Osman Şenkul - Ortadoğu'da savaşın önlenmesi için yüzyıllarca önce olduğu gibi güçlü bir uluslararası ittifak gerekiyor
Ortadoğu'da savaşın önlenmesi için yüzyıllarca önce olduğu gibi güçlü bir uluslararası ittifak gerekiyor
Osman Şenkul
Karl Marks, insanların kendi tarihlerini kendilerinin yazdığını, ancak bunu istedikleri gibi yapmadıklarını söyledi:
“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yazarlar, ancak bunu istedikleri gibi yapmazlar; kendi seçtikleri koşullar altında değil, geçmişten miras kalan ve kendilerine verilen mevcut koşullar altında yazarlar. Ölmüş nesillerin geleneği, yaşayanların beyinleri üzerinde bir kabus gibi ağırlık yapar; tıpkı kendilerini ve her şeyi devrimcileştirmekle, daha önce var olmayan bir şey yaratmakla meşgul gibi göründükleri gibi, tam da bu devrimci kriz dönemlerinde, geçmişin ruhlarını endişeyle hizmetlerine çağırırlar, onlardan isimler, savaş sloganları ve kostümler ödünç alırlar, böylece dünya tarihindeki bu yeni sahneyi, geleneksel kılık ve ödünç alınmış bir dil ile sunarlar.”
Marks’ın bu tespiti, tarih boyunca toplumlarda, farklı boyutlarda ve tanımlarda da olsa, kendini gösterdi. Tüm insanlık tarihi, Marks’ın bu özlü sözüyle tanımlanabilir, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla analiz edilerek, geleceğe ilişkin öngörülere de temel oluşturabilir.
“On dokuzuncu yüzyılın sosyal devrimi şiirini geçmişten değil, yalnızca gelecekten alabilir. Geçmişle ilgili tüm batıl inançları ortadan kaldırmadan kendi içinde başlayamaz” diyen Marks’a göre, önceki devrimler, kendi içeriklerini bastırmak için geçmiş dünya tarihinin hatıralarına ihtiyaç duyuyordu.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump için de diğer herkes için olduğu kadar geçerlidir. Trump'ın ilk döneminde kamuoyu, özellikle Covid-19 salgınının patlak vermesinden sonra sağlık hizmetleri konusundaki endişelerle meşgul oldu. Pandeminin ekonomik etkileri ve Rusya'nın Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgali, enflasyonu Biden'ın başkanlığının belirleyici bir konusu haline getirdi.
Merkezi Birleşik Krallık'ta bulunan ve dünya genelinde faaliyet gösteren internet tabanlı pazar araştırması ve anket şirketi YouGov’un belirlemelerine göre, Amerikalılar, başkan ve yönetiminin kilit üyelerine karşı olumlu görüşlerden çok olumsuz görüşlere sahip. Ayrıca, Pew Araştırma Merkezi'nin 20-26 Ocak tarihleri arasında 8.512 ABD'li yetişkin ile yaptığı ankete göre, yüzde 58'lik bir çoğunluk Başkan Donald Trump'a karşı olumsuz görüşe sahipken, yüzde 40'ı olumlu görüşe sahip.
Benzer bir oranla, halkın Başkan Yardımcısı JD Vance hakkında da olumlu görüşlerden çok olumsuz görüşleri var: Yüzde 52'si onun hakkında olumsuz görüşe sahipken, yüzde 38'i olumlu görüşe sahip. Yaklaşık onda biri (yüzde 9) Vance'i duymadığını söylüyor. Amerikalılar, diğer üç önemli yönetim yetkilisi hakkında da olumlu görüşlerden çok olumsuz görüşlere sahip, ancak bunların bir kısmını pek tanımayanların oranı da oldukça yüksek: “Yetişkinlerin yaklaşık yarısı (yüzde 48) Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ı olumsuz değerlendirirken, yüzde 44'ü olumlu değerlendiriyor. Çok azı (yüzde 6) onu duymamış.”
Dışişleri Bakanı Marco Rubio da olumlu (yüzde 34) değerlendirilenden daha çok olumsuz (yüzde 44) değerlendiriliyor. Yaklaşık onda ikisi (yüzde 19) onu duymadığını söylüyor. Amerikalılar Savunma Bakanı Pete Hegseth'i daha az tanıyor. Yaklaşık üçte biri (yüzde 31) onu duymadığını söylüyor. Yine de, onu olumlu (yüzde 26) değerlendirenlerden daha fazlası (yüzde 41) olumsuz değerlendiriyor.
Kısacası, Cumhuriyetçiler ve Cumhuriyetçi eğilimli bağımsızların yüzde 79’u Trump'a olumlu bakarken, yüzde 20'si olumsuz bakıyor. Cumhuriyetçiler, anketteki diğer yönetim yetkililerini de büyük farkla olumlu değerlendiriyor. Amerikalıların genelinde olduğu gibi, Cumhuriyetçiler de bazılarını (Vance, Kennedy) diğerlerinden (Rubio, Hegseth) daha iyi tanıyor.
Seçmenlerin çoğunun görüşlerinin olumsuza dönüşmesinin arkasında elbette Trump’ın yeni yıla sarsıcı bir şekilde başlaması yatıyor. Venezuela'ya yaptığı müdahale ve Grönland'ı fethetme konuşmaları, ABD halkını ve elbette birçok dünya liderini tedirgin etti. Federal göçmenlik yetkililerinin Minneapolis'te iki Amerikan vatandaşını öldürmesi de büyük tepki çekti. Bu kargaşa, doların giderek zayıflamasına neden oldu. Dolayısıyla, Trump'ın görev süresinin 393. gününde net onay oranı da, seçildiği güne göre 18 puan gerilemiş durumda: Yüzde 38 onaylarken, yüzde 56 onaylamıyor ve yüzde 6 kararsız.
The Economist, YouGov'un verilerini kullanarak Trump'ın eyalet bazında onay oranını tahmin etti. Beklendiği gibi, Trump'ın onay oranı Demokratlara oy veren eyaletlerde en düşük, Cumhuriyetçilere oy veren eyaletlerde ise en yüksek. Trump'ın seçmenleri, onun başkanlık performansını hâlâ büyük çoğunlukla onaylıyor. Ancak tahminler 2024'te Trump'a oy veren eyaletlerde dahi Trump'a duyulan memnuniyetsizliğin ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. Bu rakamlar, bu yılki ara seçimlerde rekabetçi bir yarışla karşı karşıya olan Cumhuriyetçiler için endişe verici olacaktır; bir başka deyişle, Trump’ın politikalarıyla, ABD’de ortaya çıkan ağır ekonomik sorunların, gerçekte tüm dünyayı büyük bir ekonomik krize doğru sürüklediğine ilişkin yorumları giderek öne çıkarıyor.
Bu durum, YouGov’un da belirlediği gibi, elbette ABD içinde de derin ayrışmalara neden oluyor. Önceki Cumhuriyetçi politikacılar gibi, beyaz ve erkek seçmenler Trump'ın performansını en çok onaylayanlar arasında yer alırken, genç seçmenler ve etnik azınlık mensupları en çok onaylamayanlar arasında yer alıyor. En yüksek eğitim düzeyine sahip kişiler, yani üniversite mezunları ve yüksek lisans sahipleri, Trump'ı en az destekleyenler arasında yer alıyor. Normalde sağlam bir Cumhuriyetçi blok olan emeklilik çağındaki seçmenler de başkana karşı şaşırtıcı bir şekilde ilgisiz kalıyor. Göç, Trump'ın Cumhuriyetçi tabanı için vergiler ve hükümet harcamaları gibi önemli bir konu olarak öne çıkarken, Demokratlar sağlık hizmetleri ve iklim değişikliği konusuna daha fazla odaklanıyor.
ABD’de yükselen, giderek daha derin evrensel boyut kazanan bir ekonomik bunalıma karşı, ABD içinde de bugüne kadar pek fazla öne çıkmayan sınıfsal tabanlı uzlaşmanın da yükseldiğini görebiliyoruz; tıpkı tarihte de görüldüğü gibi.
Milattan Önce 6’ıncı yüzyılda, güneşin doğduğu yerde, Anatolia’da (Anadolu) ve Ege’nin öte yakasında, Attika’da, aristokrasi ve köylülüğün çöküşü hızlanırken, tacirler politik güç de içinde olmak üzere tüm erki ellerine alıyorlardı.
Attika’da tacirler dışındaki tüm sınıfları kasıp kavuran ekonomik bunalım Milattan Önce 6’ıncı yüzyılın başlarında başladı. Köylüler ürettiklerinin ancak beşte birini kendilerine saklayabilirken, en alt tabakaya düşen miktar altıda biri bile bulmuyordu. Faizler Attika’da da yüzde 50’ye fırlamıştı. Tefecilerin ağına düşmüş olan köylüler çocuklarını satıyorlar daha sonra da kendilerini satarak köleleşiyor ya da dilencilik yapıyorlardı.
Birçok yoksul Attikalı, daha kısa bir süre önce kendi mülkiyetinde olan topraklarda kölelik yapmaktansa, denizaşırı ülkelere giderek oralarda köle olmayı yeğliyordu. Köylülük başkaldırının sınırına gelmişti. Köylüleri, imalathanelerdeki zanaatkârları patlama noktasına getiren ekonomik bunalım farkında olmadan tarihin de ilk sınıfsal uzlaşmasını gündeme getirmişti.
Tacirler, aristokratlara, kendi aralarında kavga etmektense, orada burada baş gösteren köylü ve zanaatkâr ayaklanmalarına karşı birlikte hareket etme çağrısında bulundular. Aristokratlar da köylülerin başkaldırmasından, kendilerinin de en az tüccar sınıfı kadar etkileneceklerini gördükleri için, onlarla ittifak kurmanın, onlarla savaşmaktan daha mantıklı olduğunu kabul ettiler.
İki sınıfın üyeleri yaptıkları yoğun görüşmeler sonunda “tam bir sınıf karışımı” olan Solon’u diktatör ilan etmeyi kararlaştırdılar. Kökeni aristokrat olan Solon, aynı zamanda da ticaretle uğraşıyordu. Yani kişiliğinde, ittifak yapan her iki sınıfın da özelliklerini taşıyan Solon, Milattan Önce 593 yılında olası bir ayaklanmayı önlemek üzere diktatör ilan edilmiş oldu. Solon da, belki tarihin ilk “resmi” diktatörüydü. Aristokrat ve tacirlerin diktatörü Solon’un görevi, yaklaşan ayaklanmayı “önceden önlemek” olduğu için, aldığı kararlar da, ayaklanmanın nedenlerini ortadan kaldırma amaçlıydı.
Bu amaçla Solon, ilk önce köylülerin üzerindeki yükü hafifletmek için vergi ve diğer birikmiş borçları sildi. Borç karşılığı köleliği yasakladı. Ancak müttefik her iki sınıfın da gelir kaynaklarına dokunmamak için ne aristokrasinin köylüden aldığı ürünün altıda beşlik payını azalttı, ne de yüzde 50 düzeyindeki faizleri düşürmek için bir sınırlama getirdi.
Buna karşılık, topraksız köylülerin yeniden toprak sahibi olmalarını sağlayan “toprağın yeniden bölüşümü” için yeni yasalar çıkardı. Aristokratların eline geçmiş olan toprakların büyük bölümü ile o döneme kadar mülkiyete geçirilmemiş toprakların genel bir envanterini çıkararak, köylülere paylaştırdı.
Solon aynı zamanda ağırlık ve diğer ölçüleri standartlaştırdı. Zeytinyağından başka zirai ürünlerin ihraç edilmesini önledi. Asillerin etkisini azaltmak için vatandaşlığı dört sınıf olarak belirledi. Ayrıca bu sınıflara girmeyi doğuşa değil, maddi varlığa bağladı. Borçlunun, borçlu olduğu kişiye ödeme yapmadığı zaman onun kölesi olduğunu öngören yasayı kaldırdı.
Solon’un reformları köylülerin ve müttefikleri zanaatkârların patlamasını önlerken, karşılarında ittifak yapan aristokrat ve tacirlerin çıkarlarını korumuştu. Aristokratlar eski gelir kaynaklarına kavuşmuşlardı. Tacirler, bir tür para ticareti olan tefeciliği de artık meslek edinmişlerdi. Bu yönleriyle, henüz tarihin ufuklarında görünmeyen bankerlerin öncülleri olmuşlardı. Tacirler hem köylüleri hem de imalathane sahibi zanaatkârları yeniden yüksek faizle borçlandırıyorlardı.
Böylece, köylüler yeniden topraksızlaşıyor, zanaatkârlar da imalathanelerini birer birer tacirlere kaptırıyordu. Artık, tacirlere yüksek faizle borçlanan köylüler, kentlerdeki imalathanelerin de sahibi bulunan tacirlerin “yedek işsizler ordusu” durumundaydılar. Solon, borçlanma karşılığı köleliği yasaklamıştı ama toprakları elden gidince köylülerin tek gidebilecekleri yer, aşırı sömürünün yaşandığı imalathanelerdi.
Aristokrasi ve ticaret sınıfının diktatörü Solon, köylülere Meclis’te temsil hakkı vermişti. Bu, bir tür devlete karşı başkaldırıyı önleme adımıydı. Köylüleri devletin bir parçası durumuna getiriyor ve böylece köylüler ve müttefikleri zanaatkârların “kendilerine karşı” ayaklanmalarının önüne geçiyordu. Ancak yalnızca aristokrat ve tacirlerden oluşan devlet memurlarının seçimi ve yasama işlerini yürüten Meclis’te temsil hakkım kazanan köylüler, yoksulluktan Atina’ya gidip bu hakkını bile kullanamıyordu.
Ancak buna rağmen, aristokratlar ve tacirlerden gelen talepleri de dikkate alan Solon, işi sağlama bağlamak için çift meclisli sisteme geçti ve köylülerin temsil edilmediği 400 kişiden oluşan bir meclis daha kurdu. “Danışma Meclisi” adı verilen bu yeni kurum tüm karar mekanizmasının su başını tutuyordu.
Köylülerin temsil edildiği Meclis’e yalnızca, Danışma Meclisi’nin kararlarını onaylama ya da reddetme hakkı verilmişti. Artık, Meclis’te köylüler temsil haklarını kullanmak için oturumlara katılsalar bile, kendileri bir yasa çıkaramıyorlardı; yalnızca, iki müttefik sınıfın temsil edildiği Danışma Meclisi’nin kararlarını görüşüp karara bağlama yetkileri vardı.
Böylece, insanın parayla tanıştığından sonraki ilk derin ekonomik bunalım, çalışan sınıfları patlatma noktasına getirdikten sonra atlatılırken, birbirinin düşmanı olan ancak temel çıkarları çakışan iki egemen sınıf tarihin ilk “sınıfsal ittifakı”nı da kurmuş ve derin ekonomik krizi birlikte geride bırakmış oldular.
Bugün de, dünyanın sürüklenmekte olduğu bu büyük karmaşadan çıkışın yolu, başta ABD’de Trump’ın karşısında Demokrat ve Cumhuriyetçi tabandaki ittifakın büyümesi, diğer yandan da, giderek derinleşen krizin dünyaya yayılmasını önlemek için uluslararası ittifakın güçlenmesi için adımların atılmasını gerektiriyor. Bunun temellerinden birinin de, Türkiye’nin içinde bulunduğu Orta Doğu’da giderek artan İran temelli gerginliğin büyümesini engelleyecek bir ittifakın oluşmasının yolunu açmak ve Trump’ın bölgeye yolladığı USS Abraham Lincoln uçak gemisinin geri yollanması ve bölgeye ulaşmak üzere yola çıkmış olan ikinci uçak gemisi USS Gerald Ford’un da durdurulması olacaktır.
