27 Mart 2026

Osman Şenkul - Gıda enflasyonunu çiftçiye bedava gübre ve motorin frenler

osman-senkul-gida-enflasyonunu-ciftciye-bedava-gubre-ve-motorin-frenler

Gıda enflasyonunu çiftçiye bedava gübre ve motorin frenler

Osman Şenkul

Türkiye, gıda enflasyonunda, geçen Ocak ayında Arjantin’i de geride bırakarak, Güney Sudan ve İran’ın arkasından “Dünya Üçüncüsü” oldu. Bu düzeye yükselmeden oldukça önce de zaten, Türkiye bu alanda, Avrupa, G-20 ve OECD ülkeleri arasında, açık ara birinciliği ele geçirmiş ve kimseye kaptırmamıştı.

Dünyadaki son gelişmelerin, özellikle de ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla ortaya çıkan Ortadoğu Savaşı’nın etkisiyle, yüzde 36,44 ile bu düzeye yükselen Türkiye’nin üçüncülüğü “kaptırmasının” pek kolay olmayacağını gösteriyor. Kuraklık, toprak kayıpları gibi ağır sorunlarla boğuşan Güney Sudan’da yüzde 100’ün üzerine (106) yerleşen gıda enflasyonu, İran’da ise yüzde 57,9’a ulaşmış durumda; ancak Türkiye’nin en yakın takipçileri Arjantin (yüzde 36) ve Burundi’nin (yüzde 32,9) ardından, üç ülke (Haiti, Malavi, Bolivya) yüzde 20’lerde ve sonrakiler de yüzde 10’lar ve yüzde 10’un altındakilerden oluşuyor. Bu arada, Türkiye’nin yakın takipçisi olan bu ülkelerin hiçbirinde, “gıda enflasyonunu TÜİK’in ölçmediğinin” altını da çizmeliyiz.

Dolayısıyla, Türkiye'nin sıralamanın tepesindeki yerini başkalarına devredebilmesi için çok çalışması gerektiğini söylemek de yanlış olmaz elbette.

Gelelim uzun yıllar “Tarım Ülkesi” etiketini taşıyan Türkiye’nin neden bu duruma düştüğüne. Öncelikle, enflasyonu tırmandıran etkenlerin başında “arz-talep dengesizliği” ve “maliyet artışları”nın geldiğini anımsayalım.

Arz-talep dengesizliğini körükleyen temel etkenlerin; doğum oranlarında yoksullaşma etkenli düşüşlere karşın, özellikle göçmen girişlerindeki artışla giderek yükselen nüfus ile körüklenen talep büyümesi, maliyet artışlarının ve tarım topraklarının talanının etkisiyle arzın daralması kaynaklı olduğunun altını çizmek gerekiyor. Kısacası, yerli üretime dayanan gıda arzı, yükselen talebe yetişemez olunca, gıda enflasyonunun dünya şampiyonluğuna doğru hız kazanmasının önünü de açmış oldu.

Ayrıca, “Gıda arzı yetersiz kalmış; ne yapalım…?” diyerek yaşanan sorunu bir yana bırakmanın da olanaksız olduğu ortada; yalnızca fiyat artırarak bunun içinden sıyrılamazsınız. Çünkü başta çocuklar olmak üzere, TÜİK verilerine göre, 31 Aralık 2025 itibarıyla Türkiye nüfusu bir önceki yıla göre 427 bin 224 kişi artarak 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaşan nüfusun en azından yaşama tutunabilmek için, sağlıklısından olmasa da, doyurulması gerekiyor. Bunun için de dünyanın dört bir yanından gıda ithal etmek gerekiyor.

Hemen bakalım, bu konuda neler yapılıyor: Öncelikle, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Türkiye'nin önde gelen gıda ithalat kalemlerini şöyle sıralıyor:

 

Tahıllar: Buğday (en yüksek pay), arpa, mısır.

Yağlı Tohumlar ve Yağlar: Soya fasulyesi, ham ayçiçeği yağı, palm yağı, aspir yağı.

Hayvan Yemi: Küspeler ve diğer hayvan besleme ürünleri.

Diğer Ürünler: Kahve, kakao, sığır eti/canlı hayvan, tropikal meyveler.

 

Türkiye’nin gıda ithalatında öne çıkan ve uzaklığıyla da dikkat çeken Kanada'dan ithal edilen temel gıda maddeleri arasında mercimek, soya fasulyesi ve diğer bakliyat türleri yer alıyor.  TGDF’ye göre, özellikle kırmızı mercimek ithalatında Kanada önemli bir tedarikçi olarak öne çıkıyor. Bunların yanı sıra, buğday ve çeşitli tarım ürünleri de ithalat kalemleri arasında öne çıkıyor.

Buna göre, Türkiye'nin mercimek (kırmızı, yeşil) ithalatının büyük bir kısmı Kanada'dan karşılanıyor. Ayrıca, tarımsal sanayi için önemli bir hammadde olan soya fasulyesi de en çok ithal edilen tarım ürünleri arasında öne çıkıyor. Kuru baklagiller genel ithalat başlığı altında Kanada'dan tedarik edilen ürünler arasında öne çıkıyor. Kısacası, başta kırmızı mercimek olmak üzere, Türkiye'nin mercimek ithalatının büyük bir kısmı Kanada'dan karşılanıyor.

TGDF’nin verilerinin yanında, Türkiye’nin lider gıda ve içecek fuarı WorldFood İstanbul’un verileri de ithal edilen (2025) gıda ürünlerinin orijinal ülkesini ve toplam ithalat değerini gösteriyor. Buna göre;

 

RUSYA - Rusya’dan 2025 yılında toplam 1,12 milyar dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. Rusya’dan en çok, buğday (420 milyon dolar), mısır (97 milyon dolar) ve bezelye (52,3 milyon dolar) ithal edildi.

 

ABD - Amerika Birleşik Devletleri’nden toplam 780 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. ABD’den en çok, soya fasulyesi (149 milyon dolar), badem (96,2 milyon dolar) ve ceviz (64,6 milyon dolar) ithal edildi.

 

ALMANYA - Almanya’dan toplam 521 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. Almanya’dan en çok, çikolata (44,8 milyon dolar), sert içki (13 milyon dolar) ve unlu mamuller (9,36 milyon dolar) ithal edildi.

 

BREZİLYA - Brezilya’dan toplam 472 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. Brezilya’dan en çok, kahve (107 milyon dolar), soya fasulyesi (93,2 milyon dolar) ve tavuk eti (13,4 milyon dolar) ithal edildi.

 

HOLLANDA - Hollanda’dan toplam 409 milyon dolarlık gıda ve içecek ithal edildi. Hollanda’dan en çok, kakao hamuru (17,9 milyon dolar), kakao tozu 16,7 milyon dolar) ve (kahve – 11,2 milyon dolar) ithal edildi.

 

KANADA - Kanada’dan toplam 363 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. Kanada’dan en çok, mercimek (264 milyon dolar), durum buğdayı (49,1 milyon dolar) ve soya fasulyesi (16,4 milyon dolar) ithal edildi.

 

İTALYA - İtalya’dan toplam 218 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. İtalya’dan en çok, çikolata (10,7 milyon dolar), unlu mamuller (8,66 milyon dolar) ve pasta (4,36 milyon dolar) ithal edildi.

 

HİNDİSTAN - Hindistan’dan toplam 173 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. Hindistan’dan en çok pirinç (13,9 milyon dolar), nohut (9,42 milyon dolar) ve kaju (9,35 milyon dolar) ithal edildi.

 

BİRLEŞİK KRALLIK - Birleşik Krallık’tan toplam 172 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. Birleşik Krallık’tan en çok viski (56,1 milyon dolar), yumurta (11,3 milyon dolar) ve çikolata (3,34 milyon dolar) ithal edildi.

 

BELÇİKA - Belçika’dan toplam 131 milyon dolarlık gıda ve içecek ithalatı yapıldı. Belçika’dan en çok çikolata (9,04 milyon dolar), unlu mamuller (4,6 milyon dolar) ve şekerleme (3,03 milyon dolar) ithal edildi.

 

Bu verileri inceleyince, Rusya’dan en çok ithal edilen ürünlerin tüketime hazır ürünlerden çok hammadde bazlı olduğunu görüyoruz. Bunun aynısı Türkiye’ye soya fasulyesi, durum buğdayı ve normal buğday ihracatı yapan ABD ve Kanada için de söylenebilir.

 

Türkiye en çok nihai ve lüks ürün tedarikini Avrupa’dan yapıyor. Örneğin, viski, Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye en çok ihraç ettiği ürünken, Almanya, Belçika ve İtalya da Türkiye için önemli şekerleme pazarları olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, ilk 10 ülkenin çoğunluğunu Avrupa ülkeleri oluştursa da, Amerika, Kanada ve Brezilya da Türkiye’nin en önemli gıda ve içecek tedarikçileri arasında. Listedeki tek Asyalı ülke ise Hindistan.

Kısacası, veriler, Tarım Ülkesi Türkiye’nin aynı zamanda dünyanın önde gelen “Tarım Ürünü İthalatçısı Ülkeler” arasına da girmiş durumda olduğunu gösteriyor; daha da önemlisi, deniz üzerinden de olsa sınır komşumuz Rusya dışında, ithalat yaptığımız ülkeler bizden oldukça uzakta bulunuyor; özellikle de ithalatın ağırlığını üstlenen Kanada, ABD ve Brezilya gibi kıtalar ötesi ülkeler öne çıkıyor. Tüm bunlar, ithal edilen gıda ürününün maliyeti üzerinde de oldukça büyük etki yaratıyor. Yerli ürünler üzerine koyulan fiyatların neden yüksek olduğuna ilişkin araştırma ve soruşturmalar her zaman “Antalya’dan (Adana’dan, Gaziantep’ten, Aydın’dan, Manisa’dan) İstanbul’a taşıma maliyetlerine” odaklanırlar ve dolayısıyla aklanırlar.

Ancak, Türkiye’deki taşıma yolunun uzunluğu birkaç yüz kilometre ile ölçülebilirken, özellikle okyanus ötesinden yapılan taşıma yolunun uzunluğu birkaç bin kilometre ile ölçülebiliyor. Buradan baktığımızda, gıda enflasyonundaki, “arz-talep” dengesinin kurulması için yapılan ithalatın, bu kez de “maliyet enflasyonu” kapısını ardına kadar açtığını görüyoruz.

Söz konusu ithalatın bir başka yansıması da, faizlerin tavanı aşacak düzeylere tırmandırılmasına karşın, bir türlü zapt edilemeyen döviz kurları etkili fiyat artışları ve dolayısıyla da gıda enflasyonuna enjekte edilmesi yoluyla oluyor.

Türkiye’de, asgari ücretin bile oldukça üzerine yükselen açlık sınırının temel tetikçisi sayılan gıda enflasyonunun önümüzdeki dönemde daha da hızlı tırmanacağını gösteren bir diğer etkenin de giderek genişleyen Ortadoğu Savaşı’nın olacağı anlaşılıyor. Özellikle, tüm petrol ürünleri üzerinde maliyet artışlarının öne çıkacağını gösteren bu savaş nedeniyle, aynı zamanda da yine petrol ürünü olan kimyasal gübre fiyatlarını da tırmandırmaya başlıyor.

Uzun zamandır ithal tarımsal ürün fiyatları üzerinde etkili olan döviz kurları, bu kez de petrol ürünleri fiyatlarında yaşanacak artışların, yükselen kurlar ile yerli üretim tarımsal ürünlerin fiyatlarını da hızla tırmandıracağını, dolayısıyla Türkiye’de gıda enflasyonunun TÜİK’in ölçümleriyle dahi “dünya şampiyonluğu”na aday olacağını öngörmek hiç de yanlış olmaz.

O zaman bu durumdan çıkıp kapısı nerededir? Elbette, Türkiye’den sessiz, sedasız uzaklaşan ve uzun süredir ortalıkta görünmeyen tarımsal desteklerin gerektiği gibi yapılmasıdır; ancak, bu konudaki gelişmeler çoktan tersine çevrilmiş durumda. Bütçeden tarıma verilen destekler, bırakın artırılmasını, büyük bir hızla geriliyor. Örneğin, 2024 yılının ilk iki ayında tarıma 27 milyar 112 milyon lira destek verilmişken, bu yılın ilk iki aylık dönemindeki destekler 2 milyar 56 milyon lira düzeyinde kaldı. Daha da önemlisi, bu yıl iki aylık dönemde, tarımın en temel girdileri sayılan motorin ve kimyasal gübre için bir tek dolarlık destek dahi verilmedi. Oysa, özellikle çiftçilerin tarlalarını sürmekte, taramakta ve hasat döneminde kullandıkları tarım araçlarının temel yakıtı olan motorin, tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de çiftçilere bedava ya da büyük indirimlerle verilmek zorunda.

Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, yalnızca tarımsal alanları değil, toplam yüzölçümü 41.864 kilometrekare olan Hollanda, çiftçilere modernizasyon, çevre dostu üretim, Ar-Ge ve kırsal kalkınma için yıllık 2,83 milyar euroyu (147 milyar lira) bulan ciddi finansman sağlıyor. Destekler, seracılık, hassas tarım ve döngüsel tarım uygulamalarını teşvik ederek verimliliği en üst düzeye çıkarıyor ve Hollanda’nın yıllık tarımsal ürün ihracatı da 135 milyar euroyu buluyor.

Kısacası, gıda enflasyonu dünya şampiyonluğuna ilerleyen 780 bin kilometrekarelik Türkiye’nin bu alanda küme düşmesini sağlamanın yolu, hiç olmazsa 41.864 bin kilometrekare ile toplam yüzölçümünün 18,7’de biri olan Hollanda’da uygulanan kadar tarımsal destek verilmesinden geçtiği açık. Eğer bu destekler, büyüklük ölçüsünde artırılarak (18,7 X 2,83) 53 milyar euroya (2,75 trilyon lira) yükseltilirse, tarımsal ürün ithalatı yerine ciddi ölçüde tarımsal ürün ihracatı da yapılabileceği açık.

Ancak, 2026 yılının ilk iki ayında faize 640,1 milyar lira öderken, aynı dönemde yalnızca 2 milyar 56 milyon lira tarımsal destek vermekle yetinen Türkiye’den bunu beklemenin ne kadar gerçekçi olduğu da, gıda enflasyonu şampiyonluğunun sevindireceği kitle ile bu ligde küme düşmeyi arzu eden milyonlar arasındaki rekabetin sonucunda ortaya çıkacaktır.

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.