Kitap Açıklaması
Yorgos, yol boyu böyle içinden konuşa konuşa dalmış giderken at arabası da Arta Irmağı’nın üzerindeki köprüye ulaştı. Köprünün meyilli olan başlangıç ayağına biraz hızlı girmek isteyen Yorgos atları tekrar kamçıladı. Atlar köprüye hızla girip tepedeki yüksek noktaya geldiklerinde, nedeni bilinmez bir şekilde hafifçe şaha kalkar gibi bir hareket yaptılar ve araba önce sola sonra sağa savrulup büyük bir şans eseri tekrar dört teker üzerinde dengeye geldi.
Çocuklar elleriyle yaylı arabanın kenarına tutunmuş oldukları için kazayı hafif atlatırken, İnayet Hanım kucağındaki Sabriye ile birlikte öne savrulup arabanın içine düştü. Ama hemen toparlandı. Büyük bir felaket atlatılmıştı. Olayın ardından kısa süre sonra Yorgos Baba ve İnayet Hanım birbirleriyle sözleşmiş gibi aynı anda, “O Theos mas prostatefse olus ya hari afton ton atoon pedikon psihon” (Tanrı bu masum çocukların yüzü gözü hürmetine hepimizi korudu) dediler. Sanki manevi bir güç anlaşılmaz biçimde onları korumuştu, çünkü atlar hemen durmasaydı hepsi birden Arta Irmağı’nın sularında boğulacaklardı.
Köprünün sonuna geldiklerinde Yorgos Baba arabayı durdurdu, oturduğu yerden yavaşça aşağıya indi. İki atın da boynuna sarılıp okşayarak şükran borcunu ödemek istercesine onları birkaç kez öptü.
Hayli maceralı bir yolculuktan sonra Preveze’ye ulaştıklarında gördükleri manzara onları şaşırtmadı. Liman savaş ortamından kaçan suskun, umutsuz, gergin insan kalabalığıyla doluydu. Limanda demirlemiş olan Avusturya Lloyd Şirketi’ne ait geminin alt katında buldukları ranzalı ufak bir kamaraya yerleştiler. Gemi önce İzmir Pasaport Limanı’na uğrayacak, sonra da İstanbul’a gidecekti. Ayrılırken çocuklar babaları gibi sevdikleri güzel kalpli Yorgos Baba’ya sarılıp vedalaştılar.
Takvimlerin 29 Ekim 1912’yi gösterdiği o gün, Balkan Savaşı’nın yirmi birinci, Selanik’in Yunanlılara teslim edilişinin beşinci, Batı ordusunun Yanya Kalesi’ndeki direnişinin onuncu günüydü. Ekim güneşi, ufukta bulutlar arasında altın pırıltılar bırakarak, kızıllaşan rengiyle yavaş yavaş denize dalarken geride soğuk, nemli, yapışkan bir hava kalmıştı. Aynı saatlerde Murtaza Bey cephede yaralı asker ve subayların acısını dindirmek için umutsuzca ve büyük bir özveriyle çabalıyor, İnayet Hanım’ın annesi ve iki kız kardeşi de İstanbul’a gitmek için son hazırlıklarını yapıyorlardı.
Sayra Onur Öz
