09 Ocak 2026

Osman Şenkul - Demokles’in kılıcı YZ havamıza suyumuza da göz dikti..!

osman-senkul-demoklesin-kilici-yz-havamiza-suyumuza-da-goz-dikti

Demokles’in kılıcı YZ havamıza suyumuza da göz dikti..!

Osman Şenkul

Bundan bir süre önce (9 Kasım 2025), bu satırlarda, otomasyon ile başlayıp, dijital ve diğer teknolojik gelişmelerin neden olduğu çok ağır iş kayıplarının, yapay zeka ile büyük hız kazandığına ilişkin veriler üzerinde durmuştuk. O zaman da değindiğimiz gibi, teknoloji bazlı büyük işten çıkarmaların son aylarda ciddi hız kazandığını yapılan açıklamalar ve yayınlanan haber ve yorumlardan yakından izliyor, gelişmelerin ulaştığı boyutların hangi düzeylere tırmandığını görebiliyoruz.

Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde yapılacak işten çıkarmaların boyutlarının, bugüne kadar yapılanların kat kat üzerinde olacağını da öngörmemek olası değil. Türkiye’de, üretimin daralması ve yeni yatırımların yapılmamasının büyüttüğü işsizlik dünya genelindeki en yüksek oranlara tırmanıyor olsa da, gelişmiş ülkelerde yaşanan teknoloji ve yapay zeka temelli işten çıkarmaların da, önümüzdeki dönemde bu ülkeler ölçeğinde ciddi sorunlara gebe olduğunu öngörmek de zor olmasa gerek.

Kısacası, bir yandan “mucizeler yarattığı”na ilişkin söylem ve örneklerin giderek arttığı yapay zekanın, aslında yine bir süredir gündemde olan, ancak, işsizlik gibi çok göze çarpmadığı için geri planda tutulabilen bir başka ciddi soruna neden olacağına ilişkin uyarı ve veriler ortaya çıkıyor: Daha ilk adımlarında milyonlarca kişinin işsiz kalmasına neden olan yapay zeka bazlı sistemler, aynı zamanda da, zaten büyük bir sorun olduğu için, uzun zamandır mücadele etmeye çabaladığımız “iklim krizi”nin de en ağır teşvik edicisi olma yolunda oldukça ilerlediği ortaya çıkıyor; daha da önemlisi önümüzdeki dönemde bu zararının katlanarak artacağına ilişkin veriler şimdiden önümüze çıkmaya başladı bile…

Her ne kadar bilim insanları bu ciddi sorunun farkına varıp, uzun süredir üzerinde çalışmalar yürütüyor olsalar da, Amerika Birleşik Devletleri, Vermont eyaletinden Demokratik Sosyalist Senatör Bernard (Bernie) Sanders’ın önemli bir adım atıp, bunu ABD’nin ve dolayısıyla dünyanın gündeminde öne çıkmasının yolunu açana kadar kamuoyunun gündeminde pek fazla öne çıkamadı.

Sanders ve daha önce hiç bir konuda anlaşamadığı Florida eyaletinin Cumhuriyet Partili Valisi Ron DeSantis’i de ikna edip, birlikte “yapay zeka endüstrisinin veri merkezi patlamasına” karşı harekete geçtiler. ABD’de, sol ve sağ kanattan iki ulusal figürün aynı görüşte olması, yapay zeka endüstrisinin elektrik fiyatları, şebeke istikrarı ve işgücü piyasası üzerindeki etkisi konusunda siyasi bir hesaplaşma yaşandığını ortaya koydu.

Sanders, 28 Aralık'ta CNN'e verdiği röportajda “Açıkçası, bu süreci yavaşlatmak gerektiğini düşünüyorum” dedi. “Oligarkların bize bunun geleceğini söylemesi ve sizin de buna uyum sağlamanız yeterli değil. Neden bahsediyorlar? Tüm insanlara sağlık hizmetlerini garanti edecekler mi? İnsanlar işsiz kaldığında ne yapacaklar?” diye sordu.

Sanders, ayrıca, inanılmaz derecede büyük miktarda elektrik tüketicisi oldukları bilinen “veri merkezi” inşaatlarına “ulusal bir moratoryum çağrısı” da yaptı.

Florida Valisi DeSantis de, “Sınırlı bir şebekeye sahibiz. Amerika Birleşik Devletleri'nde onların yapmaya çalıştığı şeyi gerçekleştirmek için yeterli şebeke kapasitesi yok,” dedi. Florida'nın The Villages kentinde düzenlenen bir etkinlikte yapay zeka endüstrisinin veri merkezi planları hakkında konuşan  DeSantis, “Giderek daha fazla bilgi ortaya çıktıkça, The Villages'da bir hiper ölçekli veri merkezi istiyor musunuz? Evet mi, hayır mı?” diye sordu vali. “Bence çoğu insan istemediğini söyleyecektir.” Florida ve Vermont, önemli veri merkezi eyaletleri değil, ancak artan elektrik faturaları, dünyanın en büyük veri merkezi pazarı olan Virginia'da bu yılki valilik seçimlerinde, bu önemli konuyu öne çıkaran Demokrat Abigail Spanberger’in ezici zaferinde önemli bir rol oynadı.

Özellikle hemen her yere açılmaya çalışılan devasa enerji tüketicileri veri merkezlerinin önüne geçilmesine ilişkin çalışmalar da, Bernie Sanders’ın bu çıkışının da etkisiyle ABD ve başka ülkelerde giderek yayılıyor ve güç kazanıyor. Sanders’ın ardından gidenler, yapılan ve işletilmeye başlanan veri merkezlerinin 10 MW veya daha fazla enerji tükettikleri ve bunun da aylık 7,2 milyon kWh veya yıllık 87,6 milyon kWh'ye eşit olduğuna dikkat çekiyor.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) bu konuda oldukça kapsamlı bir “Yapay Zeka” başlıklı çalışması hazırladı. Bu çalışmada öncelikle dikkat çekilen konuya ilişkin şöyle deniyor<.

“Yapay zeka veri merkezlerinin, 2030 yılına kadar 945 TWh (terawatsaat) enerji tüketmesi öngörülüyor. Bu rakam, Almanya ve Fransa'nın mevcut toplam enerji tüketimini aşıyor ve 2024 yılındaki 415 TWh'lik tüketimin iki katından fazla. 2030 yılına kadar, yapay zeka tek başına toplam elektrik talebindeki artışın yüzde 20'sinden fazlasını oluşturabilir ve fosil yakıtlar yeni talebin yaklaşık yüzde 40'ını karşılamaya devam edecektir. Süreklilik, enerji güvenliği, maliyetler ve karbon maruziyeti ile ilgili riskleri azaltmak için yenilenebilir enerji entegrasyonu çok önemlidir.”

WEF raporu bununla da kalmıyor; yapay zeka veri merkezlerinin aynı zamanda yine devasa boyutlarda su tüketicisi olduklarına da dikkat çekiyor:

“Yapay zeka veri merkezleri soğutma için çok büyük miktarda su tüketir. 2030 yılına kadar, küresel veri merkezlerinin su kullanımının 2022'deki 292 milyon galondan 450 milyon galona çıkması bekleniyor. Bu, yaklaşık 5 milyon kişinin günlük su kullanımına eşittir… Su, elektrik üretimi ve çip üretiminde de tüketilmektedir. Büyük ölçekte, yapay zekanın su ayak izi tarım, belediye ve endüstriyel ihtiyaçlarla doğrudan rekabet edebilir ve suyu sürdürülebilir yapay zeka büyümesinde stratejik bir kısıtlama haline getirebilir.”

WEF raporunda ayrıca,yine günümüzün önemli sorunlarından biri olmaya aday olan “kritik mineraller”e de değiniliyor:

“Yapay zeka altyapısı, çelik, alüminyum ve silikondan lityum, kobalt, nikel, bakır ve nadir topraklara kadar çok çeşitli malzemelere dayanıyor ve bunların üretimi önemli miktarda enerji ve su gerektiriyor, ve genellikle çevre üzerinde ağır etkiler yaratıyor. Bunların çoğu kıt veya ekolojik olarak kırılgan ve jeopolitik açıdan hassas bölgelerde yoğunlaşmıştır, bu da ölçeklenebilirlik ve dayanıklılık açısından stratejik riskler oluşturmaktadır. Örneğin, kobaltın yüzde 70'i çocuk işçiliği ve yolsuzluğun yaygın olduğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nden geliyor; Güney Amerika'da lityum çıkarımı kurak bölgelerde çok büyük miktarda su tüketiyor; ve Çin, küresel nadir toprak elementleri arıtımının yaklaşık yüzde 90'ını kontrol etmekte olup, bu da ABD-Çin gerilimleri arasında jeopolitik riski artırıyor. Kritik malzemelere olan talebin 2030 yılına kadar üç katına çıkması beklenirken, tedarik güvensizliği, düzenleyici denetimler ve artan sermaye maliyetleri, yatırımcılar ve şirketler için giderek artan zorluklar oluşturuyor.”

Raporda üzerinde durulan bir diğer temel sorun da “doğa ve toplum” olarak belirlendi:

“Yapay zekanın enerji, su ve malzeme talebi arttıkça, topluluklar artan kaynak kıtlığı ve yükselen maliyetlerle karşı karşıya kalırken, yoğunlaşan çekimler ve emisyonlar biyolojik çeşitliliğin kaybını hızlandırıyor. Toplam 1.200'den fazla maden sahası biyolojik çeşitlilik açısından önemli bölgelerle çakışıyor ve 2005'ten bu yana yaklaşık 800 anlaşmazlık, maliyetli gecikmelere ve itibar kaybına neden oldu. Şili'nin Atacama Çölü'nde, yasal işlemler lityum üreticilerini çıkarma miktarını yarı yarıya azaltmaya zorladı ve küresel arzı yavaşlattı. Şirketler için, paydaşların zayıf katılımı izinleri ve operasyonları tehlikeye atar; yatırımcılar için, topluluk çatışmaları değeri aşındırır; politika yapıcılar için ise, ekolojik ve sosyal dayanıklılığı korumak için güçlü düzenlemeler gereklidir.”

Bu arada, konuyla ilgilenen bir diğer uluslararası finans kuruluşu Uluslararası Para Fonu (IMF), gelişmiş ekonomilerde işlerin yüzde 60'ının, gelişmekte olan pazarlarda ise yüzde 40'ının halihazırda yapay zekaya maruz kaldığı konusunda uyarıyor. Kuzey ve Güney Amerika'daki 20 hükümet tarafından, kalkınmayı finanse etmek amacıyla 1959 yılında kurulan Inter-American Development Bank (IDB) mesleki maruziyet endeksi (occupational exposure index), dünya çapında 980 milyon işin bu yıl yüksek bir kesinti riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, Dünya Ekonomik Forumu'nun 2025 Geleceğin İşleri Raporu, yapay zeka nedeniyle işverenlerin yüzde 41'inin 2030 yılına kadar, işgücünü azaltmayı planladığını ortaya koyuyor. Binlerce şirketin, bu planlarını bugünden uygulamaya başlayıp, daha şimdiden yüzbinlerce kişiyi kapının önüne koymuş olması da bunu gösteriyor.

Ayrıca, yapay zekanın etkisiyle ya da yalnızca adının geçmesiyle işten çıkarılma korkusunun da neredeyse tüm işyerlerine yayılması, çalışanların ücretlerini baskılamayı da yaygınlaştırmaya başladı. DİSK-AR’ın 7 Ocak’ta açıklanan Ücret Kayıpları İzleme Raporu, enflasyon ile vergilerin işçi ücretlerine 2025’te toplam faturasının "en az 2 trilyon 501 milyar lirayı” bulduğunu gösteriyor. Elbette, çalışan kayıplarının zirve yaptığı, ücretlerin de tabana yapıştığı durumlar, Türkiye koşullarında yeni sayılmaz, ancak yapay zeka kaynaklı işi kaybetme korkusunun da, hemen tüm sektörlerdeki çalışanlar için “Demokles’in kılıcına” dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz.

 

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.