23 Ekim 2026

Osman Şenkul - Büyük Buhran yaklaşırken “tavizsiz uygulama” koşullu önlemler alınmalı

osman-senkul-buyuk-buhran-yaklasirken-tavizsiz-uygulama-kosullu-onlemler-alinmali

Büyük Buhran yaklaşırken “tavizsiz uygulama” koşullu önlemler alınmalı

Osman Şenkul

Tüm dünyayı kasıp savuran, yeryüzünde yarattığı büyük felaketlerle ağır yıkımlara neden olan ve milyonlarca cana mal olan İkinci Dünya Savaşı’nın da kapısını açtığına inanılan Büyük Buhran (1929–1939), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından tam 6 yıl sonra 29 Ekim 1929 günü patladı. Dünyada iki kutuplu oluşumun temellerinin de atıldığı inanılan bu sürecin ortaya çıkış nedenlerine baktığımızda, öncelikle Amerika Birleşik Devletleri’nde borsanın girdiği hızlı büyüme sürecini görürüz. Bu büyüme, Ocak 1929’da ABD Başkanı Herbert Hoover’ın göreve başlamasının ardından ilk altı ay boyunca devam etti.

Büyük “Hoover boğa piyasası”nda hisse senedi fiyatları inanılmaz yüksekliklere tırmandı ve bankacılık ve sanayi devlerinden şoförlere ve aşçılara kadar herkes, likit varlıklarını veya birikimlerini kâr elde ederek satabilecekleri menkul kıymetlere yatırmak için aceleyle aracı kurumlara koştu. Aracı kurumların büyümede gaza basabilmek amacıyla, marj hesaplarını yürütmek üzere verdikleri krediler için bankalardan Wall Street’e milyarlarca dolar aktarıldı.

Araştırmacıların bulgularına göre bu gelişmeler, 1719–1720 yıllarında Fransa'da yaşanan erken dönem ekonomik kriz ve borsa çöküşü olarak betimlenen “Mississippi Bubble” ve 1720 yılında İngiltere borsasında meydana gelen “Güney Denizi Dalonu” olarak tanımlanan büyük çöküşü anımsatıyordu. Bu büyük çöküşler, İskoç finansör John Law’un, aşırı kağıt para basıp Mississippi Şirketi hisselerini spekülatif şekilde şişirmesinin ardından, 1720 sonlarında gerçek dışı vaatler sönünce hisseler çakılmış ve Fransa derin bir krize girmişti. Güney Denizi Balonu da, İngiltere’de Güney Denizi Şirketi’yle ilgili spekülasyonlar, siyasi rüşvet ve temelsiz vaatlerin yol açtığı büyük bir borsa çöküşüydü.

Kısacası, yaklaşık 200 yıl sonra Güney Denizi Balonu ve Mississippi Balonu’nun yarattığı manzaralar yeniden ortaya çıkmıştı. 1929 yazının ortasında yaklaşık 300 milyon hisse senedi marjlı işlem görüyordu ve bu durum, Eylül ayında Dow Jones Sanayi Endeksi’ni 381 puanlık bir zirveye çıkardı. Bu gelişmelerin etkisiyle, Eylül ve Ekim başında fiyatlar düşmeye başladı, ancak spekülasyon devam etti; bu spekülasyonun çoğu, hisse senedi satın almak için borç para almış kişiler tarafından körüklendi — bu uygulama, ancak hisse senedi fiyatları yükselmeye devam ettiği sürece sürdürülebilirdi. Piyasa 18 Ekim’de serbest düşüşe geçti ve hisse senedi satın alma çılgınlığı aynı derecede çılgın bir satış telaşına dönüştü.

ABD borsalarındaki gerçek paniğin ilk günü olan ve “Kara Perşembe” olarak bilinen 24 Ekim’de, yatırımcılar zararlarını telafi etmek için acele ettikçe rekor düzeyde 12,9 milyon hisse senedi işlem gördü. Yine de, o gün bir dizi büyük banka ve yatırım şirketi, paniği durdurmak amacıyla büyük hisse senedi bloklarını satın alarak başarılı bir çaba gösterince Dow, kapanışta sadece altı puan düşmüş olsa da, bu girişimler piyasayı ayakta tutamadı.

Panik, piyasanın yüzde 12,8 düşüşle kapandığı Kara Pazartesi’de (28 Ekim) yeniden başladı. Kara Salı’da (29 Ekim) 16 milyondan fazla hisse senedi işlem gördü. Dow, yüzde 12 daha değer kaybetti ve 198 seviyesinde kapandı; bu, iki aydan kısa bir sürede 183 puanlık bir düşüş anlamına geliyordu. Birinci sınıf menkul kıymetler çok sert düştü; güçlü General Electric şirketinin hisseleri dahi, 3 Eylül’deki 396 düzeyinden 29 Ekim’de 210’a düştü. American Telephone and Telegraph (AT&T) 100 puan değer kaybetti. DuPont yaz aylarındaki en yüksek seviyesi olan 217’den 80’e, United States Steel 261’den 166’ya, Delaware and Hudson 224’ten 141’e ve Radio Corporation of America (RCA) hisseleri 505’ten 26’ya düştü.

Borsalarda fırtınalar yaratan bu gelişmeler sürerken, ABD’de siyasi ve finansal liderler ilk başta bu durumu piyasadaki geçici bir sarsıntı olarak göstermeye çalışarak, güven vermeye odaklı açıklamalar yaptılar. Özellikle, Başkan Hoover ve Hazine Bakanı Andrew W. Mellon, ekonominin “temel olarak sağlam” olduğu ve refahın büyük bir canlanmasının “kapıda” olduğu yönünde, iyimserlik yüklü sözlerle, bu olağanüstü gelişmeleri yatıştırmaya çalıştılar.

Bu açıklamaların da etkisiyle Dow Endeksi, 1930’un başlarında neredeyse yeniden 300 düzeylerine ulaşmış olsa da, Mayıs’ta yeniden sert bir düşüşle çakıldı; artık “ağır buhran” süreci başlamıştı; bir başka deyişle, Dow Endeksi’nin yeniden 200 puan düzeyini aşacak kadar ivme kazanması için 20 yıl daha geçmesi gerekecekti.

Borsa çöküşünü tetikleyen en belirgin nedenler arasında, spekülasyonun yaygınlaştığı bu dönemde, özellikle marjla hisse senedi satın alanlar sadece yatırımlarının değerini kaybetmekle kalmamış, hisse alarak yatırım yapabilmek için aldıkları kredileri de geri ödeyememişlerdi. Ayrıca, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Ağustos 1929’da faizleri yüzde 5’ten yüzde 6’ya yükselterek krediyi sıkılaştırması, yeni borçlanmaların kapısını açan holding şirketleri ve yatırım fonlarının yaygınlaşması, tasfiye edilemeyen çok sayıda büyük banka kredisinin de etkisiyle yıl ortasında başlamış olan ekonomik durgunluğun etkisi de sertti.

Kısacası, Ekim 1929’daki Wall Street çöküşü büyük krizi tetiklemiş olsa da, o dönemde Amerikan hane halklarının yaklaşık yüzde 90’ının elinde hiç hisse senedi yoktu. Ancak, hisse senedi, fonlar gibi kağıtların alınıp satıldığı piyasalarda yaşanan böylesi çöküşler, yalnızca hisse senedi ya da fon sahibi olanları değil, tüm toplumu etkiliyordu. Buna bağlı olarak, her dört işçiden biri işsiz kaldı ve 1933 yılına gelindiğinde, yaklaşık 15 milyon işsiz ile, ABD'deki işsizlik oranı yaklaşık yüzde 25'e ulaşarak zirveye çıktı.

Özellikle 19. Yüzyılın ikinci yarısında ve 20. Yüzyılın başlarında kurulan binlerce bankanın neredeyse tamamı iflas etti. Tarihsel kayıtlara göre, 1930 ile 1933 yılları arasında, yaklaşık 9.000 ila 11.000 ABD bankası iflas etti ve mevduat sahiplerinin birikimlerinden 1 milyar doların üzerinde bir tutar yok oldu. Bu büyük ekonomik durgunluğun ortasında, 1931’de tamamlanan ünlü gökdelen Empire State, kiracı bulmakta zorlandı ve ironik bir şekilde “Empty State (Boş Devlet) Binası” lakabını aldı.

Bu gelişmelerin arasında 1935’te, Parker Brothers Monopoly adlı masa oyununu piyasaya sürdü ve ailelerin oyun parasıyla gayrimenkul alıp satması, oyunun kısa sürede ulusal bir tutkuya dönüşmesine neden oldu. Bu arada, Chicago'lu ünlü gangster Al Capone, 1931'de her gün yüzlerce işsiz ve aç adama yemek dağıtan bir aşevi açtı.

Dünyanın en büyük medya ve eğlence şirketlerinden Kaliforniya merkezli The Walt Disney de 1933 yılında “Üç Küçük Domuzcuk” adlı kısa animasyon filmini yayınladı ve filmin hit şarkısı “Kim Kötü Kurt'tan Korkar?” tüm bu ağır zorluklara dayanıklılığın gayriresmî marşı haline geldi.

Büyük Buhran’ın bu yıkıcı etkisi, ABD düzeyinde milyonlarca aileyi çöküşe zorladı ve ortaya çıkan ağır sorunlar, geniş kitleleri büyük kalkışmalara yönlendirdi. Başkan Franklin D. Roosevelt, bu hareketleri frenlemek için, 1935'te Sosyal Güvenlik Yasası'nı imzalayarak, bugün hâlâ yürürlükte olan yaşlılar ve işsizler için federal bir güvenlik ağı kurdu.

Tam da bu sıralarda Adolf Hitler, I. Dünya Savaşı’nın ağır ekonomik kriz yarattığı Almanya’da iktidara geldi ve 30 Ocak 1933’te Şansölye olarak atandı. Almanya’nın ikinci cumhurbaşkanı olarak görev yapan ve 1933 yılında Adolf Hitler'i Şansölye olarak atayan Paul von Hindenburg 1934’te öldü. Bu gelişmenin ardından Hitler, demokratik kurumları ve cumhurbaşkanlığını kaldırdı ve kendisini Führer ilan etti.

Tüm bu yetkileri ele geçirerek, Versay Antlaşması’nı ihlal edip Almanya’yı yeniden silahlandıran Hitler, art arda Avusturya’yı ve Çekoslovakya’nın bazı bölgelerini ilhak etti. Nazi Almanyası, 1 Eylül 1939’da da Polonya’yı işgal ettikten sonra, Büyük Britanya ve Fransa, Almanya’ya savaş ilan ettiler ve böylece “II. Dünya Savaşı” resmen başlamış oldu. Avrupa’daki bu gelişmelerin ve II. Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından, savaş için yapılan devasa askeri üretim ve harcamalarla, 1941–1942 yıllarında tam istihdam yeniden sağlandı.

Piyasalardaki bu gelişmelerle patlayan Büyük Buhran, tarihin en sert ekonomik krizlerinden biri olmasının yanı sıra insanların yaratıcılığını, toplumsal dayanışmayı ve dönemin sıra dışı olaylarını gözler önüne seren gelişmelerle doludur. Bunların arasında öne çıkan yaratıcılık hikâyelerinin arasında, “gazete kâğıdından yapılan defterler” de öne çıktı.

Bu büyük yıkımdan etkilenen ailelerin defter, kitap veya kâğıt alacak parası kalmadığı için, çocuklar okul notlarını ve ödevlerini inşaatlardan topladıkları, şist veya çamurtaşının düşük dereceli bölgesel metamorfizma sonucu oluşmuş, ince taneli, tabakalı bir metamorfik kaydırak olarak tanımlanan arduvaz (slate) taşları üzerine yazıyor ya da eski gazete parçalarını un-su karışımıyla yapıştırarak defter haline getiriyorlardı.

Yine bu dönemde, çoraplardaki büyük delikleri onarmak için yumurta şeklinde ahşap veya taş aletler kullanılarak çoraplar defalarca yamalanabiliyordu. Ayrıca, uzun yıllar anlatılarak geleneksel söylem durumuna gelen, Chicago'da dulluk maaşıyla geçinmeye çalışıp evini kaybeden bir annenin ve çocuklarının hikâyesinde; mahalledeki komşuların ve yerel topluluğun sessizce kapı önüne kömür ve yiyecek bırakarak aileyi kışın soğuğundan koruduğu anlatılır.

Ayrıca, dönemin tanıklarının aktardığına göre; çocuklar rikets (raşitizm - vitamin eksikliği hastalığı) yüzünden açlıktan titrerken ve protein bulamazken, şirketlerin fazla sütü nehirlere/arkanlara dökmesi, çiftçilerinse fiyatlar düşmesin diye tarlalardaki pamuğu sürmesi ve domuzları öldürmesi dönemin en sarsıcı trajikomik öyküleri arasında sayılır. Yine birçok kentte binlerce insan, günlerce hatta haftalarca uykusuz ve bitkin şekilde müzik eşliğinde dans ederek sadece bir tabak sıcak yemek ve sığınacak bir çatı bulabilmek için yarıştı.

Toplumdaki bu çöküşü biraz olsun hafifletmek için, 1939 New York Dünya Fuarı'nda Westinghouse tarafından tanıtılan ve sigara içip balon şişirebilen devasa robot Elektro (The Moto-Man), halka geleceğin teknolojik umudunu aşılamak için sergilenmişti.

Büyük Buhran bazlı gelişmeler ayrıca çok ciddi toplumsal göçlere bağlı serüvenlere de yol açtı. Ailelerine yük olmak istemeyen binlerce genç ve işsiz erkek, yük trenlerinin kapalı vagonlarında saklanarak ülkeyi baştan başa kaçak gezerek, "hobo" adı verilen göçebe bir altkültür oluşturdular. Kuraklık ve kum fırtınalarının vurduğu Kansas, Nebraska, Oklahoma gibi büyük ovalık bölgelerden binlerce aile, arabalarına yükledikleri eşyalarla "süt ve bal akan ülke" olarak gördükleri Kaliforniya'ya doğru ünlü Route 66 üzerinden göç etti.

Sonrası malum; daha II. Dünya Savaşı resmen sona ermeden, 1944'te 44 ülkenin katılımıyla küresel para birimlerinin Amerikan dolarına, doların da altına sabitlendiği "Bretton Woods" adıyla yeni bir uluslararası para sistemi kuruldu. Bunun ardından, küresel ticareti ve finansal istikrarı desteklemek amacıyla Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve daha sonra Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) dönüşecek Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT - General Agreement on Tariffs and Trade) kuruldu.

ABD'nin yükselen sosyalist sisteme karşı, yıkılan Avrupa ekonomilerini yanına almak amacıyla "Marshall Yardımı" adıyla politik temelli yeni bir atılım yapmasının yanı sıra, Keynesyen politikalarla devletin ekonomiye müdahale ettiği, sosyal güvenlik ağlarının genişlediği ve tüketim toplumunun yükseldiği bir büyüme dönemi yaşandı.

Politik gelişmelerin yanında, ABD'nin Manhattan Projesi ile başlayan yeni askeri atılım, nükleer enerjinin hem askeri (atom bombası) hem de barışçıl amaçlarla elektrik üretiminde kullanılmasının önünü açtı. Ayrıca, savaş sırasında gelişen V-2 roket teknolojisi, savaş sonrasında ABD ve SSCB arasında Soğuk Savaş döneminde bir uzay yarışına dönüştü  ve iki taraf da art arda uydu fırlatmaya ve Ay'a yolculuklara başladı.

Başlangıçta askeri alanda kullanılan jet motorlu uçaklar kısa sürede sivil havacılığa uyarlanarak küresel ulaşımı hızlandırdı. Daha da önemlisi, savaş yıllarında şifre çözmek için geliştirilen ilk elektronik bilgisayarlar, transistörün icadıyla birlikte modern bilişim ve iletişim çağının temelini attı. Bir başka anlatımla, dijital çağın kapısı aralanmıştı.

Dünya genelinde tüm gelişmeler yaşanıp, günümüze gelirken, zaman zaman bölgesel, zaman zaman da ülkeler bazında ciddi “buhranlar” yaşandı, yaşanmaya da devam ediliyor. Kimileri, ağırlıklı olarak piyasa sistemleri üzerindeki istismarlar ya da “kısa ve uzun vadeli spekülasyonlarla” önemli ölçüde zenginleşirken, binlerce, on binlerce kişi de bu spekülatif zenginleşmelerin etkisiyle ağır yoksulluk zincirlerine bir halka olarak ekleniyor. Yasaların ve temel kuralların tavizsiz uygulandığı hemen tüm ülkelerde, bu tür yasa ve kural dışı “borsa-piyasa istismarları” pek nadir yaşanırken, daha gevşek sistemlerde daha sık öne çıkıyor. Dolayısıyla, gerçekte tüm ülkelerin böylesi hareketleri önceden görüp, fark edip gerekli tüm önlemlerini “tavizsiz uygulama” koşuluyla almaları gerekiyor.

Yeryüzünde, bu tür olası gelişmelere ilişkin öngörü çalışmaları sürdüren birçok ciddi kuruluştan bir tanesi de ITR Economics’dir (Trend Araştırma Enstitüsü / Institute of Trends Research). 1985 yılından bu yana bir yıllık tahminlerinin genel doğruluk oranı yüzde 94,7 olan ITR Economics’te, kendilerinin deyimiyle, “bir tahminin geçerlilik süresi, doğruluğu kadar önemlidir.”

ITR Economics, uzun yıllardır 2030’larda ikinci bir Büyük Buhran’ın (1929) yaşanacağını öngörüyor:

“Büyük Buhran’a giden yol, birçok fırsat ve zorluk barındıran, başlı başına önemli bir süreç olacaktır. Hepimiz kârı ve kurumsal değeri en üst düzeye çıkarmaya çalıştığımızdan, iş dünyası liderlerinin bu döneme şimdiden hazırlık yapması gerekmektedir.”

ITR Economics, “Bu öngörüye hangi eğilimler katkıda bulunuyor? İşletmeler 2020’li yıllar boyunca nasıl hazırlanmalıdır? Bu öngörüyü değiştirebilecek herhangi bir faktör var mı?” sorularını da şöyle yanıtlıyor:

“Gördüğümüz eğilimler çok büyük ve o kadar güçlü bir ivme kazanmış ki, bunları değiştirmek zor olacak. Harekete geçmek zorunludur. Bizi koruyacak ekonomik önlemleri uygulamalıyız; bir sonraki Büyük Buhran’ın eşi görülmemiş bir şiddetle vurmasını önlemek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.”

Kısacası, ITR Economics 2030 ile 2036 yılları arasında ikinci bir küresel Büyük Buhran yaşanacağını öngörüyor. Tahmin edilen bu altı yıllık durgunluk, yaşlanan nüfus, hızla artan sağlık harcamaları, devletin sosyal yardım harcamalarındaki artış, yükselen enflasyon ve şişen ulusal borç gibi yapısal dengesizliklerden kaynaklanıyor.

ITR Economics’e göre, “Büyük Buhran’a giden yol, birçok fırsat ve zorluk barındıran, başlı başına önemli bir süreç olacak. Hepimiz kârı ve kurumsal değeri en üst düzeye çıkarmaya çalıştığımızdan, iş dünyası liderlerinin bu döneme şimdiden hazırlık yapması gerekiyor.”

Kuruluş, “Bu öngörüye hangi eğilimler katkıda bulunuyor? İşletmeler 2020'ler boyunca nasıl hazırlanmalıdır? Bu öngörüyü değiştirebilecek herhangi bir faktör var mı?” sorularını da şöyle yanıtlıyor:

“Gördüğümüz eğilimler çok büyük ve o kadar güçlü bir ivme kazanmış ki, bunları değiştirmek zor olacak. Harekete geçmek zorunludur. Bizi koruyacak ekonomik önlemler almalıyız; bir sonraki Büyük Buhran’ın eşi görülmemiş bir şiddetle vurmasını önlemek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.”

ITR Economics bu tahminin temel etkenlerini de şöyle sıralıyor:

-- Demografi: Yaşlanan Baby Boom kuşağından kaynaklanan “yaşlı nüfus artışı” ve ABD, Çin ve Avrupa’daki daralan işgücü havuzları, ekonomik verimliliği düşürüyor.

-- Ulusal Borç ve Açıklar: Artan kamu borcu ve yüksek faiz ödemeleri, hükümetin mali esnekliğini sınırlıyor.

-- Sosyal Yardım Harcamaları: Sosyal Güvenlik ve Medicare gibi programlar, katkı payı ödeyenlerin ve yardım alanların oranlarındaki değişim nedeniyle giderek artan baskılarla karşı karşıya.

-- Sağlık Harcamaları: Tıbbi harcamalar genel enflasyonun üzerinde artmaya devam ediyor.

-- Enflasyon: Kalıcı ve döngüsel enflasyonist baskıların, depresyon döneminde deflasyonist bir ortama geçmeden önce zirveye ulaşması bekleniyor.

ITR Economics, öngörülen buhranı standart bir resesyondan ayıran etkenleri de şöyle açıklıyor: “Tipik 2 ila 4 çeyrek süren bir durgunluğun aksine, ITR, çok yıllı bir ekonomik daralma ve yaklaşık altı yıl (2030–2036) sürecek inişli çıkışlı bir dip dönem öngörüyor.” 2030 ile 2036 yılları arasında yaşanacak geçici büyüme atakları veya olumlu raporlar, gerçek yapısal toparlanma başlamadan önce yanıltıcı umutlar yaratabilir” diye sıraladıktan sonra, yaklaştığını vurguladığı bu “büyük buhrana” karşı önerdiği hazırlık stratejilerini de şöyle sıralıyor:

“Bilançoları Güçlendirin: 2020’li yıllarda nakit rezervleri oluşturun ve gereksiz kaldıraç oranını azaltın.

“Verimliliğe Yatırım Yapın: İşgücü kısıtlamalarını telafi etmek için otomasyon ve verimlilik araçlarını benimseyin.

“Gelir Kaynaklarını Çeşitlendirin: Eşzamanlı küresel durgunluklara karşı koruma sağlamak için bölgesel, demografik ve ürün risklerini değerlendirin.”

Buradan bakınca, yaşamakta olduğu ağır ekonomik koşullarından kurtuluş yolları arayan Türkiye’nin, yakın zamanda yaşanan yıkımların etkilerinden arınıp, mevcut sorunlarından bir an önce toparlanarak ayağa kalkması ve olası hareketleri önceden görüp, fark edip gerekli tüm önlemleri “tavizsiz uygulama” koşuluyla alması gerektiği açıktır.

MAKALEfoto1.jpg (60 KB)

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.