10 Nisan 2026

Zoe Wıllıams - Rebecca Solnıt: Yeni bir dünya doğuyor

zoe-williams-rebecca-solnit-yeni-bir-dunya-doguyor

Rebecca Solnit: Yeni bir dünya doğuyor

Zoe Williams

Rebecca Solnit ile konuştuğumda yüzü gülüyor ve nedenini ilk başta anlayamıyorum. Yeni kitabı The Beginning Comes After the End: Notes on a World of Change (Başlangıç Sondan Sonra Gelir: Değişen Bir Dünyaya Dair Notlar), pragmatik bir iyimserlikle dolu, bu doğru. "Kendine gel, umutsuzluğu aklından bile geçirme," diyen bir tonla yazıyor. Ama gülümsemesinin nedeni bu değil; Andrew Mountbatten-Windsor’un (Prens Andrew) yeni tutuklanmış olması. "Birleşik Krallık neden ABD’nin yapması gerekenleri yapıyor? Neden şimdi? Vay canına!"

İtibarı sarsılmış asilzade hakkındaki bu (kendi tabiriyle) "feminist kıkırdaması", neredeyse "mansplaining" terimini icat eden yazarın tam da uzmanlık alanına giriyor. Bir partide bir adamın ona kendi yazdığı kitabı açıklamaya çalışmasının o trajikomik hikâyesi, önce 2008'de internette hızla yayılan Men Explain Things to Me (Erkekler Bana Bir Şeyleri Açıklar) denemesine, ardından 2014'te patriyarkanın sert ve kontrollü bir eleştirisine dönüştü.

Mountbatten-Windsor’un tutuklanması, dolaylı yoldan Solnit’in yeni kitabının ana fikrine de hizmet ediyor: Evet, siyasi bir devrimin içinden geçiyoruz ama bu sandığınız devrim değil. Bu, her gün uyandığımızda karşılaştığımız, sürekli dikkatimizi talep eden o hızlı faşist nekrosiyasete (ölüm siyaseti) doğru savruluş değil. Aksine bu, 50’lerden beri devam eden; cinsiyetten ırka, cinsellikten bilime ve iklime kadar her şeye bakış açımızdaki sarsıcı değişimlerin yaşandığı o "yavaş devrim." Verdiğimiz her mücadele, daha önce kazanılmış bir mücadelenin üzerine inşa ediliyor. Bir hükümet haklarınızı elinizden alabilir ama hiç kimse o haklara olan inancınızı elinizden alamaz. Faşizme karşı ilk direniş noktaları hafıza ve tarihtir.

San Francisco’dan görüntülü arama yoluyla, "Genellikle kendimi bir gün yaşayan mayıs sineklerinin partisindeki bir kaplumbağa gibi hissediyorum," diyor. "İnsanlar geçmişi hatırlamıyor... Sanki sürekli şimdiki zamanda yaşıyorlar. Bazıları hiçbir şeyin değişmeyecek olmasını rahatlatıcı buluyor, bazıları ise umut kırıcı buluyor. Ben bu korkunç dönemde, aşırı sağın küresel çapta yaptıklarının aslında büyük ölçüde bir tepki olduğunu insanlara hatırlatmak istedim. Yeni bir dünya doğuyor ve onlar temel olarak bu doğumu engellemeye çalışıyorlar. Kürtaj konusundaki görüşleri düşünülünce, bu biraz ironik tabii."

64 yaşındaki Solnit, İtalyan siyaset felsefecisi Antonio Gramsci’ye atıfta bulunuyor. Gramsci, 1930’da eskinin ölümü ile yeninin doğumu arasındaki o fetret devrinde şöyle demişti: "Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için mücadele ediyor: Şimdi canavarlar zamanıdır." Faşizmin ve dünya savaşının eşiğinde Gramsci haksız değildi; beni huzursuz eden ise 2008 finansal krizinden beri insanların bu sözü durmaksızın alıntılaması. Bu dönemi "canavarlar zamanı" olarak nitelemek, o canavarların dişlerini sökmeye veya başarılarını durdurmaya yetmiyorsa, yeni teorisyenlere ve teorilere ihtiyacımız yok mu?

Solnit, bu zamanların —özellikle ABD’de— emsalsiz olduğu konusunda hemfikir. "İç Savaş sırasında bile, bir grup eyaleti o iğrenç kölelik bağlılıkları yüzünden kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığımızda bile, federal hükümet bu kadar yozlaşmış ve bozulmuş değildi. Şu an esasen bir otoimmün bozukluk yaşıyoruz. Söylenmesi gereken ilk şey şu: Donald Trump’ın başkanlığı Amerikan halkının ne istediğinin gerçek bir yansıması değil."

Aslında Solnit kitabına bu cümleyle başlamıyor; aksine, Ekim 2024’te San Francisco’nun kuzeyindeki 466 dönümlük çiftlik arazisinin, sonsuza dek bakılmak üzere Federated Indians of Graton Rancheria yerlilerine geri iade edildiği bir törenle başlıyor. Bu iade; 19. Yüzyıl’da beyaz yerleşimciler araziyi ele geçirdiğinden beri devam eden direniş kampanyalarının, aktivizmin, şiirin ve hafızanın bir meyvesiydi. Kashaya Pomo kabilesinden manevi lider Essie Parrish, 1950'lerde "Bir gün beyaz insanlar toprağa nasıl bakılacağını öğrenmek için bize gelecekler" diye kehanette bulunmuştu.

Solnit o bölgede büyürken 70'lerde ve 80'lerde bir aktivistti: "İrlandalı Katolik Rus Yahudisi olarak; gördüğünüz gibi çok solgunum ama şaka yollu diyoruz ki biz o kadar da uzun zamandır beyaz değiliz." Ailesi oldukça sol görüşlüydü ancak Solnit’in yerli aktivizmiyle bağı, miras kalmış bir şeyden ziyade coğrafi köklerine dayanıyordu: "O kasabada büyürken bir şeylerin eksik olduğu hissine kapılırdım. Bir zamanlar çok güçlü bir yerli nüfus vardı; o insanlar hâlâ buralardaydı ama neredeyse tamamen silinmişlerdi."

Çevreci, korumacı, nükleer karşıtı, sivil haklar ve sömürge karşıtı hareketlerin hepsi kesişti ve sadece 10 yıl, hatta bir yıl öncesine kadar imkânsız görünen bir değişimi yaratmak üzere birleşti. Solnit, "Büyürken çarpıcı olan şuydu," diyor, "Yerli halkların hikâyeleri hep bitmiş bir hikâye gibi anlatılırdı. Kötü şeyler olmuştu, çok üzücüydü ama her şey bitmişti. Yerli halk hakkında neredeyse tamamen geçmiş zaman kullanarak konuşabilirdik." Eğer klişe deyimiyle tarih "oraya gidenler" tarafından yazılıyorsa, Solnit buna bir ekleme yapıyor: Değişim, unutmayı reddedenler tarafından yaratılır.

"Kitapta önerdiğim büyük bir şey var," diyor Solnit; "İnsanın yükselişi, doğadan kopuşu, endüstriyelleşmiş kapitalizmin egemenliğine ve kendisinin bu üstün versiyonuna doğru kaçınılmaz ilerleyişi fikri; aslında çoğu insanın tarih boyunca doğa ve bizim doğadaki yerimiz hakkında düşündüklerinden çok tuhaf bir sapmadır." Bu sapmanın yanlışlığı kendini çevresel yıkımda, bir yalnızlık salgınında veya kurumsal açgözlülük belasında gösterebilir; ancak Solnit'e göre hayal gücü bir kez buna uyandığında, "değişim derin ve sarsıcıdır."

Sınıf bilinci, çevre farkındalığı... Bazı şeyler bir kez canlandığında öylece söndürülemez. "Fosil yakıt lobicileri bunu geri alamaz. Putin, Trump ve Arjantin’deki o aptal [Javier Milei] bunu geri alamaz. VCR kasetini geri sarmaya çalışıyorlar ki bu onlar için tarihteki doğru teknolojik an gibi hissettiriyor. Yakından dinlerseniz, esasen şunu söylüyorlar: ‘Hepiniz çok güçlüsünüz. Çevre ve iklim çalışmalarıyla, feminizmle, kuir haklarıyla, hesap verebilirlik ve eşitlik için verilen genel anti-otoriter mücadeleyle dünyayı derinden değiştirdiniz. Tüm bunlar birbiriyle bağlantılı.’ Düşmanlarınız, siz kendinize inanmadığınızda bile sizi doğru değerlendirir."

Solnit, Amerikalı teolog Walter Brueggemann’ın "Umut, hafızadan doğar" sözünü alıntılıyor. "Bunu tersine çevirip umutsuzluğun unutmaktan doğduğunu söyleyebilirsiniz. Sahip olduğumuz her iyi şeyin kahramanca bir mücadelenin sonucu olduğunu unutursanız, elbette umutsuzluğa düşersiniz. Ancak kadınların insan muamelesi görme, ses çıkarma ve kamusal hayata katılma hakkı, kahramanca bir mücadelenin sonucudur. Irksal eşitlik, henüz mükemmel olmasa da, bugünkü noktasına kahramanca bir mücadele ile gelmiştir. Çevre söz konusu olduğunda, zaferlerimiz genellikle hiçbir şeye benzemez: Baraj yapılmayan veya artık kirlenmeyen o nehir, kesilmeyen o orman, nesli tükenmeyen o tür. Onları göremezsiniz ama bunlar kahramanca bir mücadelenin sonucuydu ve bunu bilmek, muazzam bir gücümüz olduğunu bilmektir. Bu kazanımlar bizim gerçekten orada olmamıza, emek vermemize bağlıydı. Orada olmaya ve emek vermeye devam etmeliyiz."

"Bu kitap aceleyle yazıldı, belki de en zarif kitabım olmayabilir," diyor Solnit, bu durumdan hiç de rahatsız görünmeyerek. Solnit’in o alçakgönüllü ve nazik "kaplumbağa" tonuyla vurguladığı şey şu: "Mayıs sinekleri" —en azından ilerici olanlar— kendi varoluş hikayelerine daha fazla saygı duymaya başlamalı. Yıkıcı güçler siyasi gündemi belirlediğinde —hükümetiniz komşularınızı topladığında, Orta Doğu alevler içindeyken— bunu konuşmamak imkansızdır. Ancak aynı zamanda siyasetteki yaratıcılığı ve zaferleri hatırlamazsanız, her şeyin sadece daha kötüye gideceği duygusuna teslim olursunuz.

"Hiçbir şey kaçınılmaz değildir," diyor Solnit. "Sık sık 'evitable' (önlenebilir, kaçınılabilir) kelimesini kullanırım." Aşırı sağın, üretken değişimi engellemek için kaos yarattığı tanıdık bir fikirdir bu ama Solnit bu fikrin mekanizmasına odaklanıyor: "Otoriterlik; gazetecilik, tarih ve bilim tarafından sunulan gerçekleri ve hakikati her zaman rakip güç odakları olarak görür. Bunlar radikal demokratik şeylerdir. Kral da olsanız sıradan biri de, yerçekimi kuralları sizin için aynıdır. Bu yüzden bu kurumları sarsmaya çalışırlar." Kaotik gösteri siyaseti, dezenformasyon ve düpedüz yalanlar, sizi sürekli yerçekimini kanıtlamaya çalışırken bırakır ve kendi önceliklerinizden saptırır. Bu kalıp, istismarcı bir ilişkideki kalıba benzer: Ne söylediğinizin veya yerçekiminin var olup olmadığının bir önemi yoktur. Amaç sizi o çatışmanın içine hapsetmek, böylece onun sizin gerçeğiniz haline gelmesini sağlamaktır.

"Karanlıktaki Umut (Hope in the Dark) kitabımdan beri söylediğim bir şey var: İyimserlik, kötümserlik —ve buna iklim felaketçiliğini ve sinizmi de ekleyebiliriz— hepsi geleceği bildiğimizi varsayar ve bu yüzden bizden hiçbir şey beklenmez. Bence gelecek radikal bir belirsizlik içindedir ve bu yüzden bizden beklenen çok şey var." Bu yeni bir bilgi değil ama Solnit, gerçekleşene kadar "hayal edilemez, akıl almaz" görünen rastgele gelişmeleri —Epstein’ın tutuklanmasından Sovyet rejimlerinin çöküşüne kadar— sıraladığında çok ikna edici oluyor. "1989'da Alman bir fotoğrafçıyla sohbet ettiğimi hatırlıyorum; ikimiz de Berlin Duvarı’nın bizden uzun yaşayacağını, Soğuk Savaş’ın kalıcı olduğunu düşünüyorduk," diyor. "Feminizmin ilerleyişini görmek, San Francisco'da evlilik eşitliğinin o ilk büyük patlamasına tanık olmak, binlerce çiftin neşe ve şaşkınlık içinde evlenmek için belediye binasına akın etmesini izlemek, Paris İklim Anlaşması’nın geçişini görmek... Alberta’dan ABD’ye kirli petrol taşıyacak Keystone XL boru hattını durdurmaya çalışan kampanyacılardan biriydim. Muhalifler kenarda durup yanlış yaptığımızı ve asla kazanamayacağımızı söylerken biz 12 yıl savaştık ve kazandık. İçine doğduğum dünya artık yok."

Siyasi yelpazenin her tarafına yayılan ve nesiller boyu süren o yaygın "iklim kötümserliği" üzerine çok düşünüyorum; bu duygunun 80'lerdeki nükleer savaş kaygısından ne kadar daha derin olduğu üzerine... Bunun sebebi iklim krizinin nesnel olarak daha kötü olması mı, yoksa bu umutsuzluğu yerleştirmenin herkesi daha uysal hale getirdiği gerçeğiyle otoriter bir çıkarın mı olması? Bunun cevabı yok; iklim krizi nesnel olarak daha kötü, daha fazla veri var, geri döndürülemeyecek daha çok şey yaşandı. Ama 80'lerde bunu bilmiyorduk; o dönemin karşılaştırmalı azmi ve hırsı, mantıksal olarak "yok oluş korkunç olurdu ama en azından 4 derece ısınma yolunda değiliz" diye düşündüğümüz için olamazdı.

Belki de kötümserliğin yayılması planlanmış bir projeydi ama öyle olsa bile buna tek başınıza göğüs geremezsiniz. Solnit, "Tekrar tekrar gördüğüm en güzel, en derin şeylerden biri," diyor, "o ayaklanma anları, savaş karşıtı protestolar, 'Krallara Hayır' gösterileri, Wall Street'i İşgal Et hareketleri... Bunlar insana dönüştürücü bir güç ve aidiyet duygusu aşılıyor. Dayanışma, amaç duygusu ve birbirine bağlılık çok anlamlı." Solnit, Cehennemde İnşa Edilen Cennet (A Paradise Built in Hell) kitabında, doğal afetlerin —1906 San Francisco depremi, 1985 Mexico City depremi, Katrina Kasırgası— toplulukları nasıl birbirine yaklaştırdığını anlatır. Aynı kırılmaz bağların aktivizmde de kurulduğunu görüyor Solnit: Siyasi eylemin yarattığı dostluklar, enerji, öz farkındalık ve hırs hayatınızın geri kalanında sizinle kalır; hatta genellikle hayatınızı tanımlar.

"Sık sık arkadaşım [çevreci] Bill McKibben’dan alıntı yaparım. Paris İklim Anlaşması sürecinde bir gösteri alanında beton zeminde oturuyorduk. Biri yanına gelip ona her zaman sorulan o soruyu sordu: ‘Birey olarak yapabileceğim en iyi şey nedir?’ Bill cevap verdi: ‘Birey olmayı bırak.’ Kendine has bir müzik listen veya makyaj tekniğin olabilir ama aynı zamanda bu dayanışmaya da sahipsin. Harekete geçtiğinde, başkalarıyla birlikte harekete geçersin"

 

Bu makale The Guardian gazetesinde 25 Mart 2026 tarihinde yayınlandı.

 

Letven Capital sponsorluğunda, Rebecca Solnit'in Scala Yayıncılık'tan çıkan kitabı için:

Çok Geç Değil https://www.scalakitapci.com/cok-gec-degil

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.