Bilim insanları, on yıllardır polen taşıyıcılar kaybı konusunda uyarıyor, bunların önemini vurguluyor ve bu türlerin sayısındaki düşüşü tersine çevirmemiz gerektiğine dikkat çekiyor. Bahçenizin eskisi kadar hareketli olmadığını, kelebeklerin kanat çırpışlarının ya da arıların vızıltılarının azaldığını fark etmiş olabilirsiniz. Bunun sebebi, etrafta arıların sayısının azalmış olmasıdır.
Bu hafta, önümüzdeki hafta Çin’de resmi olarak piyasaya çıkacak olan yeni kitabım “The Intelligent Bank” hakkında bir açılış konuşması yaptım! Konuşmamın ardından sahneden inerken oldukça önemli bir şeyin farkına vardım: Artık bankacılığın geleceğini tartışmıyoruz. Onu yaşıyoruz. Sorun şu ki, pek çok banka hâlâ bu tartışmanın dijital dönüşümle ilgili olduğunu düşünüyor; oysa gerçekte dijital dönüşüm çoktan geçmişte kaldı.
Ekonomi tarihçilerine göre, Sfenks Sırrı, faiz içeren kredilerin kökeninin ve faiz oranlarının neden toplumdan topluma değiştiğinin açıklanmasında bir temel oluşturdu. Üç temel uygarlıkta, Bronz Çağı'nda Sümer, Klasik Yunan ve Roma’da, ticaret yapılmaya başlandığında, faiz oranları da saptanmaya başladı ve bu uygarlıklar ayakta kaldıkları sürece de istikrarlı bir şekilde sürdü. Bu üç uygarlıkta, faiz oranları bir öncekinden daha düşük olarak belirlendi; Mezopotamya’da yüzde 20, Yunanistan’da yüzde 10 ve Roma’da yüzde 8 1⁄3 olduğu gibi.
Çok taraflı kalkınma sistemi, artan jeopolitik parçalanma ve daralan yardım bütçeleri nedeniyle yeniden şekilleniyor. On yıllar süren büyümenin ardından, sisteme sağlanan finansman 2024 yılında keskin bir düşüş yaşadı ve 2027 yılına kadar bu düşüşün devam etmesi bekleniyor. Bu gerileme, büyüme dönemlerinde göz ardı edilmesi daha kolay olan finansman kırılganlıkları ve kurumsal çoğalma gibi uzun süredir var olan yapısal sorunları gün yüzüne çıkardı. Çok taraflı kalkınma kuruluşlarından yapılan kaynak akışı şimdilik yüksek seviyede olsa da, baskı artmaktadır ve istikrarlı, öngörülebilir bir finansman olmadan sürdürülebilir hizmet sunumu sağlanamaz.
Dünya çoklu belirsizlikler içinde. Ülkemizin kuzeyi, doğusu, güneyi savaşlar içinde. Bütün bu çalkantıların ve gelecekte olabilecek krizlerin ülkemizi etkilememesi için, en kötü duruma göre hazırlanmamız gerekiyor. Evet, aklınıza gelen en kötü o duruma göre. Enerji, gıda alanları başta olmak üzere kendine yeterli ve şoklara dayanıklı olmamız gerekli. Burada sadece tarımı tartışacağım.
Bu yazıyı yazarken attığım başlık bile ne kadar “eskidiğimi”, okuyacak olan gençlerin bu kocamış adamın kelamını okumaktansa daha yenilikçi düşünceleri tercih edecekleri endişesini aklıma getirmedi değil. Ben ne ekonomistim ne de tarihçi. Ancak bugünün sorunlarını anlamak için biraz geçmişe dönük bazı çıkarımları yapmanın önemine inanan, kendi çapında bir yazar olarak, aşağıdaki satırları kaleme almanın önemine inanıyorum.
