15 Mayıs 2026

Tayfun Özkaya - Tehlikeli dünya koşullarında Türkiye’nin tarımsal bağımsızlığı

tayfun-ozkaya-tehlikeli-dunya-kosullarinda-turkiyenin-tarimsal-bagimsizligi

Tehlikeli dünya koşullarında Türkiye’nin tarımsal bağımsızlığı

Tayfun Özkaya

Dünya çoklu belirsizlikler içinde. Ülkemizin kuzeyi, doğusu, güneyi savaşlar içinde. Bütün bu çalkantıların ve gelecekte olabilecek krizlerin ülkemizi etkilememesi için, en kötü duruma göre hazırlanmamız gerekiyor. Evet, aklınıza gelen en kötü  o duruma göre. Enerji, gıda alanları başta olmak üzere kendine yeterli ve şoklara dayanıklı olmamız gerekli. Burada sadece tarımı tartışacağım.

Türkiye’de tarımsal üretim öncelikle girdi yönünden oldukça dışa bağımlı. Azotlu gübrelerin bir kısmı ithal ediliyor. Azotlu gübrelerin yurt içinde üretimi için ise doğal gaz ithal etmemiz gerekiyor. Bunlar için yılda 3 milyar dolara yakın dövize ihtiyaç vardır. 

Tarım ilaçlarında da (zehir desek daha doğru) benzer bir durum var. Bunların bazıları ürün olarak ithal ediliyor. Türkiye’de üretmek için ise büyük ölçüde aktif maddeler veya ara kimyasallar ithal edilmektedir. Bunlar için de yılda yaklaşık 2 milyar dolara yakın döviz gideri olmaktadır.

Tarımda kullanılan mazot da önemli bir girdidir. Bunun için ham petrol ithal edilmektedir. Tarımda kullanılan mazot yılda dört ile altı milyar dolar dolayındadır.

Traktör, tarım makinesi ve aletlerinde ithalat-ihracat dengesi çok kötü değildir. Ancak yerli üretim için bazı motor ve makine parçaları, hassas tarım elektroniği ithal edilmek durumundadır. Türkiye’yi etkileyecek bir krizde yurtiçi üretimin aksaması olasıdır.

Hayvansal üretim de önemli ölçüde yem hammaddesi ithalatına dayalıdır. Özellikle mısır ve soya bu amaçla ithal edilmektedir. Üretilen yemin yaklaşık üçte biri için ithalat yapılmaktadır. Yem hammaddesi ithalatına yaklaşık 3,5-4 milyar dolar gitmektedir.

Tohumluk ithali için de önemli bir döviz harcanmaktadır. Ancak özellikle Türkiye’deki yabancı tohum şirketleri yakın ülkelere tohumluk ihracatı da yapmaktadırlar. Denge çok kötü değildir. Ancak eleştirdiğimiz bu denge sorunu değil. Bu şirketlerin endüstriyel tarım sistemini destekleyen politikaları ve kâr transferleri ayrı sorunlardır. Burada bunlara girmeyelim.

Özetle, Türkiye’de tarımsal üretim için büyük ölçüde tarımsal girdi veya hammaddelerin ithalatı yapılmaktadır. Dolar kurundaki veya bu ürünlerin fiyatlarındaki artışlar tarım ürünlerinin maliyetini ve tüketici fiyatlarını artırmaktadır. Çiftçi eline geçen fiyatlar daha yavaş arttığından çiftçi geliri de düşmektedir. Yılda 15 milyar dolara yakın tarımsal girdi veya bunları üretecek hammadde ithalatı küçümsenemez. Bu ülkemizin döviz açığı içinde önemli bir pay tutmaktadır. 2025’te cari işlemler açığı 25 milyar dolar düzeyindedir. Bölgemizdeki savaşlarda petrol fiyatının artması tarımdaki bu maliyeti artıracaktır. Hatta kimyasal gübre vb. girdileri sağlayamama gibi bir durumla da karşılaşmak olasıdır.

Tarımsal ürünlerde ithalat değeri ihracatı geçmektedir. Gıda, içecek ve tütün sanayii olarak ele alındığında ise dış ticaret fazla vermektedir. Bu iki alan birlikte değerlendirildiğinde, dış ticaret fazlası söz konusu.

Hayvansal üretim için yem hammaddeleri, bitkisel yağ için ayçiçeği, yurt içi ekmek tüketimi ve makarna, un ihracatı için buğday ithal etmek zorundayız. Buğday ve ürünlerinde ithalat-ihracat dengesi hesaplandığında, Türkiye net olarak açık vermektedir. Ayrıca makarna ihracatımızın yoksul ülkelere yönelik olarak, kalitesiz ürün olduğunu ve ihraç fiyatlarımızın dünya fiyatlarının yarısı düzeyinde olduğunu ekleyelim. Bu konuyu “Başka Bir Tarım Politikası ve Agroekoloji” kitabımda inceledim. (www.tayfunozkaya.com adresine ulaşmak için bakılabilir)

Tarımsal üretimimize bir de bu açılardan bakmak zamanı artık gelmiştir. Sentetik gübre, doğal gaz, ham petrol, tarım ilaçları, sanayi yemi, buğday, yağlı tohum, bitkisel yağ, canlı hayvan ithalatının yapılamadığı bir durumda gıda ihtiyacının karşılanmasında ciddi sorunlarla karşılaşacağımız açıktır.

Türkiye’nin tarımda büyük ölçüde kendine yeter hale gelmesinin, yurt dışından ithal edilen girdilere ihtiyaç duymadan üretim yapabilmesinin bir maliyeti olabilir mi? Böyle bir problem olmayacağını, tam tersine bu konuda yapılacak bir dönüşümün ekonomi, halk sağlığı, ekolojik açılarından da çok yararlı olacağını düşünüyoruz.

Agroekolojik bir tarım sistemi tarımsal üretim için (hayvancılık da tarıma dâhildir) Türkiye’nin çoğunlukla mamul madde veya hammadde olarak ithal ettiği girdileri gene tarımın içinden sağlamasını hedeflemektedir. Var olan endüstriyel tarım sistemi tarım kimyasallarına dayalıyken, agroekoloji doğaya karşı değil, onunla birlikte çalışır. Örneğin, başta zeytin meyve bahçelerinin sürülmeden, anıza ekim ile buğday başta olmak üzere birçok tarla bitkisinde toprağı sürmeden üretim yapmak mümkündür. İşlemesiz tarım (pulluksuz tarım da deniyor) veya azaltılmış toprak işleme dediğimiz bu teknik özellikle ABD, Brezilya gibi ülkelerde çok yaygın uygulanmaktadır. Ülkemizde de 15 yılı aşkın başarılı uygulama yapan az da olsa çiftçi bulunmaktadır. İşlemesiz tarım ile dekara kullanılan mazot miktarı beşte bire inebilmektedir. Kimyasal gübreler ise toprağı tuzlandırmakta, topraktaki mikrobiyolojik yaşamı sonlandırmaktadır. Alternatif olarak, ürün nöbetleşmesi, malç kullanımı, hayvan gübresi, kırmızı solucan gübresi, kompost kullanımı ile bu kimyasal gübre ihtiyacı kalmayabilir. Meraların güçlendirilmesi, hayvancılık ile bitkisel üretimin dengeli dağılımı yem hammadde ihtiyacını azaltacaktır. Polikültür (çok sayıda ürün yetiştirmek) ve nöbetleşme, doğal tarım ilaçları vb. yöntemlerle kullanılan tarım ilaçlarını azaltmak ve sonlandırmak da mümkündür.  Şüphesiz bütün bunlar tutarlı bir tarım politikası, ekolojik tarım teknikleri ile ilgili yoğun araştırmalar ve etkili yayım çalışmaları ile gerçekleştirilebilir. Bir yılda bu hedeflere ulaşılamasa da beş altı yılda çok önemli başarılar elde edilebilir. 

Agroekolojik bir tarıma geçmek sadece ülkenin en kötü günlerde tarımsal üretimi kesintisiz sürdürmeyi sağlamayacak; üretim maliyetini düşürmek, çiftçi gelirini artırmak, tüketicilere daha ucuz gıda sağlamak, toprakların, suların, göl ve derelerin kirlenmesini önlemek, halk sağlığını korumak, küresel iklim değişimini hafifletmek gibi birçok amaç da gerçekleştirecektir. Bu konularda şu kitaplar incelenebilir:

- T. Özkaya, Başka Bir Tarım Politikası ve Agroekoloji, 2025.

- T. Özkaya, M. Y. Yıldız, F. Özden, U. Kocagöz (editörler), 2021, Agroekoloji: Başka Bir Tarım Mümkün, Metis Yay.

- M. Altieri, P. Rosset, Agroekoloji: Bilim ve Politika, 2022, (Çeviri: F. Özden) NotaBene Yay.

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.