Müge Okur - Avrupa’nın geri dönüşüm kutusundan Anadolu topraklarına
Avrupa’nın geri dönüşüm kutusundan Anadolu topraklarına
Müge Okur
Bir sabah Berlin’de, Brüksel’de ya da Londra’da tüketilen bir su şişesi, kullanıldıktan sonra mavi geri dönüşüm kutusuna bırakılıyor. O anda birçok kişi çevre adına doğru olanı yaptığına inanıyor. Şişe artık bir “atık” değil, yeniden ekonomiye kazandırılacak değerli bir hammadde olarak görülüyor.
Fakat hikâye, geri dönüşüm kutusunun kapağı kapandığında sona ermiyor.
Aksine, asıl yolculuk o anda başlıyor.
Toplanan plastikler belediyelerin ayrıştırma tesislerine ulaştırılıyor. Geri dönüştürülmesi ekonomik olanlar ayrılıyor, karışık ve kirli plastikler ise uluslararası atık ticaretinin konusu hâline geliyor. Avrupa Birliği’nde işçilik, enerji ve çevre standartlarının maliyeti yüksek olduğundan, bu atıkların bir bölümü binlerce kilometre uzağa gönderiliyor. Çin’in 2018 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde durdurmasının ardından bu ticaretin rotası önemli ölçüde değişti ve Türkiye, Avrupa’nın en büyük plastik atık alıcılarından biri hâline geldi. [1]
Kâğıt üzerindeki yolculuk
Resmî kayıtlarda bu yükler “çöp” olarak değil, geri dönüştürülebilir plastik hammadde olarak tanımlanıyor. İhracatçı şirketler atıkları balyalıyor, konteynerlere yüklüyor ve gemilere teslim ediyor.
Başlıca çıkış limanları arasında Rotterdam, Anvers ve Hamburg gibi Avrupa’nın büyük ticaret merkezleri bulunuyor. Gemiler Akdeniz’e ulaştığında yükler Mersin, İzmir, Ambarlı ve diğer limanlarda boşaltılıyor. Buradan lisanslı geri dönüşüm tesislerine sevk edilmeleri gerekiyor. Bu zincirle aslında “çöp ithalatı” olarak anılan bir düzenek kurulmuş oluyor. Kâğıt üzerindeki senaryo oldukça düzenli görünüyor. Ancak tartışma da tam bu noktada başlıyor.
Geri dönüşüm sektörü, çevre örgütlerinin denetim eksiliği ve çevresel riskleri artırdığını vurgulamasına rağmen kulaklarını tamamen kapatarak bu ithalatın üretim için hammadde sağladığını ve binlerce kişiye istihdam sağladığını savunuyor.
Türkiye bu atıkları neden kabul ediyor?
Kamuoyunda sıkça dile getirilen “Avrupa Türkiye’ye çöp göndermek için para ödüyor” düşüncesi gerçeği tam olarak yansıtmıyor.
Burada devletler arasında yapılan bir “çöp satın alma” anlaşması bulunmuyor. Ticaret, özel sektör şirketleri arasında yürütülüyor. Geri dönüşüm tesisleri, işleyebilecekleri plastikleri hammadde olarak ithal ediyor; fiyatlar plastik türüne, temizliğine ve uluslararası piyasa koşullarına göre belirleniyor. Türkiye’nin elde ettiği ekonomik değer, atığın kendisinden değil, işlenerek yeniden sanayiye kazandırılmasından doğuyor. [2]
Avrupa temizlenirken Türkiye kirleniyor mu?
Greenpeace Akdeniz’in Eurostat verilerine dayandırdığı çalışmalara göre Türkiye, 2020 yılında Avrupa Birliği ülkeleri ve Birleşik Krallık’tan yaklaşık 660 bin ton plastik atık ithal etti. Aynı çalışmada, 2004’ten 2020’ye kadar Avrupa’dan Türkiye’ye gelen plastik atık miktarının yaklaşık 196 kat arttığı belirtiliyor. [3]
Bu tablo, çevre örgütlerinin “çöp sömürgeciliği” olarak tanımladığı tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Onlara göre gelişmiş ülkeler, yüksek çevre standartlarını korurken atık yönetiminin önemli bir bölümünü başka ülkelere devrediyor. Böylece tüketimin çevresel maliyetleri de sınırların ötesine taşınıyor.
Çöpün yolculuğu her zaman geri dönüşümle bitmiyor
İdeal koşullarda ithal edilen tüm plastiklerin geri dönüştürülmesi gerekiyor.
Ancak Greenpeace’in Adana’da yürüttüğü saha çalışmalarında, Avrupa menşeli plastik ambalajların tarım alanlarında, dere kenarlarında ve boş arazilerde bulunduğu; bazı alanlarda plastik atıkların açıkta yakıldığı rapor edildi. Açıkta yakılan plastiklerin dioksinler ve diğer zararlı kirleticileri açığa çıkarabileceği, bunun hem çevre hem de insan sağlığı açısından risk oluşturabileceği belirtiliyor. [4]
Basel Action Network de Avrupa’dan Türkiye’ye ve diğer ülkelere yönelik plastik atık ihracatındaki artışın, küresel atık yönetiminin sürdürülebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurduğunu savunuyor. [5]
Çöpün ekonomisi: Bu ticaretten kim kazanıyor?
Plastik atık ticareti, ilk bakışta yalnızca çevresel bir mesele gibi görünse de, gerçekte milyarlarca dolarlık küresel geri dönüşüm ekonomisinin bir parçasıdır. Bir ülkede “çöp” olarak görülen malzeme, başka bir ülkede sanayi için değerli bir hammaddeye dönüşebiliyor. Bu nedenle plastik atıkların sınır ötesi hareketi, çevre politikalarının yanı sıra ekonomik çıkarların da belirlediği uluslararası bir ticaret alanı oluşturuyor.[6]
Geri dönüşüm tesisleri, ithal ettikleri plastikleri işleyerek granül hammaddeye dönüştürmekte ve bu hammaddeler ambalaj, otomotiv, tekstil ve inşaat gibi sektörlerde yeniden kullanılıyor.[7]
Dolayısıyla bu zincirde ekonomik kazanç sağlayan ilk aktörler, geri dönüşüm sanayisinde faaliyet gösteren işletmelerdir. Daha düşük maliyetle temin edilen geri dönüştürülmüş plastik, yeni plastik üretimine kıyasla bazı durumlarda üreticilere ekonomik avantaj sağlayabilmektedir. Aynı zamanda lojistik şirketleri, liman işletmeleri ve uluslararası atık ticareti yapan aracı firmalar da bu ticaretin ekonomik paydaşları arasında yer alıyor.[8]
Ancak ekonomik bilanço yalnızca ticari kazançtan ibaret değil. Çevre ekonomisi alanında çalışan uzmanlar, plastik atık ithalatının görünmeyen maliyetlerine de dikkat çekiyor. Açıkta depolama, düzensiz bertaraf veya plastiklerin yakılması gibi uygulamalar; hava, su ve toprak kirliliğiyle mücadele için kamu harcamalarını artırıp, tarım alanlarını ve halk sağlığını olumsuz etkiliyor. Bu maliyetler ise çoğu zaman ithalat zincirindeki şirketlerden ziyade toplum tarafından karşılanıyor.[9]
Greenpeace Akdeniz ve Basel Action Network gibi kuruluşlar, bu nedenle plastik atık ticaretinin yalnızca ekonomik getirileriyle değil, çevresel ve sosyal maliyetleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu kuruluşlar, gelişmiş ülkelerin kendi atıklarını kendi sınırları içinde yönetmeye yönelmedikçe, küresel atık ticaretinin çevresel yükünün daha düşük gelirli ülkelere aktarılmaya devam edileceğinin altını çiziyor. [10]
Bu tablo, “çöpün ekonomik değeri” ile “çöpün gerçek maliyeti” arasındaki farkı ortaya koyuyor. Bir konteyner plastik atık, ticaret kayıtlarında yalnızca ithal edilen bir hammadde olarak görünebilir. Ancak bu atığın yanlış yönetilmesi durumunda ortaya çıkan çevresel zararlar, yıllarca sürebilecek ekonomik ve ekolojik sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle asıl soru, plastik atığın kaç dolara alınıp satıldığı değil; bu ticaretin uzun vadeli maliyetini kimin üstlendiğidir.
Kaynaklar:
[1] Greenpeace Akdeniz. Game of Waste: The Global Plastic Waste Trade and Its Impact on Turkey. Amstredam: Greenpaece Mediterranean 2021
[2] Greenpeace Akdeniz. Türkiye Plastik Çöplüğü Olmasın kampanyası ve plastik atık ithalatına ilişkin raporlar.
[3] Eurostat. Waste Shipments ve Exports of Recyclable Raw Materials veri setleri. (Avrupa Birliği plastik atık ihracat istatistikleri.)
[4] Basel Action Network (BAN). Plastic Waste Trade Data ve Avrupa’dan plastik atık ihracatına ilişkin raporlar.
[5] Basel Convention on the Control of Transboundary Movements of Hazardous Wastes and Their Disposal (Basel Sözleşmesi). Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)
[6] OECD. Global Plastics Outlook; plastik ekonomisi ve küresel atık ticaretine ilişkin değerlendirmeler.
[7] T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. Atık ithalatı ve geri dönüşüm mevzuatı.
[8] Eurostat. Waste Shipments ve geri dönüştürülebilir hammadde ticaretine ilişkin veri setleri.
[9] European Environment Agency (EEA). Plastik atık yönetimi ve çevresel maliyetlere ilişkin raporlar.
[10] Greenpeace Akdeniz. Game of Waste (2021); Basel Action Network (BAN), plastik atık ticaretine ilişkin raporlar.
