18 Eylül 2026

Müge Okur - Akdeniz’in sessiz sakinleri: Bir denizin kaybolan türleri

muge-okur-akdenizin-sessiz-sakinleri-bir-denizin-kaybolan-turleri

Akdeniz’in sessiz sakinleri: Bir denizin kaybolan türleri

 Müge Okur

Akdeniz’e baktığımızda çoğu zaman gördüğümüz şey mavidir. Oysa o mavinin altında, gözümüzün göremediği çok daha büyük bir dünya vardır. Kıyıya vuran bir dalganın birkaç saniyelik hareketinin içinde milyonlarca yıllık evrim, binlerce canlı türünün birbirine bağlandığı karmaşık bir yaşam ağı ve giderek ağırlaşan bir hayatta kalma mücadelesi bulunur.

Akdeniz, dünyanın önemli biyolojik çeşitlilik alanlarından biri. IUCN’nin değerlendirmelerine göre bölgede yaklaşık 6 bin tür değerlendirilmiş durumda ve bunların yaklaşık dörtte biri tehdit altında olarak sınıflandırılıyor. Yarı kapalı bir deniz olması, yoğun kıyı yerleşimi, turizm, balıkçılık, deniz trafiği, kirlilik, istilacı türler ve iklim değişikliği Akdeniz üzerindeki baskıyı artırıyor.

Bu baskının altında yalnızca “sevimli” ya da insanın kolayca tanıyabileceği canlılar yok. Bir fok, bir deniz kaplumbağası, bir yunus kadar görünür olmayan mercanlar, deniz çayırları ve dev midyeler de aynı ekosistemin vazgeçilmez parçaları.

Bazıları içinse artık mesele yalnızca yaşam alanlarının daralması değil. Yok oluş ihtimali.

 

Akdeniz foku: Mağaraların sessiz sahibi

Akdeniz’in en sembolik canlılarından biri hiç kuşkusuz Akdeniz foku (Monachus monachus).

Bir dönem Akdeniz’in çok daha geniş bölümünde yaşayan bu tür bugün insan faaliyetlerinden uzak, kayalık kıyılardaki mağaralara ve ulaşılması güç kıyı alanlarına sıkışmış durumda. IUCN’nin 2026 tarihli değerlendirmesine göre dünyada yaklaşık 800-1.000 birey bulunduğu tahmin ediliyor. Türün küresel IUCN statüsü 2023’te “Hassas” (VU) seviyesine yükseltilmiş olsa da, Doğu Akdeniz’deki durum hâlâ “Tehlikede” (EN) olarak değerlendiriliyor.

Türkiye açısından tablo daha da önem taşıyor. Akdeniz Koruma Derneği, Türkiye’deki bireylerin önemli bölümünün Doğu Akdeniz popülasyonunun içinde yer aldığını ve Türkiye’de yaklaşık 42-120 ergin birey bulunduğuna ilişkin tahminler bulunduğunu aktarıyor.

 

Fokların sorunu yalnızca denizde değil

Yavrulamak ve dinlenmek için kullandıkları kıyı mağaraları; turizm, yapılaşma, tekne trafiği, dalış ve insan müdahalesi nedeniyle baskı altında. Balıkçılık ekipmanlarına takılma, besin kaynaklarının azalması, kirlilik ve yasa dışı avcılık da türün karşı karşıya olduğu tehditler arasında.

Bu nedenle fokun korunması aslında bir mağaranın kapısının korunması kadar, o mağaranın çevresindeki denizin korunması anlamına geliyor.

Türkiye’de bu alanda çalışan kuruluşlardan biri olan Akdeniz Koruma Derneği, 2016’dan bu yana Gökova Körfezi’nden Kaş-Kekova’ya uzanan yaklaşık 710 kilometrelik kıyı şeridindeki mağaraları fotokapan ve gerçek zamanlı kamera sistemleriyle izliyor.

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü de Doğu Akdeniz foklarının korunmasına yönelik uluslararası projelerde yer aldı. Enstitünün yürüttüğü çalışmalardan biri, Akdeniz’deki ortaklarla fok popülasyonlarının izlenmesini, tehditlerin azaltılmasını ve ortak izleme yöntemlerinin geliştirilmesini hedefliyordu.

TÜDAV ise fok habitatlarını uzun yıllardır izliyor; mağaralar üzerinde araştırmalar gerçekleştiriyor, mağara içlerine izleme cihazları yerleştiriyor, balıkçılarla işbirliği yapıyor ve kamuoyunu bilinçlendirme çalışmaları yürütüyor.

Yani fok araştırması yalnızca “kaç tane fok var?” sorusuna cevap aramıyor. Asıl soru şu:

Fokların yaşayabileceği bir Akdeniz hâlâ var mı?

EKOLOJİfoklar.jpg (47 KB)

 

Deniz kaplumbağaları: Kumsaldan açık denize uzanan mücadele

Akdeniz’in bir başka simgesi iribaş deniz kaplumbağası (Caretta caretta). Türkiye’nin Akdeniz kıyılarındaki kumsallar bu türün en önemli üreme alanları arasında. Akdeniz’de yaklaşık 2 bin yuvalayan ergin dişi Caretta caretta bulunduğu tahmin ediliyor.

Bir diğer önemli tür ise yeşil deniz kaplumbağası (Chelonia mydas). IUCN sınıflandırmasında küresel ölçekte “Tehlikede” (EN) olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin Akdeniz kıyıları, Akdeniz popülasyonu açısından önemli yuvalama alanlarına ev sahipliği yapıyor.

Bu iki türün hikâyesi bize korumanın ne kadar karmaşık olduğunu da gösteriyor. Bir kaplumbağanın korunması yalnızca yuvasının korunması değildir. Yumurtadan çıkan yavrunun denize ulaşması, denizde beslenmesi, göç yollarının güvenli olması ve yetişkin olduğunda tekrar üreme kumsalına dönebilmesi gerekir.

Üstelik tehditler birbirinden oldukça farklıdır: kıyı yapılaşması, yapay aydınlatma, plaj kullanımı, yuvaların ezilmesi, plastik ve denizel atıklar, balıkçılık ekipmanlarına takılma, tekne çarpmaları, iklim değişikliği.

Özellikle iklim değişikliği kaplumbağalar açısından ayrıca kritik. Çünkü deniz kaplumbağalarında yavruların cinsiyeti, kuluçka sıcaklığıyla yakından ilişkili. Dolayısıyla kum sıcaklığındaki uzun vadeli değişimler popülasyonların geleceğini etkileyebiliyor.

Türkiye’deki en önemli araştırma merkezlerinden biri DEKAMER, yani Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi.

Merkez 2009’dan bu yana Dalyan’da çalışmalarını sürdürüyor. Yaralı kaplumbağaların tedavisinden yuvalama kumsallarının izlenmesine, göç yollarının uydu vericileriyle takip edilmesinden genetik araştırmalara kadar çok farklı çalışmalar gerçekleştiriyor.

DEKAMER’in çalışmalarında ayrıca: yuva kafesleme, risk altındaki yuvaların taşınması, embriyonik gelişimin araştırılması, cinsiyet tayini, plastik kirliliğinin etkilerinin incelenmesi ve balıkçılık kaynaklı ölümlerin araştırılması gibi çalışmalar da bulunuyor.

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü de Türkiye’nin önemli deniz kaplumbağası yuvalama alanlarından birinde uzun dönemli izleme çalışmaları yürütüyor. Enstitünün programı 2013’ten bu yana düzenli izlemeyi hedefliyor.

Burada bilim insanlarının yaptığı şey aslında sahilde gece yürümekten çok daha fazlası.

Kumun üzerine bırakılan her iz, açılan her yuva, denize ulaşan her yavru ve takip edilen her yetişkin kaplumbağa geleceğin bilimsel verisine dönüşüyor.

 

Pinna nobilis: Akdeniz’in devinin sessiz çöküşü

Akdeniz’deki en çarpıcı kayıplardan biri ise çoğu insanın adını bile bilmediği bir canlıda yaşanıyor: Pinna nobilis, Türkiye’de “pina” ya da “deniztarağı” gibi farklı isimlerle anılan, Akdeniz’e özgü dev bir çift kabuklu.

Bir metreyi aşabilen bu canlı, deniz tabanında özellikle Posidonia oceanica çayırları arasında yaşar. Filtre ederek suyu temizlemeye katkıda bulunur ve kabuğu çok sayıda başka organizma için yaşam yüzeyi oluşturur.

Ancak 2016’dan sonra Akdeniz’de korkunç bir kitlesel ölüm dalgası başladı.

Başta İspanya olmak üzere farklı bölgelerde popülasyonların çok büyük bölümü kaybedildi. Hastalıkla ilişkili Haplosporidium pinnae adlı parazitin yayılması türün geleceğini ciddi biçimde tehdit etti. IUCN, Pinna nobilis’i Kritik Tehlikede (CR) kategorisine aldı.

Bugün bilim insanları yalnızca ölen bireyleri saymıyor. Asıl aranan şey, hayatta kalmayı başaran bireyler.

2025 ve 2026’da yayımlanan araştırmalar, Akdeniz’in bazı lagün ve kıyı alanlarında küçük fakat dirençli Pinna nobilis topluluklarının hâlâ bulunabildiğini ortaya koydu. Bu nedenle araştırmalar genetik çeşitlilik, hastalığa direnç, eDNA, kalan popülasyonların izlenmesi ve olası restorasyon yöntemlerine yönelmiş durumda.

Bu hikâye Akdeniz’in önemli bir gerçeğini gösteriyor: Bazen bir türün yok oluşu gürültülü gerçekleşmez.

Bir sabah denize baktığımızda hiçbir şey fark etmeyebiliriz. Ama deniz tabanında, daha önce yüzlerce bireyin yaşadığı bir alan sessizce boşalmış olabilir.

 

Kırmızı mercan: Akdeniz’in yavaş büyüyen ormanları

Akdeniz’in mercanları da baskı altında. Bunların en bilinenlerinden biri kırmızı mercan (Corallium rubrum). IUCN değerlendirmesinde “Tehlikede” (EN) olarak sınıflandırılan türün geçmişteki popülasyonlarında ciddi düşüşler yaşandığı belirtiliyor. Aşırı toplama, kaçak avcılık, habitat tahribatı ve deniz suyunun ısınması başlıca tehditler arasında.

Mercanın kırılganlığını anlamak için zaman kavramını değiştirmek gerekiyor.

Bir mercan kolonisi yıllarca, hatta onlarca yıl boyunca büyüyor. Buna karşılık bir dalış, demirleme faaliyeti ya da yasa dışı toplama ile saniyeler içinde zarar görebiliyor.

IUCN’nin Akdeniz mercanlarıyla ilgili değerlendirmesinde, incelenen anthozoan türlerinin önemli bölümünün tehdit altında olduğu ve birçok tür hakkında hâlâ yeterli veri bulunmadığı belirtiliyor.

Bu da koruma çalışmalarının yalnızca mevcut türleri korumak değil, henüz yeterince tanımadığımız türleri keşfetmek anlamına da geldiğini gösteriyor.

 

Posidonia: Balık olmayan, ama balıkların evi

Akdeniz’in en önemli canlılarından biri aynı zamanda en yanlış anlaşılabilecek olanlardan biri: Posidonia oceanica. Adındaki “oceanica”ya rağmen okyanus bitkisi değil; Akdeniz’e özgü bir deniz çiçekli bitkisi, yani deniz çayırıdır. Ve aslında bir çayırdan çok daha fazlasıdır.

Posidonia yatakları balıklar ve omurgasızlar için barınma ve beslenme alanları sağlar, kıyıların erozyona karşı korunmasına katkıda bulunur, karbon depolar ve deniz ekosisteminin üretkenliğinde önemli rol oynar. IUCN’nin çalışmalarında Posidonia’nın Akdeniz kıyılarının dayanıklılığı açısından kritik ekosistemlerden biri olduğu vurgulanıyor.

Ancak deniz tabanına atılan bir çapa, kıyı inşaatları, bulanıklık, kirlilik ve deniz tabanındaki fiziksel tahribat bu çayırları parçalayabiliyor. Üstelik Posidonia’nın yeniden oluşması, kaybolan bir çim alanını yeniden dikmek kadar kolay değil.

IUCN’nin Posidonia projelerinde bu nedenle yalnızca bitkinin kendisinin değil, Posidonia’nın kıyıya taşıdığı yaprakların oluşturduğu doğal banquette’lerin, yani kıyıdaki organik birikimlerin de korunmasına yönelik yönetim modelleri geliştiriliyor.

Bu noktada çok önemli bir yanlış algıyla karşılaşıyoruz: Kıyıda gördüğümüz kurumuş Posidonia yaprakları “çöp” değil, kıyı ekosisteminin bir parçasıdır.

 

Yunuslar ve balinalar: Akdeniz’in görünmeyen göç yolları

Akdeniz yalnızca fokların değil, çok sayıda yunus ve balina türünün de yaşam alanı.

Türkiye sularında düzenli ya da zaman zaman görülen türler arasında afalina, tırtak, çizgili yunus, grampus, kaşalot, gagalı balina ve uzun balina gibi türler bulunuyor.

Ancak deniz memelileri açısından en büyük sorunlardan biri, popülasyonların karada yaşayan hayvanlar kadar kolay izlenememesi.

Bir ormanda kaç geyik olduğunu saymak zorken, binlerce kilometrekarelik denizde kaç yunusun bulunduğunu belirlemek çok daha karmaşık.

Bu nedenle bilim insanları: deniz gözlemleri, foto-kimlik çalışmaları, akustik izleme, karaya vurma kayıtları, genetik analizler, balıkçılıkla etkileşim araştırmaları gibi farklı yöntemleri birlikte kullanıyor.

TÜDAV, Türkiye’deki deniz memelileri üzerine uzun dönemli çalışmalar yapan kuruluşlardan biri. Vakıf, deniz memelilerinin dağılımını ve karaya vurma olaylarını izliyor; deniz memelileri eylem planları ve balıkçılarla işbirliği çalışmaları yürütüyor.

Çünkü denizdeki bir yunusun ölüm nedeni çoğu zaman yalnızca “bir hayvanın ölümü” değil. Ağlara takılma, aşırı avcılık, plastik ve kimyasal kirlilik, su altı gürültüsü, gemi çarpmaları ve habitat değişimleri gibi daha büyük sorunların işareti olabilir.

 

Bilim insanları ve sivil toplum ne yapıyor?

Akdeniz’deki koruma çalışmaları tek bir yöntemden oluşmuyor. Tam tersine, bir türü korumak için birbirinden farklı disiplinlerin aynı masaya oturması gerekiyor.

 

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü

Fok ve deniz kaplumbağaları başta olmak üzere koruma biyolojisi çalışmalarında yer alıyor. Foklarda popülasyon izleme ve tehditlerin azaltılmasına yönelik uluslararası ortaklıklara katılırken, deniz kaplumbağalarında uzun dönemli yuvalama alanı izleme çalışmaları yürütüyor.

 

DEKAMER

Deniz kaplumbağaları için Türkiye’nin en kapsamlı araştırma, kurtarma ve rehabilitasyon merkezlerinden biri. Yaralı hayvanların tedavisi, yuva koruma, uydu takipleri, genetik araştırmalar, kirlilik araştırmaları ve balıkçılık kaynaklı ölümlerin incelenmesi gibi çok yönlü çalışmalar yapıyor.

 

Akdeniz Koruma Derneği

Akdeniz foku ve diğer hassas deniz türleri ile bunların yaşam alanlarına odaklanıyor. Fotokapanlarla fok izleme, deniz koruma alanlarının takibi, balık biyokütlesi ve makroalg izleme, deniz suyu sıcaklığı takibi ve sürdürülebilir balıkçılıkla ilgili çalışmalar yürütüyor.

 

TÜDAV

Akdeniz foklarından yunuslara ve balinalara, deniz kaplumbağalarından köpekbalıklarına kadar geniş bir denizel biyolojik çeşitlilik alanında araştırma, izleme, eğitim ve kamuoyu çalışmaları yürütüyor. Fok habitatlarının incelenmesi, mağara izleme, balıkçılarla işbirliği ve deniz memelilerinin karaya vurma vakalarının takibi bu çalışmalar arasında.

 

IUCN Akdeniz Programı

Bölgesel ölçekte türlerin ve ekosistemlerin durumunu değerlendiriyor, Kırmızı Liste çalışmaları yürütüyor, koruma alanlarının planlanmasına katkı sağlıyor ve balıkçılığın hassas türler üzerindeki etkilerini azaltmaya yönelik projeler geliştiriyor.

 

Bir türü korumak, yalnızca o türü korumak değildir

Akdeniz’deki türlere tek tek baktığımızda farklı hikâyeler görüyoruz.

Fok mağaraya ihtiyaç duyuyor. Kaplumbağa kumsala. Pinna nobilis deniz çayırlarına. Kırmızı mercan kayalık habitatlara. Yunuslar geniş ve gürültüsü azaltılmış deniz alanlarına. Posidonia ise bütün bu canlıların yaşam ağının parçalarından birini oluşturuyor. Dolayısıyla bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değil.

Bir koydaki yapılaşma yalnızca fokun mağarasını etkilemeyebilir. Aynı zamanda deniz tabanındaki Posidonia’yı, balıkların üreme alanlarını, besin zincirini ve dolayısıyla balıkçılığı da etkileyebilir.

Bir deniz çayırının yok olması yalnızca bir bitkinin kaybı değildir.

Bir kaplumbağanın plastik yutması yalnızca tek bir hayvanın başına gelen talihsiz bir olay değildir.

Bir yunusun balıkçı ağına takılması yalnızca bir ölüm vakası değildir. Bunların her biri Akdeniz ekosisteminin verdiği küçük bir alarmdır.

 

Asıl mesele: Akdeniz’i türlerden önce kaybetmemek

Koruma çalışmalarının belki de en önemli tarafı burada ortaya çıkıyor.

Doğa korumak yalnızca “nesli tükenmekte olan hayvanları kurtarmak” değildir. Bazen bir hayvanı kurtarmanın yolu onun yaşadığı mağarayı korumaktan, bazen kumsalı gece karanlığında bırakmaktan, bazen deniz tabanına atılan çapayı doğru yere atmaktan, bazen de balıkçıyla bilim insanını aynı masaya oturtmaktan geçer.

Akdeniz’in geleceği birkaç ikonik türün kaderinden çok daha büyük.

Çünkü deniz, tek tek canlıların toplamı değildir.

Deniz, birbirine görünmez iplerle bağlanmış milyonlarca yaşamın ortak hikâyesidir.

Bir ip koptuğunda ağ hemen dağılmaz.

İkinci ip de kopar.

Üçüncü…

Bir gün dönüp baktığımızda ise denizin hâlâ mavi olduğunu görürüz ama içindeki hikâyenin eksildiğini fark ederiz.

Akdeniz’i korumanın en zor tarafı da budur: Yok oluş çoğu zaman sessiz gelir. 

Bu yüzden bilim insanlarının tuttuğu kayıtlar, kıyıda nöbet tutan korumacılar, yuvaların başında sabahlayan gönüllüler, mağaralara yerleştirilen kameralar, uydu vericileri ve deniz tabanındaki çayırları izleyen dalgıçlar yalnızca bugünü belgelemiyor.

Henüz kaybetmediğimiz bir geleceğin haritasını çıkarıyorlar.

 

Kaynak notu

Bu makaledeki türlerin koruma statüleri ve tehditlerine ilişkin temel bilgiler IUCN, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, DEKAMER, TÜDAV ve Akdeniz Koruma Derneği’nin yayımladığı güncel veya kurumsal kaynaklardan karşılaştırılarak kullanıldı. Özellikle Akdeniz foku, deniz kaplumbağaları, Pinna nobilis, mercanlar ve Posidonia için kaynaklar çapraz kontrol edildi.

 

Kaynakça

  • IUCN (International Union for Conservation of Nature), Mediterranean Monk Seal (Monachus monachus) ve Akdeniz’deki türlerin korunmasına ilişkin çalışmalar.
  • IUCN Akdeniz Programı⁠
  • Akdeniz Koruma Derneği, Akdeniz Foku. Türün popülasyonu, tehditleri, Türkiye’deki durumu ve fotokapan/gerçek zamanlı kamera ile izleme çalışmaları.
  • Akdeniz Koruma Derneği, Denizel Türler. Akdeniz foku, kum köpekbalığı, deniz çayırları ve diğer denizel türlere yönelik projeler.
  • Akdeniz Koruma Derneği, Biz Kimiz? Kuruluşun bilim temelli koruma, habitat restorasyonu ve kıyı balıkçılığı çalışmalarına ilişkin kurumsal bilgiler.
  • ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Koruma Biyolojisi. Doğu Akdeniz’de fokların korunması ve deniz kaplumbağalarının uzun dönemli izlenmesine ilişkin projeler.
  • DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi), Çalışma Konuları. Uydu izleme, genetik araştırmalar, kirlilik araştırmaları, rehabilitasyon, yuva koruma, embriyonik gelişim ve cinsiyet tayini çalışmaları.
  • DEKAMER, Projeler. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında deniz kaplumbağalarının izlenmesi, plastik kirliliği, bycatch ve LIFE-MEDTURTLES gibi projeler.
  • DEKAMER, Raporlar. 2009’dan itibaren yürütülen araştırma, kurtarma ve rehabilitasyon çalışmalarının yıllık raporları.
  • DEKAMER, Hakkında. Merkezin kuruluşu, görevleri, bilimsel araştırma ve rehabilitasyon faaliyetleri.
  • TÜDAV (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı), Türkiye’nin Deniz Memelileri. Türkiye ve Akdeniz’deki yunus, balina ve Akdeniz foku popülasyonları hakkında bilgiler.
  • IUCN, Red List, Pinna nobilis. Akdeniz’in büyük deniztarağının korunma durumu ve karşı karşıya olduğu tehditler.
  • IUCN, Akdeniz mercanları ve Corallium rubrum üzerine değerlendirmeler.
  • IUCN, Posidonia oceanica ve Akdeniz deniz çayırlarının ekolojik önemi ve korunmasına ilişkin çalışmalar.
T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.