Müge Okur - Alevlerle sınanan gelecek: Avrupa’nın dersleri ve Türkiye’nin yol ayrımı
Alevlerle sınanan gelecek: Avrupa’nın dersleri ve Türkiye’nin yol ayrımı
Müge Okur
Yaz aylarıyla birlikte Akdeniz havzası yine alevlerle mücadele ediyor. Artık orman yangınları yalnızca mevsimsel bir afet değil; iklim değişikliğinin, uzun süren kuraklıkların ve aşırı sıcak hava dalgalarının etkisiyle her geçen yıl daha yıkıcı bir küresel tehdide dönüşüyor. Bu tablo, yangınlarla mücadelede ülkelerin tek başına hareket etmesinin yeterli olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Avrupa Birliği de bu anlayışla, üye ülkeler arasında güçlü bir dayanışma ağı kurarak orman yangınlarına karşı ortak mücadele yürütüyor. Avrupa Sivil Koruma Mekanizması (UCPM), ihtiyaç duyan ülkelere kısa sürede personel, hava aracı ve teknik ekipman desteği sağlayarak afetlerin büyümesini önlemeyi hedefliyor.
Bu yaklaşımın en güncel örneği, Temmuz ayında Portekiz ve Fransa’da yaşanan büyük orman yangınlarında görüldü. Aynı anda birçok noktada çıkan ve binlerce hektarlık alanı küle çeviren yangınlar üzerine her iki ülke de Avrupa Sivil Koruma Mekanizması’nı devreye soktu. Fransa’nın talebi üzerine Avrupa Komisyonu, İsveç ve Kıbrıs’tan dört rescEU yangın söndürme uçağını hızla bölgeye yönlendirdi. Portekiz’in çağrısından ise yalnızca birkaç saat sonra İspanya’dan 118 itfaiyeci ile 45 araç bölgeye ulaştı; ayrıca İtalya ve İspanya’dan üç rescEU yangın söndürme uçağı da mücadeleye katıldı.
Avrupa Birliği, 2026 yangın sezonunda bugüne kadarki en geniş hazırlık kapasitesini oluşturdu. Kıbrıs, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya ve Portekiz gibi yüksek riskli bölgelerde görev yapmak üzere 14 Avrupa ülkesinden toplam 777 itfaiyeci stratejik olarak konuşlandırıldı. Bunun yanında AB filosunda bulunan 22 yangın söndürme uçağı ve beş helikopter, ihtiyaç duyulan ülkelere anında destek vermek üzere hazır bekletiliyor. Bu hazırlık, yangın başladıktan sonra değil, başlamadan önce yapılan planlamanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Avrupa Komisyonu’nun Eşitlik, Hazırlık ve Kriz Yönetimi'nden sorumlu Komiseri Hadja Lahbib’in sözleri de bu dayanışma anlayışını özetliyor: “Her dakika çok önemli. Avrupa Sivil Koruma Mekanizması en çok ihtiyaç duyulan anda bir kez daha hızlı destek sağladı. Avrupa, hayatları, toplulukları, geçim kaynaklarını ve doğal çevremizi korumak için birlik içinde hareket ediyor.”
Avrupa’nın başarısının temelinde yalnızca yangın söndürme kapasitesi bulunmuyor. Uydu sistemleriyle yapılan sürekli izleme, risk haritaları, meteorolojik analizler, erken uyarı sistemleri, orman altı temizliği, kontrollü yakma uygulamaları ve toplumun bilinçlendirilmesi de bu mücadelenin ayrılmaz parçaları. Yangınla mücadelede esas hedef, alevleri söndürmekten önce yangının çıkmasını önlemek.
Türkiye de sahip olduğu geniş orman varlığı nedeniyle iklim krizinin etkilerini en ağır hisseden ülkelerden biri. Son yıllarda yaşanan büyük yangınlar, yalnızca milyonlarca ağacı değil, doğal yaşamı, tarım alanlarını ve insanların anılarını da yok etti. Yangın söndürme kapasitesinin güçlendirilmesi yönünde önemli adımlar atılmış olsa da, iklim krizinin giderek ağırlaştığı günümüzde önleyici politikaların daha da güçlendirilmesi gerekiyor.
Türkiye’nin de Avrupa Birliği’nin ortak koordinasyon, erken uyarı sistemleri, teknolojik izleme, uluslararası iş birliği ve önleyici ormancılık uygulamalarından yararlanması, yangınlarla mücadelede önemli katkılar sağlayacaktır. Çünkü bugün yaşanan yangınlar, yalnızca bir ülkenin değil, tüm Akdeniz coğrafyasının ortak sorunudur. Doğa sınır tanımadığı gibi, onu koruma sorumluluğu da sınırlarla sınırlı değildir.
Ormanlar yalnızca ağaçlardan oluşmaz. Nefes aldığımız hava, içtiğimiz su, biyolojik çeşitliliğimiz ve gelecek nesillere bırakacağımız en değerli mirastır. Avrupa’nın ortaya koyduğu dayanışma modeli, afet yönetiminde ortak hareket etmenin ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin de bu anlayışı bilim, teknoloji ve toplumsal bilinçle daha da güçlendirmesi, yalnızca bugünümüzü değil, yarınlarımızı da koruyacaktır.
