Osman Şenkul - Platon: Yazı değil diyalektik diyalogdur aslolan
Platon: Yazı değil diyalektik diyalogdur aslolan
Osman Şenkul
Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan ve bu kurumlara günümüzdeki adını veren "Akademi"nin kurucusu ve düşünce tarihinde bir dönüm noktası oluşturan Platon (MÖ 427-347), yapıtlarının büyük çoğunluğu günümüze ulaşan nadir antik yazarlardan biridir.
Platon'un yazıya yönelik sert eleştirilerine rağmen, fikirlerini günümüze yazılı diyaloglar şeklinde ulaştırmış olması, “felsefe tarihinin en büyük paradokslarından biri” olarak tanımlanır. Platon bunu yaparken yazıyı doğrudan bir öğreti dikte etmek için değil; okuyucuyu sanki canlı bir tartışmanın içindeymiş gibi hissettirmek ve onları kendi kendilerine düşünmeye teşvik etmek için bir tiyatro metni gibi (diyalog formunda) kullanmıştır.
Bu saptama, Platon’un diyalogları ile ilgilidir; çünkü, derslerinde ve sunumlarında yazılı metin kullanmıyordu. Eski tarihlerden itibaren yazılış tarihlerine ya da konularına göre eserlerinin sınıflandırılmasına çalışıldı. İmparator Tiberius döneminin (MÖ I. yüzyıl) aydın ve astrologlarından Thrasyllos tarafından trajedi dörtlemelerinden (tetraloji) esinlenerek hazırlanan liste günümüzde de itibar görmektedir.
Bir başka deyişle Platon, felsefi öğretilerin aktarılmasında yazılı metinlerin yetersiz ve tehlikeli olduğunu savunmuş, gerçek bilginin ve bilgeliğin ancak yüz yüze diyalog (canlı iletişim) yoluyla paylaşılabileceğine inanmıştır. Onun yazıya karşı bu eleştirel duruşu ve canlı diyaloğa olan bağlılığı, en net şekilde ünlü yapıtı “Phaidros Diyalogu”nda ve otobiyografik nitelikteki yapıtı “Yedinci Mektup”ta temellendirilir.
Platon, yazıya karşı çıkmasını ve yüz yüze iletişimi savunmasını şöyle tanımlar:
Yazı hafızayı köreltir ve tembelleştirir
Platon, Phaidros diyalogunda, Mısır tanrısı Theuth ile Kral Thamus arasındaki bir miti aktarır. Yazıyı icat eden Theuth, bunun hafızayı ve bilgeliği geliştirecek bir "ilaç" olduğunu savunur. Ancak, Kral Thamus buna karşı çıkar ve yazının insanları hatırlama zahmetinden kurtaracağı için hafızayı körelteceğini söyler. İnsanlar içsel olarak hatırlamak yerine, dışsal işaretlere (harflere) güvenmeye başlayacak ve bu da zihinsel bir tembelliğe yol açacaktır.
Yazılı metin yanıt veremez (diyalog kuramaz)
Platon’a göre yazılı bir metin, resmedilmiş bir tablo gibidir; ona bir soru sorduğunuzda soylu bir sessizlikle susar. Canlı muhatabının aksine, metin kendi argümanlarını savunamaz, açıklama getiremez veya yanlış anlaşılmaları düzeltemez. Yüz yüze iletişimde ise Sokratik Yöntem (diyalektik) aktiftir; taraflar birbirini sorgulayarak adım adım gerçeğe ulaşır.
Yazı herkese ulaşır ve istismara açıktır
Yazı bir kez kaleme alındığında, onu anlamaya yetkin olanların da, tamamen yanlış anlayacak olanların da eline geçebilir. Platon, yazının kime hitap edeceğini bilmediğini belirtir. Doğru bir “yüz yüze iletişimde” ise konuşmacı, karşısındaki ruhun yapısını analiz ederek sözlerini onun ihtiyacına ve kavrayış seviyesine göre ayarlar.
Gerçek bilgi bir "kıvılcım" gibidir
Platon “Yedinci Mektup”unda, en derin felsefi konular hakkında asla bir metin yazmadığını ve yazmayacağını söyler. Ona göre yüksek hakikatler, kelimelerle bir reçete gibi kağıda dökülemez. Gerçek bilgelik, bir konu üzerinde uzun süre birlikte çalıştıktan ve yüz yüze tartıştıktan sonra, bir kıvılcımdan sıçrayan ateşin ruhu tutuşturması gibi aniden doğar.
Kısacası Platon, felsefi aktarımda yazılı metinlerin canlı düşünceyi öldürdüğünü savunmuş ve yüz yüze diyaloğu (diyalektik) bilginin tek gerçek yolu olarak görmüştür. Platon’a göre yazı, okuyucuya gerçek bilgiyi değil, sadece bilginin gölgesini veya dış görünüşünü sunar. Çok şey okuyan insanlar, gerçekte hiçbir şey öğrenmedikleri halde kendilerini her şeyi biliyor sanırlar (sahte bilgelik). Bu durum, toplumu ve bireyleri bilgeliğe değil, kibirli bir cehalete sürükler; çünkü, Platon’a göre (Phaidros) yazı, unutturur. Yazının unutturma hali, tabii ki yazılı sözün algılanışı ile doğrudan bağlantılıdır ve ayrıca “unutturma işlevine” sahiptir. Platon’un söz konusu diyaloğunun son kısımlarında yer alan, yazıya dair eleştirel tespitler, kısa olduğu kadar özlüdür. Yazının eleştirisi, kuşkusuz ki Platon’un Phaidros’ta tartıştığı “âşık olma hali, diyalektik düşünme, felsefi faaliyet, retoriğin mahiyeti” gibi konularla bağlantılıdır.
Ayrıca, yazıya bu denli sert eleştiriler ile yaklaşırken, diğer yandan da “felsefe tarihinin en önemli diyalog yazarı” olarak kabul edilen Platon, bu çelişkiyi aşmak için eserlerini düz birer “öğreti metni” olarak değil, "diyalog" formunda yazdı. Platon,diyalog formunu seçerek, yüz yüze konuşmanın canlılığını, soruları ve yanıtları taklit etmeye çalışırken, okuyucuyu hazır bilgiye konmaya değil, metni okurken kendi zihninde bir tartışma yürütmeye zorladı. Ona göre yazdığı bu diyaloglar, gerçek felsefenin kendisi değil, sadece ciddi felsefi sohbetlerin peşinden gidecek olanlar için birer “entelektüel egzersiz ve hatırlatıcı notlar”dan ibarettir.
Platon, Phaidros’un sonunda Sokrates’e şöyle seslenir:
“Bu durumda vereceğimiz ziyafetlere de dostlarımızı değil, dilencileri ve karınlarını doyurmak isteyen açları davet etmeliyiz, çünkü onlar bizi daha çok sevecek, evimizin kapısına kadar peşimizden gelecek, çok mutlu olacak, büyük minnet duyacak ve bizim iyiliğimiz için dua edeceklerdir. Ama belki de en çok yalvaranlara değil, yapılan iyiliğin karşılığını en iyi şekilde verebilecek olanlara ve sadece talepte bulunanlara değil, bunu hak edenlere iyilik yapılmalıdır. Sen de güzelliğinin sefasını süreceklere değil, yaşın ilerlediğinde sahip olduklarını seninle paylaşacak olanlara, tutkularını tatmin ettiklerinde bunu böbürlenerek herkese anlatacaklara değil, başkalarının yanında utangaçlıkla sessiz kalacaklara, seninle sadece kısa bir süre ilgilenenlere değil, ömür boyu dostun kalacaklara, tutkuları söndüğünde kavga etmek için fırsat kollayanlara değil, gençliğin geçtikten sonra sadakatlerini gösterecek olanlara kendini vermelisin. Bu söylediklerimi aklından hiç çıkarma ve bil ki dostları aşk yüzünden işleri kötü gidiyor diye aşık olanları suçlarken, aşık olmayanları işlerini bu gerekçeyle ihmal ettiklerini söyleyerek kimse hiçbir zaman suçlamamıştır.
"Şimdi belki de sana aşık olmayan herkesi hoşnut etmeyi öğütleyip, öğütlemediğimi sorabilirsin. Ama aşık biri de sana aşık olan herkese ilgi göstermeni istemez sanırım. Çünkü, bu ilgiye erişenlerin aynı değerde olacağını kimse söyle yemeyeceği gibi, sen de kendini başkalarından sakınmaya çalışırken herkese aynı ilgiyi gösteremezsin. Hele iki tarafın da bu ilgiden zarar görmemesi, karşılıklı yarar sağlanması gerekirken! Söylediklerimin yeterli olduğunu sanıyorum; ama, sen değinmeyi unuttuğum şeyler olduğunu düşünür ya da başka bir şey öğrenmek istersen bana sorabilirsin.
"Söylevi nasıl buldun Sokrates?”
