Osman Şenkul - İnsanlık 5 bin yıldır faiz tuzağında ve borç kölesi, kurtuluş borç affında
İnsanlık 5 bin yıldır faiz tuzağında ve borç kölesi, kurtuluş borç affında
Osman Şenkul
Milattan Önce 3000’lerde, Anadolu'nun güneydoğusundan başlayıp, Asur ülkesini, İran Körfezi'ne kadar uzanan Mezopotamya’yı, bugünkü Suriye, Lübnan ve İsrail'in bulunduğu Fenike ile Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır topraklarını kapsayan, dört kutsal kitabın doğduğu bölgedeki canlı sosyal yaşam, ekonominin yüksek tempoyla gelişmesinin yolunu açıyordu.
Elbette canlanan ekonomi, bölgedeki birçok toplumun kullandığı, MÖ 9'uncu yüzyılda konuşulmaya başlayan yine bölgenin dillerinden Sümer dilinde, günümüzün artı (+) işaretini andıran “mas” sözcüğü ile tanımlanan ve yine bölgenin dillerinden Arapça’da da, çoğalmak anlamındaki “feyz” sözcüğünden türetilen “faiz”in doğumunun da önünü açtı.
Faizin doğduğu bu dönemde insanlar, kısa sürede faizli borcun kendileri için yarattığı sorunlar karşısında çoğunluk çaresiz kalıyordu, bu da genel toplumsal düzenin zaman zaman sarsılmasının yolunu açıyordu. Çoğunlukla ekonomi tarihçileri ve antropologlar, faizli borçların en az son 5.000 yıldır insan toplumları için bir sorun olduğuna ilişkin birçok gelişmeyi, karmaşayı ortaya koyan çalışmalar yaptılar. Temel sorun, giderek yükselen faizin, daha hızlı artma eğiliminde olması ve böylece toplumsal düzeyde sürekli bir borç tuzağı oluşturmasıdır.
Antik çağ insanları borçlarını ödeyemediklerinde, genellikle alacaklılar tarafından mülklerine rehin konulurdu. Bu da borcu karşılamaya yetmezse, kişi kendisini ve ailesini kölelikten pek de farklı olmayan bir tür borç köleliğine satmaya zorlanabilirdi. Teorik olarak, borç kölesi (jargonunda bu şekilde bilinir) özgürlüğünü satın alabilirdi. Ancak gerçekte, alacaklılar borç kölelerine sahip olmaktan hoşlanırdı ve onlara özgürleşmeleri için fırsat vermezdi.
Binlerce yıl boyunca, borca batmak serfliğe ya da daha kötüsüne giden kaygan bir yokuş oldu. Faiz oranları genellikle, o dönemler için oldukça yüksek sayılan yüzde 20 ve çok daha yüksek düzeydeydi ve borca batmak son derece kolaydı. Borçların çoğu, büyük ölçüde tarımla ilgili ücretler veya vergiler şeklinde ortaya çıkıyordu. Ekimden hasada kadar pek çok şey ters gidebilirdi ve insanlar er ya da geç tarımsal kotalarını karşılayamaz hale gelirdi.
Bu sistem, alacaklılara muazzam bir güç verdi. Borçluların sürekli olarak temerrüde düşmesinin garantili olduğu bir sistemde para ödünç vererek, alacaklılar el koyma yoluyla giderek zenginleştiler. Bazıları muazzam toprak mülkleri, büyük servetler ve serfler, köleler ile borçlulardan oluşan küçük ordular biriktirdi. Bu durum, binlerce yıldır toplumların dinamiklerini şekillendiren ve bugün de hâlâ devam eden gerilimlere yol açtı.
Yakın dönemde, 100 yılı aşkın bir süredir yapılan araştırmalar sonucunda, bazı antik toplumların gelirlerden daha hızlı artan borç sorununa bir çözüm bulduklarını öğrendik. Araştırmalar, antik Mezopotamya’daki toplumların borç tuzağından kurtulmak için borç affı döngülerini kullandığını gösteriyor. Örneğin, bu uygulama MÖ 3. binyılda antik Sümer’de ve MÖ 2. binyılda eski Babil İmparatorluğu ile komşu bölgelerde yaygın olarak uygulanıyordu.
Söz konusu araştırmaların sonuçları, bunun toplumları istikrara kavuşturduğunu gösteriyor. Birincisi, döngüsel borç affı vaatleri, köylülere açgözlü alacaklıların kurbanı olmayacakları konusunda iç huzur veriyordu. Bu güvenlik ağı olmasaydı, borç köleliği ile karşı karşıya kalan pek çok kişi yeni topraklara kaçıyordu. Bu şekilde, borca batma tehdidi toplumların nüfusunun azalmasına yol açabilirdi. Uzun vadede bu durum genellikle üretkenliği ve çeşitliliği zayıflatır ve kültürel ve ekonomik sağlığın genel olarak bozulmasına yol açardı.
Borç affı döngüleri, alacaklıların oligarşiye dönüşmesini önlemeye de yardımcı oluyordu. Hükümdarların da bu konuda menfaatleri vardı; çünkü, oligarşik alacaklılar tahtın gücü ve otoritesi için sürekli bir tehdit oluşturuyordu. Bu konuda en önemli örneklerinden birinin de, Roma İmparatoru Julius Sezar olduğu bilinir. Sezar, yoksul Romalılar için borç affı ve toprak dağıtımının son büyük savunucusuydu; ancak, MÖ 44’te Sezar’ın öldürülmesinden kısa bir süre sonra Roma bir imparatorluk haline geldi ve alacaklı sınıfı, MS 476’da Roma’nın Cermen kabileleri tarafından istila edilene kadar iktidarda kaldı. Bu iktidar döneminde imparatorluk genelinde yayılan, “yüksek faiz” kavramına dayalı “tefecilik” Orta Çağ Avrupa’sında dar bir anlamla aşırı faiz oranlarını ifade edecek şekilde değiştirildi.
1500’lü yıllardan itibaren Avrupa’nın gelişimi ve dünyaya kademeli olarak hâkim olmasıyla birlikte, Roma İmparatorluğu modern tarih üzerinde uzun bir gölge bıraktı. Buna, borç konusundaki günümüz bakış açıları ve yaklaşımlarımız da dahildir. Günümüzde, borç kavramı birçok Batı kültüründe ahlakla sıkı bir şekilde bağlantılıdır. Ancak, bunun en önemli boyutu, giderek ekonominin tüm alanlarına yerleşen “yüksek faiz” kavramının, giderek yine başlangıcında olduğu gibi, geniş toplum kesimlerinin önde gelen sorunları durumuna doğru evrilmesi oldu. Bu nedenle, tarihte farklı toplumlarda faizde aşırıya kaçılmasının önüne geçilmesine ilişkin önlemlerin alınması bağlamında, tekerleğin yeniden icat edilmesine gerek olmadığı ortada; günümüzden 5.000 yıl öncesine kadar geriye gidip, bu konuda alınan önlemlerin ayrıntılarıyla incelenip, uygulanması yeterli olacaktır; özellikle de günümüzdeki yüksek faiz ortasında Türkiye’de de yapılması gerektiği gibi.
Buradan bakınca, Türkiye'de artan yaşam maliyetleri ve yüksek faiz oranları nedeniyle bireysel borçluluk seviyesi tarihi zirvelere ulaşırken, ödenemeyen borçlar nedeniyle yasal takip ve icra süreçlerinde ciddi bir patlama yaşandığını görebiliyoruz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine göre ülkedeki güncel finansal borç tablosu alarm veriyor.
TBB Risk Merkezi verilerine göre, 2026 Haziran sonu itibarıyla bireysel kredi kullanan kişi sayısı 44,5 milyona ve ortalama kredi tutarı da 156 bin liraya ulaştı; böylece, yalnızca bireylerin bankalara olan kredi borçları 6 trilyon 942 milyar liraya yükselmiş oldu. Bu, elbette yalnızca borçları ifade ediyor; bir de bu borçların faizi var elbette.
Bildiğimiz gibi, Türkiye bankacılık sisteminde genel olarak kredi faiz oranları aylık bazda hesaplanır. Buna göre, ihtiyaç kredilerinde aylık ortalama faiz yüzde 4,29, taşıt kredilerinde aylık ortalama faiz yüzde 3,36 ve konut kredilerinde aylık ortalama faiz yüzde 2,97 olarak hesaplanıyor. Bireysel kredilerin yüzde 50’sini kredi kartları, yüzde 24’ünü ihtiyaç kredileri, yüzde 12’sini konut kredileri, yüzde 1’ini taşıt kredileri ve yüzde 14’ünü kredili mevduat hesabı oluşturdu.
Buradan yola çıkarak yaptığımız hesaplamalar bankalardan, kredili mevduat, ihtiyaç kredisi, kredi kartları kredisi, taşıt kredisi ve konut kredisi kullanan bireylerin her ay;
- taşıt kredileri için 2.332.512.000 lira
- konut kredileri için 2.474.128.800 lira
- kredili mevduat için 4.169.365.200 lira
- ihtiyaç kredileri için 7.147.483.200 lira
- kredi kartları için 112.807.500.000 lira
- TOPLAM 128.930.989.200 LiRA
faiz ödediğini ortaya koyuyor.
Elbette, tüm bu faiz ödemeleri, işlerin yoluna gittiği ve gecikme ya da yasal takibe düşme gibi durumların yaşanmadığı süreçlerde gerçekleşiyor.
Ancak, TBB Risk Merkezi verilerine göre;
- ödenmediği için yasal takibe alınan toplam borç miktarı 838 milyar 968 milyon TL (yaklaşık 839 milyar TL) seviyesine ulaştı.
- bankalar, finansal kuruluşlar ve borçları devralan varlık yönetim şirketlerinin takibinde olan tekilleştirilmiş toplam kişi sayısı 4,37 milyonu buldu.
- dolayısıyla, ekonomik sıkıntılar nedeniyle Türkiye genelinde her gün ortalama 7 bin yeni kişi icra takibine düşüyor.
- sadece 2026 yılının ilk 6 ayında 1 milyon 116 bin 836 kişi bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödeyemediği için yeni yasal takip kapsamına alındı.
Kısacası, tarih boyunca, küçük devletlerden, dev gibi imparatorluklara kadar birçok toplumsal yapılanmada, icadından bu yana büyük sorunlara neden olan ve bu nedenle de yüzlerce çözüm üretilerek son verilen “yüksek faiz sorunu”nun Türkiye’de de geldiği nokta, tarihsel kökenli çözüm araçlarından birine büyük gereksinim olduğunu ortaya koyuyor.
Genel faiz indiriminden, başta tarımsal kesim olmak üzere üretimin omurgası sayılan tüm sektörlerde genel bir borç affına ilişkin bir programın geliştirilerek uygulanması, toplumsal düzeyde iyice derinleşen ekonomik sorunların çözüm kapısını da ardına kadar açacaktır.
