24 Temmuz 2026

Osman Şenkul - Ağır yoksulluğun çözümü Perikles'in “zenginden daha çok vergi” sistemi

osman-senkul-agir-yoksullugun-cozumu-periklesin-zenginden-daha-cok-vergi-sistemi

Ağır yoksulluğun çözümü Perikles'in “zenginden daha çok vergi” sistemi

Osman Şenkul

Antik Yunanistan'ın en güçlü devlet adamlarından sayılan Perikles MÖ 495 yılında doğdu ve MÖ 429’da öldü. Çocukluğunda Anaksagoras, Damon ve Zenon'dan ders alarak, öğretmenleri tarafından iyi bir siyasetçi olarak yetiştirildi. Otuz yaşında siyasi hayata girdi. MÖ 461 yılındaki seçimlerde demokrat kanattan Arhon (hükümet başkanı) seçildi. MÖ 444 yılında muhalefeti kaldırıp, kendini devlet başkanı ilan etti. Perikles, Atina devlet başkanı olmasıyla, ülkede reformlar yaptı. Yeni yasalar çıkararak, vergi yükünü varsılların üzerine kaydıran yeni bir sistem oluşturdu. Atina'yı yeni baştan imar ettirdi ve birçok yeni sanat ve mimari yapıt ile donattı. Atina'ya Yunanistan'ın en ünlü bilginlerini topladı.

Perikles öncesi ticaret gemileri Akdeniz’e büyük filolar halinde açılıyor, kendilerine saldıran korsanlara, tekne sahiplerinin aralarında topladıkları belirli miktarda malı “ganimet” niyetine, gönüllü olarak verip işlerine devam ediyorlardı. Rodos merkezli korsanlar zaman zaman sözlerine sadık kalmasalar da, uzun yıllardır Akdeniz’de ticaret bu şekilde yürüyordu.

Ancak, güçlü Perikles yönetimi ele alır almaz, halkın genel refahını yükseltmek için harekete geçti. Büyük bir vergi reformu yaptı. Reform temel olarak zenginlerden alınan vergilerin kat kat artırılmasına dayandırılıyordu. Toplanan vergilerle, Atina’ya ciddi yatırımlar yapılıyor, evsiz, barınaksız kimsenin kalmaması için büyük bir kampanya yürütülüyordu. Tarih kayıtlarına da geçtiği gibi, Attika bölgesi “Altın Çağ”ını yaşıyordu.

Perikles, bir tür ihracat yapan deniz tacirlerinin korsanlara büyük paralar kaptırdıklarını öğrenince, buna bir son vermek amacıyla güçlü donanmasının bir bölümünü tacirlerin güvenliği için görevlendirdi. Tacirlerin gelirlerini korsanlara kaptırmak yerine Atina halkının hizmetine harcamak için vergiye dönüştürmek gerekiyordu. Tacir ne kadar çok kazanırsa, o kadar çok vergi toplayabilecekti.

Artık ticaret filoları yanlarında savaş gemileriyle yola çıkıyor, korsan bölgeleri geçilene kadar birlikte seyahat ettikten sonra, dönüş yolunda da yine buluşarak, hiçbir kayıp vermeden Attika’nın ünlü limanı Piraeus’a ulaşıyorlardı. Ancak, dönemin ünlü tacirlerinden Orsiphantos’un teknesinin de aralarında bulunduğu filonun son seferinde dönüş yolculuğunda korsanlar, Atina donanmasının hızlı, vurucu kadırgalarını “yem tekneler” ile kandırıp ticaret filosundan uzaklaştırmış, büyük bir vurgun yaparak ortadan kaybolmuşlardı.

Orsiphantos ve tacirlerin çoğu canlarını zor kurtarmış ve Atina’ya çok büyük kayıpla ulaşabilmişti. Son derece hızlı ve manevra yeteneğine sahip donanma teknelerinin kaptanları ve komutanlar, korsanların tuzağını fark edememiş, o kadar büyük savaş gücüne karşın tacirler çok büyük zarara uğramışlardı.

İşte, bu saldırının önemli mağdurlarından Orsiphantos da Atina’ya, bir ticaret sezonunun neredeyse tüm kazancını korsanlara kaptırmış olarak dönmüştü; bu nedenle çok öfkeliydi. Perikles öncesi olsa, her tacir kazançlarının yaklaşık onda biri kadar bir malı veriyor, Atina’ya yine iyi bir kazanç sağlamış olarak dönüyordu. Oysa bu kez ellerinde neleri var, neleri yok, her şeyleri gitmişti. Orsiphantos, kayıp verdikleri son seferde, korsan teknelerinin donanma kadırgalarına hiçbir şekilde yaklaşmadıklarını fark etmiş ve bu durumu kullanmaya karar vermişti.

Aynı dönemlerde, Antik Roma'da da devletin savaş masraflarını karşılamak ve asker maaşlarını ödemek amacıyla vatandaşlardan doğrudan aldığı ve “tributum” adı verilen bir vergi türü vardı. İlk kez MÖ 406 yılında uygulanan bu savaş vergisi, genellikle arazi, mülk ve servet üzerinden hesaplanıyordu; bir başka deyişle, yine Perikles’in uyguladığı “zenginden daha çok vergi” sistemi geçerliydi.

Sonraki yüzyıllarda da, farklı ülkelerde, daha çok savaş koşulları olmak üzere, farklı nedenlerle en zenginler zaman zaman “en yüksek vergiyi ödeyenler” oldular. Örneğin, ABD’de İkinci Dünya Savaşı sırasında 1944 yılında, en üst gelir diliminden alınan marjinal gelir vergisi oranı yüzde 94 düzeyine ulaştı. Bu oran, savaş sonrasındaki dönemde de devam etti ve 1960'ların başına kadar yüzde 91 olarak uygulandı. Kanada da, savaş ekonomisi ve sosyal programların finansmanında 1943 yılında üst gelir vergisi oranını yüzde 95’e kadar yükseltti.

Savaş yıllarında zirve yapan İngiliz vergi sisteminde de, en yüksek kazanç sağlayan kişilerden, yüzde 98 ile yüzde 99,25 arasında değişen marjinal oranlarda gelir vergisi alındı ve bu yüksek oranlı vergilendirme politikası 1970'lere kadar sürdü.

Modern tarihte yalnızca gelir değil, doğrudan birikim üzerinden alınan "servet vergisi" uygulamaları da öne çıktı. Özellikle 1990'larda İsveç, Finlandiya ve Almanya gibi ülkeler yüksek servet vergileriyle zenginlerin mal varlıklarından düzenli paylar aldı. Günümüzde genel bir servet vergisini uygulayan Avrupa ülkeleri arasında ise başlıca Norveç, İspanya ve İsviçre bulunuyor.

Günümüzde ise, özellikle gelişmiş ülkelerde, giderek birçok ülkenin dahi ötesinde varlıklara ve dolayısıyla gelirlere ulaşan şirketlerin aşırı kazançları, büyük gelir uçurumlarına neden olması; küresel düzeyde örgütlenen “Tax The Rich (Zenginlere Vergi)” hareketi ise, artan ekonomik eşitsizlikle mücadele etmek amacıyla ultra yüksek net servete sahip bireylerin ve şirketlerin servetlerinin daha büyük bir kısmını ödemelerini talep eden küresel bir sosyo-politik kampanya olarak öne çıkıyor. Hareketin savunucuları, sosyal hizmetlerin finansmanı için doğrudan servet vergilerinin uygulanmasını, yasal boşlukların kapatılmasını ve küresel asgari standartların getirilmesini savunmaktadır.

Hareketin ivmesi, öncelikle genişleyen servet uçurumlarının da etkisiyle, somut yasal adımlar ve kampanyalarla hız kazandı. AB Vergi Gözlemevi gibi kuruluşların desteğiyle ve G20 gibi ülke grupları tarafından teşvik edilen bu girişimde, dünya çapındaki multimilyonerler ve milyarderler için yüzde 2'lik koordineli bir asgari efektif vergi oranı uygulanması yönünde baskı yapılıyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 14’ü, özellikle Kaliforniya ve Washington gibi eyaletlerde, yerel ve eyalet referandumlarında milyarder servet vergisi ve gelir vergisi önerileriyle karşı karşıya kalıyor. “Milyarderlerin Adil Payını Ödemesini Sağlama Yasası” gibi federal öneriler, aşırı servetlere yıllık yüzde 5’lik bir vergi uygulanmasını hedefliyor.

İngiltere’de de, “Birleşik Krallık Vergi Adaleti (Tax Justice UK)” ve dünya çapında yoksulluk, açlık ve adaletsizlikle mücadele etmek amacıyla kurulan küresel bir sivil toplum kuruluşları konfederasyonu olan Oxfam gibi gruplar, 10 milyon sterlinin üzerindeki varlıklar için yüzde 2’lik asgari servet vergisi de dahil olmak üzere milyarlarca sterlinlik önlemler çağrısı yapıyor.

Hareketin eleştirmenleri, ağır servet vergilerinin uygulanmasının sermaye kaçışına yol açabileceğini ve iş dünyasının büyümesini engelleyebileceğini savunurken, destekçiler ise tarihsel verilerin, servet vergilerinin ultra zenginlerin kitlesel göçünü tetiklemeden kademeli vergi yapılarını başarıyla istikrara kavuşturduğunu gösterdiğini öne sürüyor.

Filipinler Üniversitesi Bütünleştirici ve Kalkınma Çalışmaları Merkezi, Alternatif Kalkınma Programı (UP CIDS AltDev) tarafından 2022 yılında hazırlanan ve Prof. Dr. Eduardo C. Tadem tarafından yayınlanan “Zenginlere Vergi Uygulayın: Servet Vergisi İçin 9 Neden” başlıklı çalışma şu konuların altı çızılıyor:

Son 200 yıldır artan eşitsizlik, küresel ekonomik kalkınmanın kaçınılmaz bir olgusu oldu. Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne göre, artan eşitsizlik küresel nüfusun yüzde 70’ini etkiliyor ve “uzun vadeli sosyal ve ekonomik kalkınmayı tehdit ediyor, yoksulluğun azaltılmasına zarar veriyor ve insanların tatmin duygusunu ve özsaygısını yok ediyor”; bunların tümü “suç, hastalık ve çevresel bozulmaya yol açabilir.”

Buna temel bir yanıt olarak sivil toplum kuruluşları, sosyal hareketler, medya ve akademisyenler, bir ülkenin en zengin vatandaşlarına yönelik bir servet vergisi önerdi. Servet vergisi, bir bireyin net servetine, yani edinilen tüm servet biçimlerine uygulanan bir vergidir. Ancak hem hükümetten hem de iş dünyasından gelen direnç oldukça şiddetli oldu. Buna karşılık, savunucular mevcut siyasi, sosyal ve ekonomik durum ışığında servet vergisinin gerekçelerini ortaya koydular.

 

1 - Eşitsizliği ele almak

Servet vergisinin en önemli gerekçesi, artan eşitsizlik gibi asırlık bir eğilimi tersine çevirmektir. Servet vergileri, toplumu tam tersi yönde, yani eşitliği teşvik edecek yönde ilerletmeyi amaçlamaktadır. Ekonomist Jomo Sundaram, “ödeme gücü en yüksek olanlardan daha fazla gelir elde ederken, muhtaçların üzerindeki yükü azaltma” ihtiyacını vurguluyor.

Şaşırtıcı bir şekilde, hem Dünya Bankası (DB) hem de Uluslararası Para Fonu (IMF), artan küresel eşitsizliklere karşı koymak amacıyla servet vergisini desteklediklerini açıkladı. Bu durum, 19 Ekim 2021’de düzenlenen ortak bir DB-IMF konferansında gündeme geldi; konferansta “gelir eşitsizliğinin devam ettiği” belirtildi ve “aşamalı vergi politikasının bu tür eşitsizlikleri ele almak için başlıca araçlardan biri olduğu” sonucuna varıldı.

 

2 - Toplumsal kargaşa

İkinci olarak, servet vergisi aynı zamanda toplumsal kargaşa ve huzursuzluğa yanıt vermeyi de amaçlamaktadır. Eşitsizlikten kaynaklanan kargaşa olayları arasında 2011–12 yıllarındaki Occupy Hareketi, Ağustos 2011’deki Londra ayaklanmaları, 2018’de Fransa’daki Sarı Yelekliler isyanı, Black Lives Matter, #MeToo hareketi ve Fridays for Future hareketleri sayılabilir.

Tüm bunlar, “ırk, cinsiyet ve iklim eşitsizlikleri etrafında, ulusal sınırlar ve nesiller ötesinde” insanları harekete geçirdi. Başlıca sorunlardan biri, ekonomik ve siyasi gücün demokratik ilkelerle doğrudan çeliştiği görülen kurumsal açgözlülüktü.

 

3 - Gerileyen vergi sistemi

Varlık vergisinin üçüncü gerekçesi, dünya genelinde hâlihazırda hâkim olan gerileyen vergi sistemini düzeltmektir. En zenginlerin serveti sıçramalarla artarken, vergi oranları da çökmüştür. Öte yandan, düşük gelirli işçi sınıfının vergi oranları milyarderlerin oranlarından daha yüksek hale gelmiştir.

Son kırk yılda hükümetler, şirketlerin ve zenginlerin vergilerini düşürürken regresif ve tüketim vergilerini destekleyen vergi reformları uyguladıkça bu tersine dönüşler daha belirgin hale gelmiştir. Dolayısıyla vergi yükü, üst sınıflardan yoksul sınıflara kaymıştır.

 

4 - Yaygın vergi kaçakçılığı

Dördüncüsü, en zengin kişiler aynı zamanda yaygın vergi kaçakçılığıyla da en çok adlarından söz ettirenlerdir. Dünyanın en zengin milyarderleri, özellikle Amazon, Apple, Facebook, Google, Microsoft ve Netflix’in sahipleri, servetlerini ABD dışındaki vergi cennetlerine aktararak ve bu ülkelerde paravan şirketler kurarak milyarlarca dolarlık vergi ödemekten kaçınmışlardır.

Araştırmalar, Warren Buffett, Jeff Bezos, Michael Bloomberg ve Elon Musk gibi en zengin milyarderlerin vergi oranlarının yüzde 0,10 ile yüzde 3,27 arasında değiştiğini, buna karşılık kurumlar vergisi oranlarının ise yüzde 35 civarında seyrettiğini ortaya koydu.

Filipinler’de en zenginler, mutlaka en yüksek gelir vergisi ödeyenler değildir. Maliye Bakanlığı’nın Tax Watch servisi, 2012 yılına ilişkin olarak “Forbes’un bildirdiği en zengin 40 Filipinli’den sadece 25’inin İç Gelir Bürosu’nun (BIR) en çok vergi ödeyen bireyler listesinde yer aldığını” gösterdi.

Zengin vergi kaçakçıları, tespit edilip buna göre suçlanmaları durumunda bile kovuşturma veya cezalardan kurtulabiliyor. BIR’in “Vergi Kaçakçılarının Peşinde” projesi, acınacak derecede zayıf bir başarı siciline sahiptir. 2005’ten Aralık 2018’e kadar vergi kaçakçılarına karşı açılan ve toplam tahsil edilecek vergi tutarı 148,35 milyar peso olan 929 davadan sadece 14’ü sonuçlandırılmış ve bunlardan sadece 10’unda mahkûmiyet kararı verildi.

 

5 - Kurumlar vergisi muafiyetleri

Beşinci neden ise, en zengin bireyler ve ailelerin kurumlar vergilerini aşırı derecede az ödemelerinin yanı sıra, hükümetlerin sağladığı devasa kurumlar vergisi indirimlerinden ve vergi muafiyetlerinden de yararlanmalarıdır. Normal yatırım yasaları dışında, özel ekonomik bölgeler (SEZ’ler) gibi bölgelerde vergilendirme ve diğer yasalara ilişkin normal kurallar ve düzenlemeler askıya alınmaktadır.

Filipinler’de normal kurumlar vergisi oranı yüzde 25 iken, SEZ’lerdeki firmalar yüzde 5’ten fazla vergi ödemiyor. Diğer avantajlar arasında vergiden muaf ithalat ve ihracat yer alırken, hükümetler ise uçak pistleri ve fabrika binaları gibi altyapı geliştirme maliyetlerini üstleniyor.

 

6 - Hak edilmemiş kârlar

Altıncı olarak, milyarderlerin ve zenginlerin en üst tabakasının elindeki servetin büyük bir kısmı, yeni ve ek yatırımlar yoluyla ekonomiye geri kazandırılmayan, hak edilmemiş süper kârlardan kaynaklanıyor. Bu durum, “normal” getiri oranı ile fiili getiri oranının karşılaştırılması yoluyla hesaplandı; bu hesaplama, “kârların normal getiri oranlarını aştığı” durumları ortaya koyabilir.

Küresel şirketler ayrıca “sahte kâr” olarak adlandırılan kârlar da üretiyor. Bunlar, katma değere veya ekonomik faaliyetlere dayalı olmayan kârlardır. Bunun sonucu, ekonomideki rolleriyle hiçbir ilgisi olmayan belirli aktörlere servetin aktarılmasıdır.

 

7 - Emek pahasına elde edilen kârlar

Yedinci olarak, hak edilmemiş kârlar meselesi, ekonomik üretim yoluyla yaratılan brüt değer içindeki emek payının azalması meselesiyle ilgilidir; bu azalma, kapitalist sınıfın artan paylarıyla orantısızdır. Bu durum, şirketlerin sözde “üretimde emek girdilerine yönelik harcamaları ikame etmiş” olması nedeniyle “emek ve fiziksel sermaye arasındaki bir dengeleme” olarak gerekçelendiriliyor.

Ancak yukarıda da gösterildiği gibi bu takas, aldatıcıdır. Dahası, üretim maliyetleriyle gerekçelendirilemeyen yüksek fiyatları tüketicilere yansıtarak, şirketler sektörü yalnızca emek pahasına hak edilmemiş kâr biriktirmektedir.

 

8 - Borç yönetimi

Sekizinci olarak, pandemiye müdahale için kaynak yaratmak amacıyla, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler büyük miktarda dış ve iç borç almak zorunda kalmıştır. Bu durum, yaklaşan bir borç krizine yol açmaktadır.

Örneğin, Filipinler hükümetinin borcu bir önceki yıla göre yüzde 20 arttı. Yüzde 63,5’lik borç-GSYİH oranı, ülkeyi borç yönetilebilirliği için önerilen yüzde 60 eşiğinin üzerine çıkardı. Devlet gelirlerini artırma konusunda ise vergiler ve borçlanma başlıca yöntemler oldu. Genel olarak, adalet ve verimlilik açısından vergilendirme, borçlanmaya kıyasla açık ara tercih edilebilir bir seçenektir. Zenginlerden borç almak yerine onlara vergi uygulamak çok daha iyidir.

 

9 - Kovid-19 önlemlerinin finansmanı

Dokuzuncu olarak, bir servet vergisi, özellikle gelişmekte olan ülkelerde Kovid-19 pandemisine yönelik önlemlerin finansmanında büyük katkı sağlayabilir. Bu, aşı alımlarının finanse edilmesine, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine ve sosyal yardımların, acil istihdam programlarının ve eğitim kampanyalarının kolaylaştırılmasına yardımcı olabilir. 2020 yılından bu yana Filipinler hükümeti, esas olarak Covid-19 aşılarını temin etmek amacıyla 1,3 trilyon peso borç almak ve 2,7 milyar peso tutarında yabancı hibeye başvurmak zorunda kaldı.

Mevcut eşitsizlikler çok boyutlu olduğundan, servet vergisi uygulamak, insan toplumlarının en acil sorunlarının çoğunu ele almaya yönelik önemli bir adımdır. Ayrıca bu, sistemin adaletsizlikleri nedeniyle marjinalleştirilmiş dünya çapındaki milyarlarca insana tazminat sağlanmasına da yol açabilir.

Küresel düzeyde olabildiğince öne çıkan “yüksek kazançları” temel alan “Zenginlere Vergi” hareketi, giderek yayılırken ve örneklerden de görüleceği gibi, birçok ülkede belirli düzeylerde uygulama kapsamına girerken, Türkiye’de daha çok, “varlık barışı” ve “vergi muafiyeti” öne çıkıyor.

Türkiye'deki Varlık Barışı, gerçek veya tüzel kişilerin yurt içinde veya yurt dışında bulundurdukları kayıt dışı varlıkları (para, altın, döviz, menkul kıymetler) devlete bildirerek yasal güvence altına almasını sağlayan hukuki ve mali bir düzenlemedir. Bu varlıklar için uygulanan düşük oranlı vergilerin ödenmesi koşuluyla, geçmişe yönelik vergi incelemesi ve cezai işlem gibi yaptırımlardan muafiyet sağlanıyor. Güncel (2026) yapılandırma kapsamında temel bildirim oranı yüzde 5 olarak uygulanıyor. Ayrıca, bu varlıkların vadeli hesaplarda, devlet iç borçlanma senetlerinde (DİBS), kira sertifikalarında veya girişim sermayesi fonlarında 5 yıl boyunca tutulmasının taahhüt edilmesi gibi durumlarda vergi oranı yüzde 0'a kadar inebiliyor. Varlık Barışı'ndan yararlanan kişilerin bildirdikleri varlıklar nedeniyle vergi incelemesi, vergi tarhiyatı veya ceza kesilmesi gibi riskleri ortadan kalkıyor.

Türkiye’de yüksek kazançlı şirketlere doğrudan sadece "zengin oldukları için" özel bir muafiyet tanınmasa da, büyük ölçekli yatırımlar, ihracat, Ar-Ge ve finans merkezleri üzerinden sağlanan yasal teşvikler ve istisnalar yüksek kazançlı şirketlerin vergi yükünü önemli ölçüde azaltıyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından büyük ölçekli ve stratejik yatırımlar için düzenlenen Yatırım Teşvik Belgeleri holdinglere ve büyük şirketlere şu avantajları sunuyor. Ayrıca, yatırım döneminde elde edilen kazançlar üzerinden kurumlar vergisinde yüzde 90'a varan indirimler uygulanıyor. Bu büyük şirketlerin ithal ettikleri makine ve teçhizatlar için gümrük vergisi ödenmiyor. Yatırım malı makine ve teçhizat alımlarında KDV ödenmiyor.

Türkiye'den yurt dışındaki müşterilere sunulan yazılım, mimarlık, mühendislik, tasarım, veri analizi ve çağrı merkezi gibi hizmetlerden elde edilen kazançların yüzde 80'i kurumlar vergisinden istisnadır. Türkiye sınırlarına girmeden, iki yabancı ülke arasında yapılan transit ticaret kazançları yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülür. Büyük holdinglerin bünyesinde yer alan Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri ile Teknoparklarda faaliyet gösteren yazılım/teknoloji şirketleri ciddi muafiyetlere sahiptir.

Yapılan Ar-Ge ve inovasyon harcamalarının yüzde 100'ü ticari kazancın tespitinde matrahtan indirilir. Ayrıca, bu merkezlerde çalışan araştırmacı ve yazılımcıların ücretlerinin eğitim durumuna göre yüzde 80 ile yüzde 95'i gelir vergisinden istisnadır. İstanbul Finans Merkezi (İFM) bünyesinde yer alan büyük finansal kuruluşlar ve çok uluslu şirketler için özel bir rejim uygulanır. İFM'de faaliyette bulunan kurumların yurt dışına sundukları finansal hizmetlerden elde ettikleri kazançlar asgari kurumlar vergisinden muaf tutulur.

Elbette, zaman zaman da belirli şirketlere ya da sektörlere uygulanan vergi muafiyetleri ya da indirimlerinin yanında, geçen Nisan ayında yapılan açıklamada olduğu gibi, son üç yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin ülkeye taşınmaları halinde, yurt dışı kaynaklı gelirleri 20 yıl boyunca Türkiye’de vergilendirilmeyecek. Bu kişiler yalnızca Türkiye içinde elde ettikleri gelirler üzerinden vergi ödeyecek. Ayrıca bu gruba yönelik veraset ve intikal vergisi oranı yüzde 1 olarak uygulanacak.

Yurt dışına verilen mimarlık, mühendislik, yazılım ve tasarım hizmetlerinden elde edilen kazançlara uygulanan yüzde 80’lik vergi indirimi yüzde 100’e çıkarılacak. Böylece hizmet ihracatı gelirleri tamamen vergiden muaf hale gelecek. Yurt dışında bulunan para, altın ve menkul kıymetlerin yüzde 2-3 oranında vergiyle Türkiye’ye getirilmesine imkân tanınacak. Beyan edilen varlıklar için vergi incelemesi yapılmayacak.

Tüm bunların yanında, mevcut gelişmelere baktığımızda da, yine vergi tarafında, ciddi bir frenlenme olduğunu da görüyoruz. Türkiye, yılın ilk yarısında, uluslararası borçlanmalardan kaynaklı 1 trilyon 462 milyar lira faiz öderken, bütçe de 975 milyar lira açık verdi. Buna karşılık bu faiz ödemelerinin yalnızca beşte biri kadar, 267 milyar liralık yatırım yapılabildi. Küresel düzeyde oldukça etkin ve birçok ülkede uygulamaların öncüsü konumunda olan Zengine Vergi hareketinin Türkiye’de henüz bir çalışması öne çıkmadığından olmalı, aynı dönemde 13,4 trilyon liralık vergi tahakkukuna karşın, tahsil edilebilen vergi ise 7,6 trilyon lirada kaldı.

Ancak, buna karşılık, Türkiye’de vatandaşın vergi yükü, kâğıt üzerinde uluslararası ortalamalara göre düşük görünse de, özellikle, giderek artan yoksullaşma nedeniyle günlük hayatta gelir seviyesine göre oldukça ağır hissediliyor. Ülkede toplanan vergilerin yaklaşık yüzde 60’ından fazlası, zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin herkesin ödediği dolaylı vergilerden (alışverişte ödenen KDV, ÖTV vb.) oluşuyor. Bu yapı nedeniyle düşük gelirli vatandaşlar, kazançlarının çok daha büyük bir kısmını vergi olarak ödemiş oluyor. Bu nedenle de, küresel hareketlerin hedefindeki derin gelir uçurumunun etkisiyle ağır yoksullaşmanın altında kalan toplumun oldukça büyük kesimlerinde çağdaş Perikles arayışı da, küresel düzeyde giderek büyüyen Zengine Vergi hareketinin yerini alıyor.

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.