsamda iş gücünün yaklaşık 1400 kişi azaltılmasının beklendiği belirtilen notta, söz konusu azaltımın büyük bölümünün teknoloji alanındaki çalışanları etkileyeceği kaydedildi.
Meta Platforms ise, maliyetleri azaltmak ve yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek amacıyla yaklaşık 8 bin çalışanını işten çıkarmaya hazırlanıyor. Şirket ayrıca 6 bin açık pozisyonu da iptal edecek. 2025 yılı sonunda yaklaşık 78 bin çalışanı bulunan şirket için bu adım, toplam iş gücünün yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor.
Meta’nın yanı sıra Microsoft ve Amazon da benzer adımlar atıyor. Microsoft’un ABD’deki 125 bin kişilik iş gücünde özellikle kıdemli çalışanları kapsayan 8 binden fazla kişiye gönüllü ayrılık teklif etmeyi planladığı bildirildi. Amazon ise yılın başlarında 16 bin pozisyonu kapsayan kesintiler açıklamıştı.
