13 Mart 2026

Osman Şenkul - Trump İran rejimini kurtarırken, Çin'e petrol akışını da kesti

osman-senkul-trump-iran-rejimini-kurtarirken-cine-petrol-akisini-da-kesti

Trump İran rejimini kurtarırken, Çin'e petrol akışını da kesti

Osman Şenkul

İran'da Rıza Şah, Hitler'e Sovyetler Birliği'ne saldırmak için üs temin edip, müttefiklerin bunların kapatılması için yaptıkları tüm talepleri geri çevirerek Nazi Almanyası'yla gizli bir ittifak içine girmişti. 25 Ağustos 1941'de müttefik kuvvetleri İran sınırlarından içeri girdi.

Rıza Şah kaçmak zorunda kaldı ve İngilizler oğlu Muhammed Rıza'yı iktidara geçirdiler. Eylül 1941'de, Ağustos olaylarının yarattığı boşluktan yararlanarak, yasaklı İran Komünist Partisi'nin faaliyetini açık alanda sürdürmek üzere İran Tudeh Partisi (İran Halk Partisi) kuruldu.

Bu yıllardan sonra, İran’da toplumsal hareketlerin odağında “Şah Rejimi” vardı. Ülke genelinde Şah rejimine karşı yıllarca büyük bir başkaldırı hareketi yürütüldü. Tudeh, gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadele etmek için ilerici güçlerin bir araya geldiği birleşik bir cephenin kurulması gerekliliğinin ayırdına varan ve bu doğrultuda pratik inisiyatifi alan ilk siyasi parti oldu.

Birçok siyasi örgüt parlamentonun kendilerine sağladığı özgürlük ortamından yararlanmakta olduğu halde, iç gericiliğin ve onun emperyalist patronlarının Tudeh'in açık faaliyet göstermesinin doğuracağı sonuçlardan korkması nedeniyle parti yasal olarak tanınmıyordu.

Tudeh’in de öncüleri arasında bulunduğu toplumsal güçlerin yürüttüğü yıllar süren mücadele yükselirken, uzun yıllardır Irak Necef’te sürgünde olan Ayetullah Humeyni, 1978'de İran Şahı'nın talebi üzerine Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak tarafından sınır dışı edildi ve Fransa'nın Paris kentine geçerek Novfel Le Şato'da ikamet etmeye başladı.

Bu arada, İran’da Şah rejimine karşı mücadele, Tudeh’in de öncülüğünde yükseliyordu. Bu dönemde, İran’dan Avrupa’ya ihraç malları taşıyan TIR’lar, büyük ölçüde Türkiye üzerinden geçerek gidiyordu. Sendikal hareketin giderek güç kazandığı Türkiye’de de grevler giderek yükseliyordu. Bu grevlerin yürütüldüğü sanayi bölgeleri de, doğal olarak İran’dan Avrupa’ya transit yol olan o dönemin E5’i, şimdiki D100 üzerinde ya da yakınlarında bulunuyordu. Grevlerin yükseldiği dönemde, Türkiye genelinde de ağır bir akaryakıt kıtlığı yaşanıyordu; bu nedenle İran ihracat TIR’ları da Türkiye etabını geçmeyi garantilemek için fazladan akaryakıt alabilen depolarıyla ilerliyordu. Avrupa’da dertlerini anlatacak kadar İngilizce ya da Almanca bilen TIR şoförlerinin büyük bölümü de Tudeh üyesiydi; bu nedenle, yol boyunca gördükleri grev çadırlarını ziyaret ediyor, grevcilerin ihtiyaç duydukları akaryakıtları onlara veriyorlardı.

Ancak, Ayetullah Humeyni, 15 yıllık sürgünün ardından 1 Şubat 1979'da Paris'ten özel bir uçakla Tahran'a döndü. Bu dönüşün ardından, 11 Şubat 1979'da ordu tarafsızlığını ilan etti ve Şah rejimi resmen çöktü. Hızlıca kurulan yeni Humeyni rejiminin de hedefleri arasında Tudeh vardı; çünkü, Tudeh Şah sonrası için programını çoktan hazırlamıştı ve kitlelere ulaştırmaya çalışıyordu:

 

- İran'ın bağımsızlığının ve egemenliğinin korunması.

- Düşünce, ifade ve örgütlenme başta olmak üzere bireysel ve kamusal hakları güvence altına alan demokratik bir rejimin kurulması.

- Her türden diktatörlüğe karşı mücadele.

- Acil ihtiyaç olarak toprak reformunun hayata geçirilmesi, köylülerin ve diğer emekçi yığınların yaşam düzeyinin yükseltilmesi.

- Herkese zorunlu parasız eğitim sağlamak üzere eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması. Ücretsiz ulusal sağlık hizmeti sisteminin altyapısının hazırlanması.

- Vergi sisteminde alt gelir gruplarının yararına reform yapılması.

- Genel ekonomi ve tüm sektörlerde reformlar yapılması, sanayinin ve madenciliğin yaygınlaştırılması, kara ve demiryolu ağlarının inşa edilmesi ve var olanların elden geçirilmesi yoluyla ulaşım olanaklarının geliştirilmesi.

- Devrik Şah'ın malvarlığının halk yararına kamulaştırılması.

 

Yeni kurulan Molla rejimi ise, Şah rejiminin sarsılmasında en büyük etkileri yapan, grevler, boykotlar ve işgal eylemleri dahil büyük kitle hareketlerinin öncüsü Tudeh’in üzerine yürüdü. Molla rejimi, Tudeh programının ayrıntılarıyla kitlelere ulaşmaya başlamasından rahatsızlık duymaya başlamıştı. Rejim, Tudeh’in tüm emekçileri kapsayan programının, geniş kesimlere ulaşmasıyla, kitle hareketlerinin giderek büyümesine ve doğal olarak Molla rejiminin de yıkılarak, yerine Halk rejiminin gelmesinin yolunu açacağını görüyordu.

Tıpkı Türkiye’deki 1980 rejiminin yaptığı gibi, Molla rejimi de, İran’da Tudeh’in üzerine, geniş çaplı tutuklamalar, idamlar ile yürüdü. Tıpkı Türkiye’de 1980 darbesinin ardından yaşandığı gibi, tutuklanıp parmaklıklar arkasına atılmaktan, idam edilmekten kurtulan ve büyük çoğunluğu eğitimli binlerce kişi ülkeyi terk edip Avrupa ülkelerine göçtü.

Uzun yıllar Molla rejiminin ağır baskıları altında yaşayan İran halkı, zaman zaman başkaldırsa da, kitlesel harekete dönüşemediği için, yüzlerce cana kıyılmasıyla bastırıldı. Ancak, son yıllardaki başkaldırılar giderek daha geniş kitlesel destek görmeye başladı.

İran'da rejime başkaldıran protestocular, bu yılın başlarından itibaren daha örgütlü bir biçimde harekete geçtiler. Halkın geniş kesimlerinden aldıkları desteklerle, yüzlerce kişinin öldürülmesine karşın, başkaldırı hareketini büyük boyutlara ulaştırdılar, rejimi sarstılar.

Giderek büyüyen rejim karşıtı gösterilere ve protesto hareketlerine 21 Şubat'ta da binlerce üniversite öğrencisi de katıldı. Birçok akademisyenin de desteklediği üniversite öğrencilerinin bu başkaldırısı, aynı zamanda rejim tarafından yapılan ölümcül baskılardan bu yana bu ölçekte düzenlenen ilk protesto gösterileri oldu. Üniversiteliler başkent Tahran'daki Sharif Teknoloji Üniversitesi kampüsünde yürüyüş yaptılar. Eylemlerin yayılması üzerine, hükümet destekçileri öğrencilere saldırdı. Üniversite öğrencilerinin Tahran’daki başkaldırısı, İran genelindeki birçok üniversiteye de yayıldı ve rejim karşıtı kitle hareketleri büyük bir ivme kazandı.

Sharif Teknoloji Üniversitesi kampüsünde yüzlerce protestocunun katıldığı gösterilerle başlayan üniversitelilerin başkaldırısı, Şahid Beheshti Üniversitesi ve Amir Kabir Teknoloji Üniversitesi'ne yayıldı. Aynı zamanda halkın geniş kesimlerinin de, başkaldırı hareketlerine ekonomik zorlukları temel alan nedenlerle katılmaları, Molla rejiminin büyük katliamıyla durdurulmaya çalışılıyordu.

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (Hrana), bu dalga sırasında en az 7.015 kişinin öldürüldüğünün doğrulandığını açıkladı. Bu sayıların 6.508'i protestocu, 226'sı çocuk ve 214'ü hükümetle bağlantılı kişilerdi. Son rakamlar 15 Şubat'ta güncellendi. Hrana ayrıca, bildirilen 11.744 ölüm vakasını daha araştırdığını duyurdu.

Molla rejiminin tüm bu baskılarına karşın halkın başkaldırısı da giderek büyüyor, tabanını alabildiğine genişletiyordu. Özellikle, 21 Şubat günü başlayan üniversitelerdeki ayaklanma, molla rejimini oldukça zorlamaya başlamış, rejimin güvenlik güçleri birçok bölgede geri çekilip rejimi koruyan odaklar oluşturmaya başlamıştı.

Bir başka deyişle, İran’daki Molla rejimi oldukça zor durumdaydı ve bunu gören büyük kitleler de başkaldırıyı yükseltiyordu. Rejim güçlerinin alabildiğine ağır karşılıklar vermesine karşın, protesto gösterilerine katılanların sayısı günden güne artıyordu; ta ki, ABD Başkanı Donald Trump ve müttefiki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun emirleriyle, ABD ve İsrail güçlerinin İran’ı bombalamaya başladıkları 28 Şubat gününe kadar.

İran’da rejimi devirmeye doğru büyüyen geniş çaplı kitle eylemleri, Trump’ın emriyle başlayan saldırıların etkisiyle daha da büyüdü; ama bu kez kolluk güçlerinin de desteğiyle meydanları dolduranlar, “rejimi koruma güçleri”ne dönüşmüşlerdi.

Kısacası, Trump ülkeye yaptığı, yaptırdığı ağır saldırılarla, İran’daki rejimi son dakikada kurtarmış, aynı zamanda da, küresel petrol ticaretinin büyük bölümünün taşındığı Hürmüz Boğazı’nı tıkamıştı.  Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol’a göre, Hürmüz Boğazı'ndan günlük 15 milyon varil ham petrol ve 5 milyon varil petrol ürünü ile, deniz yoluyla taşınan küresel petrol ticaretinin yüzde 25'ini oluşturuyor.

Trump, İran rejimini kurtardığı bu hamlesiyle, aynı zamanda küresel ekonomideki en büyük rakibi Çin’e petrol akışını da büyük ölçüde kesmiş oldu. Trump bu konuda ilk büyük adımı, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’nın lideri Nicolas Maduro’yu bir gece baskınıyla kaçırıp, ülkenin petrol akışının kontrolünü ele geçirdiğinde atmıştı. Visual Capitalist verilerine göre, günde ortalama 11 milyon 108 bin varil petrol ithal eden Çin, bunun en büyük bölümünü Orta ve Güney Amerika ve Orta Doğu’dan alıyordu. Çin’in günlük petrol ithalatının 6 milyon 324 bin varili, bu son çatışmaların ardından kapanan Hürmüz ve Orta Doğu Bölgesi’nden (Suudi Arabistan'dan 1.576.000, Irak'tan 1.279.000, BAE'den 712.000, Kuveyt'ten 321.000, diğer Orta Doğu ülkelerinden 2.436.000) akıyordu. Aynı verilere göre Çin, günlük petrol ithalatının 1 milyon 55 bin varilini de Orta ve Güney Amerika ülkelerinden alıyordu.

Tüm bu verilere bir arada baktığımızda, Trump’ın yüzlerce çocuğun ölümü dahil, binlerce cana mal olan ve milyonlarca kişiyi işsiz ve aç bırakan son saldırıları, yıkılmaya yüz tutan İran rejimini kurtarırken, ABD’nin küresel ekonomideki en büyük rakibinin enerji kanallarını kapatıp, küresel ekonomideki hakimiyetini sağlamlaştırmış oldu.

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.