Osman Şenkul - Türkiye'de asgari ücret 90 yaşında dahi reşit olamadı
Türkiye'de asgari ücret 90 yaşında dahi reşit olamadı
Osman Şenkul
İnsanlığın kayıtlı tarihi boyunca oluşan çeşitli sosyal ve ekonomik kurumların en önemlilerinden biri özel mülkiyet ve mal/hizmet piyasalarıysa, diğeri de kuşkusuz para/sermaye piyasaları ve faizdir. İnsanın sosyal evriminde, toplu çaba, iş birliği ve paylaşım gerektiren ve doğanın kaprislerine açık avcı toplayıcılıktan, yerleşik tarım toplumuna geçişle birlikte yaşam, daha plânlanabilir hale gelir. Ruhban sınıfı, askerler, yöneticiler gibi, ekonomi ötesindeki kesimleri besleyebilecek artı üretim ile buna bağlı olarak özel mülkiyet ve onun üstyapı kurumları oluşur. Antropoloji biliminin bize gösterdiğine göre bu geçiş ne eş zamanlı ne de çizgisel oldu, dünyanın değişik yerlerindeki değişik kültürlerde büyük farklılıklar gösterdi.
Özel mülkiyet olmadan ödünç alma olmazdı; ödünç alma olmadan borç alma ve faiz olmazdı. Kuşkusuz özgür insanın ilk sahip olduğu ekonomik güç kendi işgücüdür. Sosyal insanın ilk ödünç verdiği şey kendi emeği ve işgücü olmalıdır; buna kolektif gönüllü emek (imece) diyoruz. Adeta, “Unutma! insanlar bilgi değil, avuntu isterler” diyen Maksim Gorki’ye gönderme yapan bir yöntem.
Bildiğimiz kadarıyla imece durumunda ödünç alınan emek vakti gelince veya ihtiyaç durumunda aynı şekilde, artıp eksilmeden ve bir dayanışma ruhuyla geri ödenir. Amaç, toplumun tek tek üyelerinin kendi başlarına zaman, mevsimler ve diğer nedenlere bağlı olarak, altından kalkamayacakları zorluklar yüzünden, geri düşüp yoksullaşmalarının önüne geçmektir. İşgücünün mülke (köleye veya toprağa bağlı köleye) veya özgür ücretli işçiye dönüşmesi için başka dönüşümler yaşandı (göçler, savaşlar, değişen inanç sistemleri, vd.) ve aradan yüzyıllar geçti.
Oysa gelişen endüstrilerin ucuz işgücüne ihtiyacı vardır, ucuz işgücü temel tarımsal malların ucuza sağlanmasını gerektirir ki işçiler, “ölmeyecek kadar asgari geçimlik ücretlerle” çalışabilsinler. Tarımsal malları ucuzlatmanın yolu da bu malların ithalatındaki gümrük vergisi ve tüm diğer kısıtları kaldırıp, serbest bırakmaktan geçer. Düşük ücretler sanayi mallarının fiyatlarını düşürür ve uluslararası rekabette avantaj sağlar. Örneğin, Napolyonik savaşların sonunda, 1815’de İngiltere’deki toprak sahiplerinin ve kiracı çiftçilerin en büyük korkusu, ucuz hububat ürünlerinin İngiltere’ye akması ve bunun da onların çıkarlarına zarar vermesiydi.
Mülk sahibi sınıflar arasındaki bu çıkar çatışmasında David Ricardo, yükselen sınıfın; büyüme ve kârların önünde kısıtlar istemeyen sanayici kapitalist sınıfın sözcüsüydü. Madem ki tarımdaki yıllık kısıtlı üretim döngülerinin aksine, sanayi üretiminin önünde arz yönünden piyasaların üstesinden gelemeyeceği fazla kısıt yoktur, o halde kapitalist kâr ve sermaye birikiminin, yani ekonomik büyümenin önünde de dış ticaret kısıtlamaları gibi yapay engeller olmamalıdır.
Bu nedenle, arz ve talep modelleri, yüzyıllar önce gündeme gelen asgari ücretin, istihdam kaybına yol açabileceğini öne sürer; ancak asgari ücretler, bireysel işverenlerin pazarın tamamı üzerinde bir dereceye kadar ücret belirleme gücüne sahip olduğu tekelci senaryolarda işgücü piyasasının ve istihdamın verimliliğini artırabilir.
Asgari ücretin destekçileri, asgari ücretin işçilerin yaşam standardını yükselttiğini, yoksulluğu ve eşitsizliği azalttığını ve morali yükselttiğini söylüyor. Buna karşılık,tarihsel gelişim içinde, asgari ücretin karşıtları, bazı düşük ücretli işçilerin “iş bulamayacakları ve işsizler ordusuna katılacakları” için asgari ücretin yoksulluğu ve işsizliği artırdığını söylüyor.
Modern asgari ücret yasalarının kökeni Orta Çağ İngiltere'sinde işçilerin maksimum ücretini belirleyen Kral III. Edward'ın kararnamesi olan İşçi Yönetmeliği'ne (1349) dayanır. Zengin bir toprak sahibi olan Edward, lordları gibi toprağı işlemek için serflerin yardımına muhtaçtı. 1348 sonbaharında, Kara Veba İngiltere'ye ulaştı ve nüfusu büyük ölçüde azalttı. İşgücü sıkıntısı nedeniyle ücretler yükseldi ve Kral Edward III, ücret tavanı belirlemeye karar verdi. İşçi Statüsü (1351) gibi yönetmeliğe yapılan sonraki değişikliklerle, belirlenen ücretlerin üzerinde ödeme yapılması durumunda cezalar artırıldı.
Ücretleri düzenleyen yasalar başlangıçta ücretlere bir tavan belirlemiş olsa da, sonrasında yaşam ücretini belirlemek için kullanıldı. 1389'da İşçi Statüsü'nde yapılan bir değişiklik, ücretleri gıda fiyatlarına göre sabitledi. Zaman geçtikçe, maksimum ücreti belirlemekle görevli Sulh Hakimi, resmi asgari ücretleri de belirlemeye başladı. Bu uygulama, 1604'te Kral James I tarafından tekstil sektöründe çalışan işçiler için Asgari Ücreti Belirleyen Yasa'nın kabul edilmesiyle resmileşti.
Giderek kapitalistleşen Birleşik Krallık, 19. yüzyılın başlarında, ücretlerin (üst veya alt sınırlar) düzenlenmesini desteklemeyen laissez-faire politikalarını benimsediğinden, İşçi Statüsü yürürlükten kaldırıldı. 19. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde, birçok sanayileşmiş ülkede önemli işçi ayaklanmaları yaşandı. Yüzyıl boyunca sendikalar suç olmaktan çıkarıldığından, toplu sözleşmeler yoluyla ücretleri kontrol etme girişimleri yapıldı.
Daha sonra, yasal düzenlemelerle ülkelerin uygulamaları arasına giren asgari ücretler başlangıçta, nispeten az sayıda işçi kategorisini kapsıyordu ve özellikle savunmasız kabul edilenleri korumayı amaçlıyordu. Bu kapsamda Yeni Zelanda, 1894 yılında asgari ücreti uygulayan ilk ülke oldu, ardından 1896'da Avustralya'nın Victoria eyaleti ve 1909'da Birleşik Krallık geldi. Asgari ücretler genellikle, taraflar arasında ücret pazarlığı kurulduktan sonra aşamalı olarak kaldırılacak geçici bir önlem olarak görülüyordu. Asgari ücretlerin ilk biçimleri bazen evden çalışanları veya kadınları korumayı hedefliyordu.
ABD'de asgari ücret fikri, hem Amerikan Çalışma Mevzuatı Derneği hem de kadınlar tarafından yönetilen ve yönetim kurulu 1909'da kadınlar için yasal asgari ücret fikrini onaylayan Ulusal Tüketiciler Birliği tarafından desteklendi. Asgari ücretler ilk olarak eyalet düzeyinde getirildi ve çoğu durumda sadece kadınlar ve çocuklar için uygulandı. Bu ücretlere mahkemelerde düzenli olarak itiraz edildi ve 1923 yılında ABD Yüksek Mahkemesi asgari ücretlerin anayasaya aykırı olduğunu ilan etti. 1938 yılında, Başkan Roosevelt'in girişimiyle ABD Kongresi, federal asgari ücreti getiren Adil Çalışma Standartları Yasası'nı kabul etti. Anayasaya uygunluğuna yine mahkemelerde itiraz edildi ve ancak 1941 yılında Yüksek Mahkeme tarafından geçerli kabul edildi.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, asgari ücret uygulayan ülke sayısı arttı. Hindistan (1948) ve Pakistan (1961) gibi yeni bağımsız olan ülkeler asgari ücreti benimseyen ülkeler arasındaydı. Fransızca konuşulan Afrika ülkeleri, tarım için daha düşük bir oran (SMAG) ile genel asgari ücret (SMIG) modelini benimsedi, İngilizce konuşulan Afrika ülkeleri ise sektörel ücret kurulları geleneğini benimsedi.
Tüm işçilerin, bir hak olarak, aşırı düşük ücretlere karşı korunması gerektiği düşüncesi giderek yaygınlaşırken, asgari ücretlerin yasal kapsamı da giderek genişletildi. Ulusal düzeyde uygulanan asgari ücretler Hollanda (1969), Fransa (1970) ve İspanya'da (1980) ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri'nde kapsam, ilk yıllarda işgücünün yaklaşık yüzde 20'sinden 1970'te yüzde 80'e kadar genişledi. Kapsam, sektörel asgari ücret oranlarının uygulandığı ülkelerde de genişledi. Örneğin Hindistan'daki eyaletler, asgari ücret kapsamına “dahil edilen” sektör ve mesleklerin sayısını kademeli olarak artırdı. 1970'ler ve 1980'lerin ekonomik ve entelektüel bağlamı, bazı ülkelerde bu genişlemeyi durdurdu. Birleşik Krallık, 1980'lerde ücret konseylerini kaldırdı.
Son yıllarda, birçok ülkede çalışan yoksulluğu ve eşitsizliğini gidermek için asgari ücret sistemleri oluşturulmuş veya güçlendirilmiştir. Birleşik Krallık, 1999 yılında ulusal kapsamlı yeni bir yasal asgari ücret getirdi. 1990'ların başından bu yana, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) diğer sekiz üyesi, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Polonya, Estonya, Slovenya, İrlanda, İsrail ve en son Almanya yasal asgari ücret uygulamasına geçti. Yasal asgari ücret uygulaması olmayan çoğu OECD ülkesinde, Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İsviçre gibi, toplu sözleşmelerle belirlenen yasal alt sınırlar bulunuyor. Sonuç olarak, tüm Avrupa ülkelerinde asgari ücret uygulaması mevcut.
Birçok gelişmekte olan ve yükselen ekonomi de asgari ücretleri belirlemiş veya güçlendirmiştir. Çin, 1994 yılında asgari ücreti kabul etti ve 2004 yılında güçlendirdi. Güney Afrika 1997 yılında apartheidin sona ermesinden sonra bir asgari ücret sistemi kurdu. Brezilya 2005 yılında asgari ücret politikasını yeniden yürürlüğe koydu. Rusya Federasyonu 2007 yılında ulusal asgari ücreti bölgesel alt sınırlarla tamamladı. Malezya 2013 yılında ulusal asgari ücreti kabul etti ve ardından 2015 yılında Myanmar ve Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti, 2016 yılında ise Makao asgari ücreti kabul etti. Afrika'da ulusal asgari ücreti en son uygulayan ülke 2014 yılında Yeşil Burun Adaları oldu.
Türkiye'de ise, asgari ücret 1936 tarihli İş Kanunu ile mevzuata girmesine karşın uygulaması 1951'e kadar gerçekleşmedi. 1951'den 1967'ye dek geçen süre içinde asgari ücret yerel komisyonlar tarafından belirlendi. Günümüze kadar birkaç değişiklikle varlığını sürdüren asgari ücret tespit komisyonu uygulaması 1967'den sonra başladı.
Türkiye’de politika uygulayıcılarının tamamı asgari ücret uygulamasının önemini, mevcut sistemin yetersizliğini, belirlenen asgari ücretlerin bu ücreti elde edenlerin temel ekonomik ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmediğini belirtmelerine karşın, enflasyona endeksli bir tespit politikası izlendi, özellikle iktisadi refah artışları yanlış ekonomi ve dağılım politikaları yüzünden başka kesimlere aktarıldı. Ancak, daha da önemlisi, neredeyse tüm dünyada, geçici ve çok sınırlı olarak uygulanan asgari ücretin Türkiye’deki uygulama oranı, neredeyse tüm dünyada en geniş tabana yayılıyor. Buna göre, resmi kayıtlardan yapılan hesaplamalar 2024 yılındaki asgari ücretli çalışanlar, toplam kayıtlı çalışanların yüzde 37,5’i ile 11,2 milyon kişiyi buluyor. Asgari ücretin altında ya da yüzde 5 fazlasını kazananlarla toplandığında, çalışanların yüzde 54’ünü ve 16,14 milyon kişiyi buluyor. Avrupa Birliği genelinde ise, asgari ücret ve yüzde 5 fazlasına kadar ücret alan çalışanlar 12,8 milyon kişide kalıyor. Bir başka deyişle, Türkiye’de yalnızca asgari ücret alanlar, AB genelindeki asgari ücret ya da yüzde 5 fazlasını alan çalışanların toplamından yalnızca 1,6 milyon kişi az olurken, AB gibi yüzde 5 fazla alanlarla birlikte yapılan hesaplamalar, Türkiye’deki asgari ücretli çalışanların, AB genelindeki tüm asgari ücretlilerden 3,34 milyon kişi daha fazla olduğunu gösteriyor.
Elbette, asgari ücretli çalışanların, tüm çalışanların yarısının üzerinde olması da önemli bir sorundur; ancak, daha önemlisi asgari ücretin, yaşam koşullarına dayanacak kadar dahi destek vermeyecek düzeyde düşük kalmasıdır.
Görüldüğü gibi, kayıtlara göre insanlık tarihine yaklaşık 600 yıl önce giren, ancak yasal düzenlemelerle 130 yıl önce Güney Yarı Küre’de, Yeni Zelanda’da uygulanmaya başlayan asgari ücret, standart bir iş günü için işçilere ödenen tutarı ifade eder ve işçinin “gıda, barınma, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi temel ihtiyaçlarını” mevcut fiyatlar temelinde karşılayacak düzeyde belirlenir. Oysa, Türk-İş’in geçen yılın son günlerinde açıkladığı 30.143 lira düzeyindeki açlık sınırı, yeni yıl için belirlenen 28.075 liralık asgari ücreti dahi 2.068,75 lira geride bırakıyor. Bir başka deyişle, Türkiye’de yeni yılda uygulanacak “yükseltilmiş” asgari ücret; işçinin “gıda, barınma, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi temel ihtiyaçlarının” ilk ve en önemli maddesi olan “gıda”yı dahi karşılayamayacak düzeyde bulunuyor.
Buradan bakıldığında; Türkiye’de yasal düzenlemesinden dahi 15 yıl sonra uygulanmaya başlayan asgari ücretin, dünyadaki ilk uygulamalardan 600 yıl ve ilk yasal düzenmeli uygulamalardan da 130 yıl sonra, adının “a”sını dahi karşılayamıyor. Bir başka deyişle, Türkiye’de tam 90 yıl önce yasal düzenlemeyle gündeme gelen asgari ücretin nasıl belirlenip uygulanacağına ilişkin bir adım dahi atılamadığı görülüyor.
Kısacası, Türkiye'deki asgari ücret 90 yaşında dahi reşit olamadı.
