10 Nisan 2026

Osman Şenkul - Komşu çiftçiyi desteklerken, biz gıda enflasyonunda şampiyonluğa gidiyoruz

osman-senkul-komsu-ciftciyi-desteklerken-biz-gida-enflasyonunda-sampiyonluga-gidiyoruz

Komşu çiftçiyi desteklerken, biz gıda enflasyonunda şampiyonluğa gidiyoruz

Osman Şenkul

Milattan Önce 7. Yüzyıl’da, Ege Denizi’nin güneyindeki iki büyük adadan Girit ne denli uygarlık merkeziyse, Rodos da o denli korsanların ana üssüydü; ada yüzyıllar boyunca korsanlarıyla denizcilere korku saldı. Rodos Şövalyeleri’nin (sonradan Malta Şövalyeleri) adayı ele geçirdikleri 14. Yüzyıl’dan sonra korsanlıklar biraz kontrol altına alınsa da, ticaret gemilerine zaman zaman önemli saldırılar yaşandı.

Rodos’ta önemli ve büyük bir yerleşim yoktu. Bugünkü Rodos kentinin bulunduğu yerdeki büyük liman ve çevresindeki yerleşim daha çok tekne yapım işleriyle uğraşanlar ve korsanlara lojistik destek sağlayanların barınaklarından oluşuyordu. Limanın gerisinde, adanın iç kesimlerinde de, korsanların, tarımsal üretim ve hayvancılık yapan ailelerin yaşadıkları küçük köyler vardı. Hemen herkesin, korsanların Rodoslu olduklarını bilmesine karşın, saldırıların adadan çok uzakta yapılması ve sığınma için hiç kullanılmaması, anayurdun her zaman güvenli kalmasını sağlıyordu.

Rodoslu korsanlar ticaret filolarına saldırılarını bu dev adadan değil de, daha küçük ıssız adalardaki ya da anakaradaki saklanmaya elverişli minik koylardaki üslerinden yapıyor, ganimet de önce bu gözden ırak merkezlerde biriktirilip daha sonra Rodos’a taşınıyordu. Yunan ve Fenike merkezî otoritelerinin kolonileşmeleri gibi, korsanlar da böyle saldırı üsleri kurabilmek için kendilerince kolonileşiyorlardı; bir başka deyişle, bir tür “vur-kaç” taktiği ile yapılan korsanlıklar, merkezden uzak sığınma yerleri gerektiriyordu.

İşte, Phaselis kentinin kuruluşu da böyle bir kolonileşmenin ürünüydü. Phaselis, şimdiki Antalya Kemer yakınlarında bir antik kent ve açık müze olarak hizmet veren ören yeridir. Phaselis’in en büyük özelliklerinden birisi de, üç limanı olan en eski kent olmasıdır. Limanların en iyi korunanı askeri, en büyük olanı da ticari amaçla kullanılıyordu. En küçük liman ise, küçük balıkçı ve ulaşım teknelerinin barınağıydı.

Hâlâ ayakta olan bu limanların yanı sıra, gittiği her yere adıyla anılan bir “kapı” yaptıran Adrianus’un Phaselis’i de mahrum bırakmadığını açık seçik gösteren “abidesi” de ayakta duruyor. Ayrıca, hemen her Phaselisliyi ve konuklarını içine alacak büyüklükte bir tiyatrosu ile alışveriş, toplantı, yürüyüş, sohbet gibi gereksinimlerin giderildiği bir de agorası bugün bile hizmette Phaselis’in.

Korsanların altın devirleri, Filistin ve Lübnan’ın dev sedir ağaçlarından (sedir halen Lübnan bayrağının simgesidir) üretilen tekneleriyle Akdeniz ticaret filolarını talan ettikleri geç Osmanlı Dönemi’ne kadar sürdü. Atina’da Perikles’in iktidara gelişinin ardından, ticaret filolarının yanında bir ya da birkaç tane de askeri gemi yollanmaya başlanması, korsanların kolonileşmesine de ivme kazandırdı. Ticari gemilerin korunması başlayınca, korsanlar ya başarısız olmaya ya da, ticaret filolarını talan edebilseler bile en yakın sığınma yerlerine varana kadar yakalanmaya başladılar.

Bu gelişmeler üzerine, korsanlar Güney Anadolu’da güvenli barınak olabilecek nitelikte koylar aramaya başladılar. Bu aramalar sırasında sonradan Phaselis kentinin kurulduğu bu üç koylu bölgeyi buldular. Açık denizden bakıldığında kesinlikle koylarında barınan gemileri ele vermeyen bu bölge, arkasındaki orman kaplı Batı Toroslar nedeniyle de karadan da güvenli niteliğiyle Rodoslu korsanların çok hoşuna gitti ve hemen buraya yerleşmeye ve burada bir üs kurmaya karar verdiler.

Ancak, korsanlar karaya çıktıklarında durumun hiç de sandıkları kadar kolay olmayacağını anladılar. Çünkü daha karaya adımlarını atar atmaz karşılarına bir Anadolulu çoban dikilmişti. Tüm bölgenin sahibi olduğunu söyleyen çoban, korsanların oraya yerleşmelerine izin vermeyeceğini söylüyordu.

Bunun üzerine bir durum değerlendirmesi yapan korsanlar, çobanı öldürüp bölgeye el koymakla işin içinden sıyrılamayacaklarına karar verdiler. Böyle bir hareket, denizdeki düşmanlara, karadaki kavimlerin katılmasına yol açacaktı. Bu durum, kara savaşlarında çok acemi olan korsanların hiç işine gelmediği için sorunu barışçı yollarla çözmeye karar verdiler.

Yeniden karaya çıkan korsan heyeti, çobandan bölgeyi kendilerine satmasını istedi. O dönemde para gibi bir değişim aracı olmadığından, korsanlar geniş ormanlık koylara karşılık gemilerinde bolca bulunan uzun yolculuklar sırasında beslenme gereksinimlerini karşıladıkları tuzlanmış balıklarını önerdiler. İşi keçi, koyun yetiştirmek olan çoban da tuzlanmış balıkları kabul edeceğini söyledi; bunun üzerine çoban ve korsanlar arasında koyu bir pazarlık başladı ve sonunda belirli bir miktar üzerinde anlaşma sağlandı.

Korsanların karaya çıkarıp teslim ettikleri balıkları alan çoban, hayvanlarını da alarak bölgeyi onlara terk etti. Korsanlar, kendilerine göre az bir miktar balık karşılığında bölgeye sahip olmanın mutluluğuyla, “çok ucuz” anlamına gelen “çok güzel bir barınağa ‘tuzlu’ sahip olduk” dediler. Ancak, belirlenen tuzlu balık miktarı çobana göre ise “iyi fiyat”tı. Dolayısıyla, korsanlara göre çok ucuz’ anlamına gelen “tuzlu” sözcüğü çoban açısından “çok pahalı”yı temsil ediyordu.

O nedenle, bu söz Phaselis’in kuruluşundan itibaren hem başta Rodos ve Girit olmak üzere adalara, hem de önce Güney Anadolu’ya, daha sonra da tüm Anadolu’ya yayıldı. Ancak, alışverişin iki yönü olduğuna göre, doğal olarak görecelik burada da devreye girdi; üzerinde anlaşılan balık miktarı, Rodoslu korsanlar için “ucuzu” temsil ettiği için, adalarda “tuzluya geldi” bir şeyin ucuzluğunu belirtmek üzere kullanılır oldu. Oysa çoban, tüm Anadolu’ya o işine yaramayan koylarını oldukça pahalıya sattığını yaymıştı. O nedenle de, Anadolu tarafında ise, bugüne kadar gelen “tuzluya patladı” sözü “çok pahalı” anlamında kullanıldı.

Aradan geçen dokuz yüzyıl sonra yine aynı coğrafyaya baktığımızda, manzaranın pek de değişmediğini; Phaselis’i “tuzluya” sattığını düşünen Anadolulu çobanın yaşadığı ve “Gıda Enflasyonu Dünya Şampiyonluğu”na hızla ilerleyen Türkiye’de de, suyun öte yanındaki Yunanistan’da yaşayanlara göre de, fiyatların “oldukça tuzlu” olduğunu görürüz. Türkiye’nin, hem de TÜİK’in ölçümleriyle yüzde 39’u aşan yıllık gıda enflasyonu ile dünya üçüncülüğüne ulaştığı bugünlerde, suyun öte yanındaki Yunanistan’da, Avrupa Birliği kurallarıyla ölçülen yıllık gıda enflasyonu yüzde 5,20’de kaldı:

 

- Bir yanda, aşırı tuzlu fiyatlar nedeniyle akşama ne pişireceğini düşünen ve yetersiz beslenme nedeniyle gelişmesi aksayan milyonlar,

- Diğer tarafta ise, yine “aşırı tuzlu” fiyatlar ile en sevdikleri gıda ürünlerini sorunsuz tüketebilen korsanların torunları.

 

Uzun yıllardır korsanlıkların yaşanmadığı denizlerin iki yanındaki iki ülke, bir aydan uzun süredir süren savaşa en yakın ülkeler arasında bulunuyor. Dolayısıyla, savaşın dünyanın en kritik enerji sahalarında sürmesi, dünyanın birçok ülkesini olduğu gibi, iki komşuyu da oldukça yakından ilgilendiriyor; çünkü, özellikle tarımda da çok etkili olan akaryakıt fiyatları alışılmadık hızla yükseliyor.

Özellikle, suyun beri yanında, Türkiye’de savaş öncesi 55-60 lira orasında olan motorin fiyatları, eşel-mobil uygulamalarına karşın, yaklaşık yüzde 50 artışla 90 lira sınırına dayanmış durumda. Özellikle motorin zamları, özellikle ekim, hasat ve nakliye süreçlerinde maliyetleri fahiş oranda artırarak üreticiyi zor durumda bırakıyor; dolayısıyla, tarımsal üretimde daralma, çiftçinin borç yükünün artması ve gıda fiyatlarında ciddi yükselişler, Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünya şampiyonluğa doğru gidişini hızlandırıyor.

Ancak, suyun öte yanına baktığımızda ise, hükümet, dar ve orta gelir düzeyine sahip vatandaşlara yönelik "Fuel Pass" adı verilen bir teşvik uygulaması başlattı. Kişiler 60 euro destek alabiliyor. Teşvik ödemeleri dijital kartla ya da hesaba havale yoluyla gerçekleştiriliyor. Otomobiller için 60 euro olan destekler, motosikletler için de 40 euro olarak belirlendi.

Yunanistan’da çiftçiler de ayrıca motorini indirimli alabiliyorlar; çiftçi traktörünün deposunu akaryakıt istasyonunda doldururken, litre başına 0,51 euro indirimle doğrudan indirim sağlanıyor; böylece, litre fiyatı 1,50 euro olan mazot, bu destekle yaklaşık 0,99 euroya iniyor. Daha da önemlisi, Yunanistan hükümeti, artan yakıt fiyatlarının etkisini hafifletmek için açıkladığı 300 milyon euroluk bir destek paketi kapsamında, çiftçilere akaryakıt desteğinin yanında, gübre maliyetleri de önemli ölçüde azaltılacak.

Bu arada, AB’nin diğer üyelerinden İspanya’da hükümet, 22 Mart'ta yürürlüğe koyduğu kararnameyle akaryakıtta uygulanan Katma Değer Vergisi'ni (KDV) yüzde 21'den yüzde 10'a indirdi. Polonya’da akaryakıt üzerindeki KDV yüzde 23'ten yüzde 8'e indirildi. İtalya'da akaryakıtta litre başına 25 sentlik vergi indirimi uygulanıyor. Fransa hükümeti de, ulaşım, balıkçılık ve tarım sektörlerinde çalışanlar için litre başına 20 sent devlet desteği verileceğini duyurdu. İrlanda’da, benzin ve dizel üzerindeki vergiler azaltılırken, Slovenya ise yakıt talebini kontrol altına almak için günlük alım limitleri getirdi. Sırbistan'da yakıtlara tavan fiyat konulurken, vergi indirimleri de yürürlüğe konuldu.

Türkiye’de ise birçok ülkede uygulamaya giren ve özellikle de tarımda öne çıkan sektörel destek bizde pek fazla görünmüyor; ne de olsa “dünya şampiyonluğu”na ilerliyoruz.

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.