02 Ocak 2026

Prof. Ufuk Akçiğit - Yapay zekâ çağında Türkiye’nin “Yaratıcı Yıkım” fırsatı

prof-ufuk-akcigit-yapay-zek-caginda-turkiyenin-yaratici-yikim-firsati

Yapay zekâ çağında Türkiye’nin “Yaratıcı Yıkım” fırsatı

Yapay zekâ çağında kalkınma, yalnızca teknolojiyi kullananların değil; oyunu kurabilenlerin yarışı olacak. Prof. Ufuk Akçiğit’e göre Türkiye için yaratıcı yıkım, doğru beşeri sermaye, veriyle barışık kurumlar ve üniversite–endüstri iş birliğiyle gerçek bir sıçrama penceresi sunuyor. Bekle–gör stratejisinin maliyeti ise her geçen gün artıyor.

Prof. Ufuk Akçiğit
 Chicago Üniversitesi Ekonomi Profesörü
 Yaratıcı Yıkım Ekonomisi yazarı

Yapay zekâ çağında kalkınma yarışının start düdüğü çoktan çaldı. Bu kez mesele yalnızca “teknolojiyi kullanmak” değil; oyunu kimin kuracağı. Önümüzdeki dönemde bugün adını bile bilmediğimiz pazarlar doğacak; aynı hızla, daha önce hiç yaşamadığımız kırılmalar ve krizler de kapıyı çalacak. Böyle bir dünyada en pahalı strateji “bekle-gör” oluyor.

Bu nedenle ülkelerin önce temeli güçlendirmesi gerekiyor: kaynakları daha iyi konsolide edip güçlü altyapı yatırımlarına yönlendirmek; hemen ardından da girişimcilerin yeni fikirleri hızla deneyip büyütebileceği bir ekosistemi açmak. Altyapı dediğimiz şey artık yalnızca yol, köprü, liman değil; dijital kapasite, hesaplama gücü, bağlantı, kurumların çevikliği ve en önemlisi veri.

Çünkü bu dönüşümün merkezinde veri var. Yapay zekânın yakıtı veri; veri yoksa teknolojinin gelişmesi de mümkün değil. Ancak ülkelerin veriye yaklaşımı birbirinden çok farklı. Kuzey ülkeleri veriye daha “barışık” bir tutumla yaklaşırken, birçok ülkede —özellikle orta gelirli ekonomilerde— daha temkinli, daha mesafeli bir duruş görüyoruz. Oysa yapay zekânın kendine özgü bir doğası var: akış ister, deneme ister, paylaşım ister. Bu adımlar atılmadığında, aşılması gereken “duvarlar” yerinde kalıyor.

Üstelik o duvarlar tartışmadan yıkılmıyor. Tartışma zemini oluşmadığında ülkeler tutuklaşıyor, donuklaşıyor ve süreç “bekle-gör” politikasına sıkışıyor. Sonra da ilginç bir şey oluyor: Bazı ülkeler “öncüyüz” diye anlatıyor, ama veriye ve göstergelere baktığınızda en alt sıralarda çıkıyor. O yüzden mesele “yatırım yapıyoruz” demek değil; nereye, ne kadar ve hangi kapasiteyi büyütmek için yatırım yapıldığı.

Çin, Hindistan, ABD dinamik; Avrupa mesafeli

Yapay zekâya yaklaşımda iki ana çizgi görüyorum. Bir grup bu konuya oldukça mesafeli; Avrupa bunun tipik örneği. Avrupa’nın refleksi çoğu zaman daha negatif bir yerden geliyor. Bunun, Avrupa’nın “kurumsal DNA”sıyla ilgisi var: regülasyon kültürü tarihsel olarak çok güçlü. Sistem büyük ölçüde kontrol mekanizmaları ve vetolar üzerinden işliyor; bu da risk almayı zorlaştırıyor.

İnovasyon ekosisteminin yapısı da bu temkinliliği besliyor. Örneğin finansal sistem daha “cezalandırıcı” çalıştığında, deneme-yanılma yapan girişimci ikinci şansını bulmakta zorlanıyor. Oysa girişimciliğin doğasında başarısızlık var. Almanya gibi lokomotiflere baktığınızda da büyümenin motorunun start-up’lar olduğunu söylemek kolay değil; daha çok yerleşik şirketler üzerinden büyüyen bir yapı görüyoruz.

Buna karşılık Çin, Hindistan ve ABD’nin bu kadar dinamik olması da dikkat çekici. Genel beklenti “ülke büyüdükçe mekanizmalar ağırlaşır” yönündedir. Ama belki de ilk kez, bu kadar büyük ülkelerin küçük ülkelere kıyasla daha da dinamik hale geldiğini görüyoruz. Bu, yarışın makasını açıyor; dünya giderek daha “iki kutuplu” bir yapıya sürükleniyor.

Yapay zekâ taze kan ister

Yapay zekâ “taze kan” isteyen bir alan. Çünkü yerleşik firmaların kendilerini yapay zekâ etrafında yeniden dönüştürmesi zor. Buna karşılık sıfırdan kurulan şirketler daha çevik; teknolojiyi iş modelinin merkezine koyduğu için çok hızlı büyüyebiliyor.

Amerika verileri de bunu söylüyor: Yapay zekâyı daha yoğun kullanan şirketler çoğunlukla daha genç şirketler. Şirket yaşıyla yapay zekâ kullanımının arasında negatif bir ilişki var. Genç şirketler daha hızlı; yaşlı şirketler daha bürokratik ve değişimleri zor.

Bu tablo bize şunu anlatıyor: Yapay zekâ çağında rekabet gücü için yalnızca teknolojiyi ithal etmek yetmez; genç fikirlerin hızla doğabildiği ve ölçeklenebildiği bir ortam gerekir.

Rekabet politikaları: Yaratıcı yıkımın emniyet kemeri

Kaliteli büyümeyi sağlamanın iki temel ayağı var:

  1. Yeni fikirlerin ortaya çıkmasına ve hayata geçmesine izin vermek,

  2. Mevcut şirketleri disiplin altında tutmak.

Mevcut firmalar disiplin altında tutulmazsa zamanla ekonomiyi “ele geçirmeye” çalışır; piyasa kendi lehlerine kapanır, rekabet boğulur. Doğu Almanya–Batı Almanya örneği bunu iyi anlatır: kapasite açığı yüzünden rekabeti koruyacak kurumlar zayıf kaldığında, güçlü oyuncular oyunu kendi lehine çevirebilir.

Bugün firmalar çok kısa sürede dev pazar paylarına ulaşabiliyor. Bu nedenle rekabet politikaları daha kritik hale gelecek. Çünkü bugünün inovasyonu, doğru şekilde kontrol altında tutulmazsa, yarının girişimcilerine alan bırakmayan bir engele dönüşebilir. Geçmişin inovasyonu otomatik olarak geleceğin inovasyonu olmayacak; dünün kazananları yarının freni olabilir.

Türkiye için fırsat penceresi nerede? Sağlık ve tarım

Türkiye’nin en büyük avantajı, doğru alanlarda odaklanırsa yapay zekânın “kaldıraç” etkisini hızlı hissedebilecek olması. Türkiye’de akademik araştırmaların %50’den fazlası sağlık alanında yoğunlaşıyor. Bu, önemli bir avantaj. Sağlıkta veri üretimi yüksek; yapay zekânın doğrudan değer yaratabileceği çok sayıda problem var. Sağlıkta birikimi yapay zekâyla birleştirebilirsek, ciddi bir sıçrama fırsatı doğar.

Benzer bir potansiyel tarımda da var. Türkiye büyük bir tarım ülkesi; istihdam ve üretim kapasitesi yüksek. Yapay zekâyı tarıma entegre ederek verimliliği artırmak, kaynak kullanımını iyileştirmek, kayıpları azaltmak ve kaliteyi yükseltmek için güçlü bir zemin mevcut. Orta gelir tuzağına takılmış ülkeler için bu dönem bir “sıçrama penceresi” olabilir. Yapay zekâ, doğru stratejiyle aynı yerden daha hızlı koşmayı sağlayan bir kaldıraçtır.

Beşeri sermaye: Var mı, yok mu? (Sözlerimi öbekleyeyim)

Türkiye’nin yapay zekâ yolculuğunda en kritik başlık beşeri sermaye. Burada tabloyu net okumak gerekiyor:

  • Uzman açığı kısa vadede gerçek bir engel.
    Yapay zekâ gibi teknik alanlarda ilerlemenin temelinde güçlü insan kaynağı yatıyor.

  • Kendi insan kaynağımızı yetiştirene kadar diaspora ve uluslararası ağlarla köprü kurmak şart.
    Yurt dışındaki uzmanlarımızla iş birlikleri ve akademik ağlardan etkin faydalanma kritik.

  • Yetenek yetiştirmek yetmez; ülkede tutacak ortamı kurmak gerekir.
    Aksi halde sınırlı sayıda yetişen uzmanlar yurt dışına gider ve kayıp büyür.

  • Üniversiteler “kapı”dır; endüstriyle köprü kurulduğunda bilgi hızla ekonomik değere dönüşür.
    Yapay zekâda akademi–endüstri iş birliği artık “iyi olur” değil, “olmazsa olmaz”.

Kurumsal kapasite: Strateji Komitesi ve 5–10 yıllık plan

Yapay zekâ baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Adım atmayan ülkeler yalnızca fırsat kaçırmayacak; zamanla çok daha yüksek maliyetle karşılaşacak. Bugün oyunu gerçekten değiştirecek ölçekte yatırım yapan ülke sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor.

Türkiye’nin bu geçiş döneminde iki şeyi aynı anda başarması gerekiyor:

  1. İnsan kaynağını hızla yetiştirmek,

  2. Kurumları çevikleştirmek ve kapasiteyi inşa etmek.

Bu nedenle, akademi–özel sektör–kamunun düzenli toplandığı bir “AI Strateji Komitesi” kurulmasını gerekli görüyorum. Böyle bir yapı ilerlemeyi izler, ihtiyaçları erken tespit eder ve somut hedeflere dayanan bir yol haritası üretir.

Ve elbette, yaratıcı yıkım döneminde Türkiye’nin nasıl bir büyüme modeli benimsediğine karar vermesi şart. “Hepimiz aynı takımın oyuncularıyız” diyorsak, antrenörün taktiğini bilmek zorundayız. Aksi halde herkes kendi başına koşar, ortaya oyun çıkmaz. Ölçülebilir hedefleri olan 5–10 yıllık planlar; sanayi stratejileri ve insan kaynağı projeksiyonları netleşirse, özel sektör de geleceği öngörür ve yatırımını buna göre yapar.

Son söz: Bu trene binmeyenler geriye düşecek

Yaratıcı yıkım acı olabilir ama gerekli. Yıkım olmadan yeni fikirlere alan açılmıyor. Mesele kaybedenleri yok saymak değil; dönüşümün maliyetini yönetebilen, geçişleri yumuşatabilen ve insanları yeniden üretken alanlara taşıyabilen bir sistem kurmak.

Türkiye için fırsat var: sağlıkta ve tarımda birikim var, genç nüfusta enerji var, girişimciliğin maliyeti düşüyor. Ama fırsat kendiliğinden büyümüyor. Yapay zekâ çağında en pahalı strateji “bekle-gör”. Doğru altyapı, doğru beşeri sermaye hamlesi, doğru rekabet politikaları ve net bir ulusal stratejiyle, Türkiye bu dönemi bir sıçrama penceresine çevirebilir.

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.