Müge Okur - Duman yalnızca gökyüzünü karartmıyor
Duman yalnızca gökyüzünü karartmıyor
Müge Okur
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hepimizin aklında aynı endişe beliriyor: Acaba bu yıl hangi ormanlarımız alevlere teslim olacak?
Televizyon ekranlarında yükselen dumanları izlerken çoğu zaman gördüğümüz şey yalnızca yanan ağaçlar oluyor. Oysa gerçek bundan çok daha ağır. Çünkü orman yangınlarının ardından kararan yalnızca gökyüzü değil; canlıların yaşam alanları, insanların umutları ve geleceğe dair beklentileri de oluyor.
Son yıllarda dünyanın dört bir yanında meydana gelen büyük orman yangınları, sorunun artık bölgesel değil küresel bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Kanada’dan Avustralya’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden Akdeniz ülkelerine kadar pek çok coğrafya aynı tehditle mücadele ediyor. Uzayan kuraklık dönemleri, artan sıcaklıklar ve şiddetli rüzgârlar, yangınların daha kolay başlamasına ve daha hızlı yayılmasına neden oluyor.
Ancak doğanın payı kadar insanın sorumluluğunu da görmezden gelemeyiz. Söndürülmeden bırakılan bir ateş, dikkatsizce atılan bir sigara izmariti ya da ihmal edilen bir elektrik hattı bazen binlerce hektarlık ormanın yok olmasına yol açabiliyor. Birkaç saniyelik dikkatsizlik, onlarca yılda oluşan doğal zenginliği kül edebiliyor.
Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle yangın riski yüksek ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde her yaz büyük bir mücadele yaşanıyor. Son yıllarda meydana gelen yangınlar, hepimize ormanların ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlattı. Günlerce süren söndürme çalışmalarında görev yapan ekiplerin çabaları takdir toplarken, kaybedilen doğal alanların yerini doldurmanın ne kadar zor olduğu da ortaya çıktı.
Yangınla mücadelede teknolojik imkânlardan daha fazla yararlanma da gerekiyor. İnsansız hava araçları, erken uyarı sistemleri, uçaklar, helikopterler ve kara ekipleri önemli bir savunma hattı oluşturabiliyor. Ancak uzmanların da sıkça vurguladığı gibi, yangınla mücadelede en etkili yöntem yangını söndürmek değil, yangının çıkmasını önlemektir.
Bu noktada yerel yönetimlere ve vatandaşlara önemli görevler düşüyor. Belediyelerin riskli alanlarda önleyici çalışmalar yapması, gönüllü ekiplerin eğitilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Vatandaşların ise ormanlık alanlarda daha dikkatli davranması gerekiyor. Çünkü doğayı koruma sorumluluğu yalnızca kurumların değil, hepimizin omuzlarında bulunuyor.
Bir orman yandığında sadece ağaçlar kaybedilmiyor. Kuşların yuvaları, yaban hayvanlarının yaşam alanları, toprağın verimliliği ve gelecek nesillere bırakacağımız doğal miras da zarar görüyor. Yıllarca büyüyen ağaçlar birkaç saat içinde küle dönüşebiliyor; fakat onların yerini doldurmak bazen onlarca yıl alıyor.
Belki de her yangından sonra sormamız gereken soru şudur: Alevleri söndürdükten sonra aynı hataları tekrarlamamak için ne yapıyoruz?
Çünkü duman yalnızca gökyüzünü karartmıyor. Bazen ihmallerimizi, bazen eksiklerimizi, bazen de geleceğe karşı sorumluluklarımızı gözler önüne seriyor.
