16 Ocak 2026

Osman Şenkul - YZ’nin yeni iş yaratımına vurduğu darbe üretimin de önünü kesiyor

osman-senkul-yznin-yeni-is-yaratimina-vurdugu-darbe-uretimin

YZ’nin yeni iş yaratımına vurduğu darbe üretimin de önünü kesiyor

Osman Şenkul

ABD'de Washington merkezli, açıklanan veya onaylanan işten çıkarmaların kaydını tutan danışmanlık şirketi Challenger, Gray & Christmas verilerine göre 2025, ABD'de yeni iş yaratımlarındaki büyümenin oldukça zayıf olduğu bir yıldı. Dünyanın en büyük ekonomisinde 2024'te 2.2 milyon iş yaratılırken, 2025 yılında yaratılan yeni iş sayısı 584.000 düzeyinde kaldı. Bu da geçen yılı, milyonlarca kişinin işini kaybettiği 2020 ve 2021 yıllarındaki pandemi dönemindeki aksaklıklar hariç, 2003'ten bu yana iş büyümesinin en zayıf olduğu yıl yapıyor.

ABD'deki işverenler 2025’te, 507.647 kişilik planlı işe alım duyurusu yaptı. Bu rakam, 2024 yılında duyurulan 769.953 kişilik rakamdan yüzde 34 düşüşe işaret ediyor. Bu, 402.608 kişilik yeni işe alım planlamasının yapıldığı 2010 yılından bu yana en düşük yıllık toplam rakamdır.

Challenger, Gray & Christmas'a göre, geçen yıl ABD'deki işverenler 1,17 milyon işten çıkarmanın 55.000'ini açıkça yapay zekaya bağladılar. İşverenler bir yandan bunun, işten çıkarmaların yüzde 5'inden az olduğunu vurgulasalar da, konu istihdama geldiğinde, yapay zekanın henüz insanların onu gösterdiği gibi bir baş belası ya da sihirli iksir olmadığı da ortada. Massachusetts Institute of Technology (MIT) Ağustos ayında, üretken yapay zekaIı yüzde 95'inin anlamlı bir getiri sağlayamadığını ortaya koyan bir çalışma yayınladı:

“Güçlü yeni modelleri entegre etme telaşına rağmen, AI pilot programlarının yaklaşık yüzde 5'i hızlı bir gelir artışı elde ederken, büyük çoğunluğu durma noktasına gelir ve kâr ve zarar tablosunda ölçülebilir bir etki yaratmaz. Liderlerle yapılan 150 görüşme, 350 çalışanın katıldığı anket ve 300 kamuya açık AI uygulamasının analizine dayanan araştırma, başarı öyküleri ile durma noktasına gelen projeler arasında net bir ayrım olduğunu ortaya koyuyor.”

Dünyanın önde gelen dergilerinden, ABD merkezli Fortune’a göre, geçenlerde New York’ta düzenlenen bir CEO yemeğinde, işten çıkarmalar konuşulurken yapay zeka gündeme geldi. Toplantıdaki konuşmalarda tartışılan soru, yapay zeka ile ilgili olası işten çıkarmalar hakkında nasıl konuşulacağıydı.

Dergide adı verilmeyen bir katılımcı, “Talep düşüşünden çok, yapay zekaya odaklanmayı tercih ederim. En azından geride kalmak yerine geleceğe bakmış olursunuz” dedi. Bir başkası da, “Bunu sayısallaştırmak için henüz çok erken olduğunu düşünüyorum, ancak yapay zeka, işe alım ve işten çıkarma konusunda düşünme şeklimizi etkiliyor” dedi.

Burada üzerinde durulan konu da, toplu işten çıkarmaların şirket karlarının yükselmesinin yolunu açacağı düşüncesi oldu. Bu düşüncenin somuta dönmüş durumlarından birisi de, ABD merkezli çokuluslu bir nakliyat ve tedarik zinciri yönetim şirketi olan United Parcel Service'in (UPS) hisselerinde yaşandı. UPS CEOsu Carol Tomé'nin şirket tarihindeki “en önemli stratejik değişim” kapsamında 48.000 kişinin işten çıkarıldığını açıkladığı gün, şirket hisseleri yüzde 8 değer kazandı. IMF, Deloitte ve diğer kuruluşların araştırmaları da, halka açık şirketlerin özel şirketlere göre işten çıkarmalara daha hızlı başvurduğunu doğruluyor.

Dünya Ekonomik Forumu'nun (World Economic Forum - WEF) Çarşamba günü yayınladığı Küresel Riskler Raporu'na göre, küresel güç rekabetleri ve stratejik çatışmalar, 2026'ya girerken en ciddi kısa vadeli riskler listesinin başında yer alıyor. Rapora göre, ankete katılan iş insanları ve diğer liderlerin yarısı önümüzdeki iki yıl boyunca çalkantılı bir dönem beklediklerini, yalnızca yüzde 1'i ise sakin bir dönem beklediklerini belirtti. Sonuçta ortaya çıkan tablo, dünyanın “uçurumun kenarında” olduğu yönünde.

Hükümet, iş dünyası ve diğer kuruluşlardan 1.300 liderin katıldığı ankete dayanan rapor, artan rekabet ve gümrük vergileri, düzenlemeler, tedarik zincirleri ve sermaye kısıtlamaları gibi ekonomik araçların silah olarak kullanılmasıyla beslenen “jeoekonomik çatışma”nın önümüzdeki iki yıl boyunca iş dünyasının endişe listesinin en üst sırasına yükseldiği değişen bir manzarayı yansıtıyor. Rapor, bunun küresel ticarette önemli bir daralmaya yol açabileceği konusunda uyarıyor.

WEF Genel Müdürü Saadia Zahidi, “Bu, büyük ölçüde devletler arası silahlı çatışmalar ve bununla ilgili endişelerle ilgili. Genel olarak, ankete katılanların yaklaşık üçte biri, 2026 yılında bunun küresel ekonomi ve esasen dünyanın durumu için ne anlama geleceği konusunda çok endişeli” dedi. Rapora göre, önümüzdeki iki yıl içindeki ekonomik risklere ilişkin endişeler, WEF anketlerinde yer alan tüm risk kategorileri arasında en keskin artışları kaydetti. Zahidi raporda, “Ülkeler yüksek borç yükü ve dalgalı piyasalarla karşı karşıya kaldıkça, ekonomik durgunluk, artan enflasyon ve potansiyel varlık balonlarına ilişkin endişeler artıyor” diye yazdı ve ekledi:

“Son olarak, teknolojik hızlanma, benzeri görülmemiş fırsatlar yaratırken, aynı zamanda yanlış bilgi ve dezenformasyon şeklinde önemli riskler de doğurmaktadır. Bu, kısa vadede en önemli endişe kaynağıdır ve yapay zekanın uzun vadede olası olumsuz sonuçları hakkında endişe yaratmaktadır. Bu risk, kapsanan 33 riskin tümü arasında kısa vadeden uzun vadeye en keskin artış gösteren risktir.”

WEF raporundaki bulgulara göre, iş kayıpları, buna karşı yeni iş yaratımları ve bunun üzerindeki yapay zekanın etkisi gibi, işgücü piyasaları için en kötü senaryoda, hem üretkenlikteki artış hem de işsizlikteki artış ekonomileri, kalıcı olarak nüfusun bazı kesimlerinin refah içinde yaşarken, diğerlerinin zorluklarla mücadele ettiği dengesiz bir yapıya sürükleyebilir.

Yaratıcılık, öğrenme ve boş zaman potansiyeli, amaç, anlam ve topluma katkı kaybına yol açabilir ve bu durum, objektif gerçekler etrafındaki uyumun bozulmasıyla birleşebilir. Yapay zekanın askeri kullanım alanlarının artması, en kötü durumda, çatışmaların hızlı ve belki de kasıtsız bir şekilde tırmanmasına yol açacak orantılı riskler getirecektir.

Zihni odaklıyor. Jeopolitik çatışmalar, gümrük vergileri, iklim riski ve ABD ekonomisine ilişkin genel endişeler nedeniyle, liderler bir sonraki adımda ne yapacaklarına karar verirken birçok değişkeni göz önünde bulundurmak zorunda. Yeni bir inovasyon çağının eşiğinde olmak, bu seçimlerin bazılarını basitleştirebilir. Yine CEO yemeği katılımcılarından biri: “Venezuela'da ne olacağını bilmiyorum, ama yapay zekaya yatırım yapmam gerektiğini biliyorum” dedi.

Buradan da anlaşılacağı gibi, teknolojik hızlanma, benzeri görülmemiş fırsatlar yaratırken, aynı zamanda yanlış bilgi ve dezenformasyon şeklinde önemli riskler de doğuruyor. Bu durum, özellikle yaratılmakta olan, görülmemiş genişlikteki işsizlik nedeniyle, kısa vadede en önemli endişe kaynağı olarak öne çıkıyor ve yapay zekanın uzun vadede olası olumsuz sonuçları hakkında endişe yaratıyor. Bu risk, WEF tarafından da, “kapsanan tüm risklerin arasında kısa vadeden uzun vadeye en keskin artış gösteren risktir” diye tanımlanıyor ve şöyle deniliyor:

“İşgücü piyasaları için olumsuz bir senaryoda, jeopolitik rekabet nedeniyle yönetişim tarafından kontrol edilmeyen piyasa güçleri, insan görevlerini ve becerilerini artırmaya yönelik yaklaşımlara kıyasla, insan emeğini mümkün olduğunca otomatikleştirme ve ikame etme eğilimini hızlandıracaktır. Yeni roller ve görevler ortaya çıkıp kayıpları telafi edebilir, ancak bunlar önceki büyük teknolojik dönüşümlerde olduğu gibi, iş kaybından çok daha uzun bir zaman diliminde gerçekleşebilir.”

Böyle bir senaryoda, yapay zekanın getirdiği kazançlar esas olarak yüksek vasıflı, yüksek verimli dijital çalışanlara akarken, ilgili becerileri geliştirmeyen düşük verimli çalışanlar için fırsatların daha hızlı azalacağı da ortada. Böylesi durumlarda, elbette işsizlik, siyasi sesleri, medyaya erişimleri ve daha yüksek güvenlik beklentileri olan yönetici ve profesyonel sınıflar gibi nüfus gruplarını etkilediğinde, siyasi sonuçları daha da ağırlaşacaktır. Böylesi gelişmelerin ardından, bilgi ve hizmetlerin merkezi olan bölgelerde, ekonomik çöküş ve dolayısıyla kentsel bozulma başlayabilir ve bu da güçlü, öfkeli bir siyasi güç yaratabilir.

Bu nedenle, özellikle günümüzün büyük ekonomilerinde başlayan işgücü piyasasındaki bozulmanın etkilerinin çok büyük olacağı, hane halklarını, toplulukları ve siyasi sistemleri etkileyeceği ve dolayısıyla sonuçları ekonomik bozulmalardan bir toparlanma yaratma çok daha zor olabilir. Çok farklı zamanlarda ve dünyanın türlü bölgelerinde de döneyimlendiği gibi, toplumlar ekonomik baskı altında daha ezildikçe, siyasi çıkmaz daha da kötüleşebilir.

Bazı ülkeler, yapay zeka kaynaklı verimlilik artışlarının yaygın bozulma ve derin eşitsizlikle bir arada var olması nedeniyle ekonomik daralma ve sosyal hoşnutsuzluktan oluşan bir kısır döngüye girebilir. Özellikle üniversite mezunları, sürekli gelişen yapay zeka yeteneklerine ayak uydurmakta zorlanırken, Türkiye’nin çok yerlerinde gördüğümüz gibi, geçici işlerde çalışmak zorunda kalabilirler. Yüksek eğitimli gençler uzun süre işsiz kalırsa, bu durum toplumda istikrarsızlığa yol açabilir. Özellikle bu konuya dikkat çekilen WEF raporunda, eşitsizliğin iki yıl üst üste en bağlantılı risk olduğu ve bu durumun, “eşitsizliğin bir aktarım mekanizması olarak” rolünü yansıttığı vurgulanıyor. Bir başka deyişle, “işsizlik eşitsizliği besler, bu da doğal olarak toplumsal kutuplaşmaya yol açar.”

Bu nedenle, yapay zekanın uygulanmasıyla büyük verimlilik artışları olsa bile, kaçınılmaz olarak, orta sınıfın giderek boşalması ve sosyal hareketliliğin yolları hızla ortadan kalkmasıyla gelirler düşecek, tüketici güveni azalacak, harcamalar azalacak ve potansiyel olarak ekonomik bir gerileme tetiklenecektir. WEF raporuna göre bu nedenle; “Önümüzdeki on yıl ilerledikçe politika yapıcıların seçenekleri azalacaktır: yüksek kamu borcu hizmet maliyetleri mali önlemleri kısıtlayacak, orta sınıfın artan işsizliği vergi tabanını ve konut piyasalarını olumsuz etkileyecektir. Gelişmiş ekonomiler, birçok eşitsizliğin yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde yaygın olan eşitsiz ekonomik sistem içinde yıllarca kalabilir.”

WEF raporuna göre yapay zeka, “Önümüzdeki beş yıl içinde ABD'de giriş seviyesindeki beyaz yakalı işlerin yüzde 50'sini ortadan kaldırabilir ve bu da işsizliği yüzde 10-20'ye çıkarabilir.”

Buradan da görüleceği gibi, şimdilik büyük ölçüde teknoloji atılımlarını yapmış gelişmiş ülkelerde öne çıkan yapay zeka kaynaklı işsizlik, Türkiye gibi, üretim odaklı yatırımların çoktan kenara itildiği ve işsizliğin de kronik sorun olarak yerleştiği ülkelerde henüz kendini açıkça ortaya koyamıyor ama bu son gelişmeler de pusuda yattığını gösteriyor. Verilerden gördüğümüz gibi, yeni yatırımların aralıksız bir şekilde sürdüğü gelişmiş ekonomilerde de artık, 2025 verilerin de ortaya koyduğu gibi, yapay zeka kaynaklı yeni iş yaratma sorunu daha çok öne çıkmaya başladı.

Bu gelişme, enflasyonu dahi üretim yapmak yerine, yeni yatırımların önünü kapatan yüksek faizlerle düşürmeyi dahi başaramayan ülkelerdeki emekçilerin omuzlarına bindirilmiş işsizlik ve yoksulluk yüklerinin üstlerine yenilerini yüklemekten başka hiçbir sonuç yaratmayacaktır.

 

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.