Levent Gürses - Savaşın etkisiyle enflasyon ve faiz tahminleri yukarı çekiliyor
Savaşın etkisiyle enflasyon ve faiz tahminleri yukarı çekiliyor
Levent Gürses
İran savaşı Türkiye ekonomisindeki hassas dengeleri bozmaya başladı. Akaryakıt zamlarıyla başlayan süreçte fiyat artışlarının hızlanması ve enflasyon hedeflerinde revizyonun gündeme gelmesi kaçınılmaz bir gelişme oldu. Nitekim uluslararası kuruluşlar ve bankalar Türkiye'ye ilişkin tahminlerini revize etmeye başladılar. Enflasyon ve faiz tahminlerini yukarı çekiyorlar.
Merkez Bankası, Şubat 2026'da güncellediği 1. Enflasyon Raporu'na göre, 2026 yılı yılsonu enflasyon tahmin aralığı yüzde 15-21 olarak belirlendi. Bunun orta noktası yüzde 18 olarak görülüyor. Ancak, daha savaş başlamadan önce hazırlanan raporda enflasyon dinamiklerinin hâlâ güçlü ve risklerin geçici olmadığı vurgulanıyordu, bu nedenle 2026 hedefi olarak üst sınır yüzde 21'i almak daha mantıklı...
Yine de savaşın getirdiği çok katmanlı etkilerden dolayı bu hedef de çok gerilerde kaldı. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) 2026 tahminini yüzde 26,7'ye, Alman Deutsche Bank yüzde 27,5'e, S&P Global yüzde 28,9'a revize ettiler. Merkez Bankası anketinde ise 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisi 1,08 puan artarak yüzde 49,89 seviyesine yükseldi.
Haftanın önemli gelişmeleri şu yönde:
OECD'nin Türkiye için enflasyon beklentisi fırladı
OECD Türkiye ekonomisi için 2026 büyüme tahminini yüzde 3,3'e düşürdü. 2027 için küresel büyüme beklentisi yüzde 3,1'den yüzde 3'e düşürülürken, Türkiye için beklenti yüzde 4'ten 3,8'e çekildi. OECD Türkiye'de 2026 için manşet enflasyon tahminini ise yüzde 20,8'den yüzde 26,7'ye çıkardı.
Kurumun raporuna göre, Ortadoğu'daki gerilim tırmanmadan önce küresel ekonomik büyüme dayanıklılığını koruyordu ancak gerilim nedeniyle enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seyretmesinin dünyada işletme maliyetlerini belirgin şekilde artıracağı ve tüketici enflasyonunu yukarı yönlü baskılayacağı tahmin ediliyor.
S&P'den yeni tahmin: Enflasyon ve faizde ibre yukarı, büyüme aşağı
S&P Global “Gelişmekte Olan Piyasaların Ekonomik Görünümü 2. Çeyrek 2026” raporunda Türkiye'ye ilişkin analizlerini paylaştı. Artan küresel risk ve enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon risklerini yeniden ortaya çıkardığını bildiren S&P Global, 2026 enflasyon tahminini yüzde 23,4'ten yüzde 28,9'a revize etti. Raporda bu yıl beklenen büyümenin yüzde 3,4 olacağı öngörüldü.
Enflasyon, faiz ve döviz kuru göstergelerinde önümüzdeki dört yıla ilişkin kademeli bir normalleşme öngören S&P, tüketici enflasyonunun 2027’de yüzde 18,4, 2028’de yüzde 13,7 ve 2029’da yüzde 12,7 seviyesinde gerçekleşeceğini değerlendirdi.
Yüksek enflasyona ve daha kısıtlayıcı bir para politikası duruşuna rağmen, tarımda beklenen toparlanma, altın fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan olumlu hanehalkı serveti etkisi ve kredi büyümesindeki ivme sayesinde bu yıl Türkiye ekonomisinde büyümenin dirençli kalacağını öngören S&P Global, 2025'teki yüzde 3,6'lık büyüme oranına kıyasla, 2026'da büyümenin yüzde 3,4 olacağını tahmin etti.
Politika faizinde ise aynı dönemde düşüşün devamı bekleniyor. 2026 sonunda yüzde 32,5, 2027’de yüzde 25,0, 2028’de yüzde 12,5 ve 2029’da yüzde 12,5 seviyesinde öngörülüyor.
Deutsche Bank büyümeyi düşürürken, enflasyon ve faiz tahminini yükseltti
Alman Deutsche Bank, “Türkiye: Daha zorlu makro patika” isimli bir raporunda Ortadoğu'da yaşananlar nedeniyle artan enerji fiyatları nedeniyle Türkiye için analizlerini yineledi. Büyümenin zayıf dış talep ve sıkılaşan finansal koşullar karşısında kırılgan bir yapı sergilediği dile getirilen raporda, GSYH büyüme tahmini yüzde 4,2'den yüzde 3,2'ye revize edildi.
Dezenflasyon sürecinin daha zorlu geçeceği tahmin edilen raporda enerji fiyatlarındaki baskılar ve hizmet enflasyonundaki riskler nedeniyle 2026 sonu enflasyon tahmini ise yüzde 25'ten yüzde 27,5'e yükseltildi.
Nisan ayında faiz indirimi ihtimalinin masadan kalktığını aktaran Deutsche Bank, Merkez Bankası'nın sıkı para politikasını bir süre daha koruyacağını öngördü. Ana senaryolarında (Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve enerji fiyatlarının gevşemesi varsayımıyla), TCMB'nin Nisan toplantısında mevcut duruşunu koruyarak politika faizini yüzde 37'de sabit tutmasının beklendiği bildirildi. Banka, 2026 sonu için politika faizi tahminini ise yüzde 31'den yüzde 33,5 seviyesine yükselttiğini açıkladı.
Merkez Bankası anketinde enflasyon tahmini: %50 sınırına dayandı
Merkez Bankası'nın 2 bin 985 hanehalkı tarafından yanıtlanan Mart ayına ilişkin “Hanehalkı Beklenti Anketi” verilerine göre, hanehalkının 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisi 1,08 puan artarak yüzde 49,89 seviyesine yükseldi. Halk, en çok gıda, yakıt ve enerjinin artmasını bekliyor.
Hanehalkının son bir yıl içinde fiyatlarının en çok arttığını değerlendirdiği ve gelecek 12 ay için fiyatlarının en çok artmasını beklediği ürün/hizmet grupları “gıda” ile “yakıt ve enerji” oldu. Gıdayı, fiyatı en çok artan ürün grupları arasında değerlendiren katılımcıların payı önceki aya göre 0,6 puan azalarak yüzde 40,5'e indi.
EBRD: İran Savaşı nedeniyle sermaye çıkışları hızlanabilir
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), İran Savaşı'nın neden olduğu yüksek enerji ve gübre fiyatları, ticaret ile turizm akışlarındaki aksaklıklar ve sıkılaşan finansman koşullarındaki kriz sebebiyle bölgesel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmeye hazırlanıyor. EBRD'ye göre, Güney ve Doğu Akdeniz ile Türkiye’de tahvil faizleri yükselirken, sermaye çıkışları de küresel finansal koşulların kötüleşmesi halinde hızlanabilir.
Özellikle Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi ekonomilerde gelir kaybı riski öne çıkıyor. Güney ve Doğu Akdeniz ile Türkiye’de tahvil faizleri yükselirken, sermaye çıkışlarının küresel finansal koşulların kötüleşmesi halinde hızlanabileceği belirtiliyor.
Enerji ve gıdadan mali tampon kapasitesine kadar pek çok etken göz önüne alındığında Lübnan, Ürdün, Irak, Mısır, Ukrayna, Moğolistan, Senegal, Tunus, Moldova, Kenya, Türkiye ve Kuzey Makedonya en kırılgan ekonomiler arasında yer alıyor. Mısır, Fas ve Senegal'in hem büyük enerji ticaret açıkları hem de yüksek petrol yoğunluklu ekonomilere sahip oldukları vurgulandı.
Tarımda alarm: Gübre ve mazot zamları üretimi vurdu
Ortadoğu’daki çatışmaların etkisiyle gübre ve akaryakıta gelen zamlar, tarım sektöründe krizi derinleştirdi. Artan maliyetler karşısında üretmekte zorlanan çiftçiler, gıda güvenliği için ciddi risk uyarısı yapıyor.
Nefes gazetesinden Songül Dalgıç Bilgili'nin haberine göre, Orta Doğu’da yaşanan çatışmaların etkisiyle gübre ve akaryakıta peş peşe gelen zamlar, tarımda yaşanan krizi derinleştirdi. Üre gübresinin ton fiyatı 25 bin TL’den 30 bin TL’ye, DAP gübresi 34 bin TL’den 38 bin TL’ye çıktı. 27 Şubat’ta 60.35 liradan satılan motorin 74 liraya yükseldi. 1.3 trilyon liralık borç yükü altında üretimini sürdürmeye çalışan çiftçi, maliyetinin yüzde 60’ını oluşturan gübre ve akaryakıttaki fahiş fiyat artışları karşısında üretimi sürdürmekte zorlanırken, ülkenin gıda güvenliği risk altına girdi.
TZOB Başkanı Bayraktar, gübre ve mazotta destek paketi istedi
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ABD-İsrail ile İran savaşının ardından girdi fiyatlarının yükselmesi nedeniyle gübre ve mazota yönelik destek paketi talebinde bulundu. Çiftçilerin maliyetlerindeki artışa dikkati çeken Bayraktar, ilgili kurum ve kuruluşları, savaşın uzama ihtimalini de göz önünde bulundurarak üreticiler üzerindeki maliyet baskısını hafifletecek tedbirleri hayata geçirmeye çağırdı.
Bayraktar, “2025 yılının Haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan çatışma sonrası başta ÜRE olmak üzere gübre fiyatları bir anda yüzde 40'lara varan oranda arttı. 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan savaşın ardından da yine aynı senaryo gerçekleşti, gübre ve mazot fiyatları yükseldi” dedi.
Bayraktar, savaş öncesi litresi 61 lira 41 kuruş olan mazotun fiyatının savaşın ardından yüzde 22,3 oranında artarak 75 lira 12 kuruşa yükseldiğini belirterek, “80 liraya dayanan mazotun litre fiyatının yaklaşık yüzde 40'ı vergiden oluşuyor” dedi.
TZD Başkanı Muslu: Yaz aylarında meyve fiyatları 3-4 katı artabilir
Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı Hidayet Muslu, “Bu yıl çok kötü bir tablo bizi bekliyor. Artık buna ‘zam’ demek bile yetersiz. Ürün olsa bile insanlar alamayabilir. Özellikle emekliler ve düşük gelirli vatandaşlar için gıdaya erişim ciddi bir sorun haline gelecek. Açlık kapıda” uyarısı yaptı. Muslu, “Son 10 yılda hem iklim değişikliği hem de maliyet artışları çiftçiyi bitirdi. Çiftçi şu an adeta petrol şirketlerine çalışıyor” dedi.
“Tarım yüzde 8,8 küçüldü ve bu tablo daha da kötüleşecek”
Türkiye ekonomisinin geçen yıl yüzde 3.6 büyürken, tarım sektörünün yüzde 8.8 ile küçülen tek sektör olduğunu anımsatan Muslu, “Girdi ve nakliye maliyetleri alım gücüyle birleştiğinde önümüzdeki tablo daha da kötüleşecek. Özellikle İran üzerinden alınan baharatlar başta olmak üzere ithal ürünlerde fiyatlar astronomik seviyelere çıkabilir. Yaz aylarında meyve fiyatları 3-4 katı arttığında şaşırmamak gerekir” diye konuştu.
Muslu, fiyatların artık saatlik değiştiğini, tarımın sürdürülemez hale geldiğini aktardı. Desteklerin Tarım Kanunu’nda yazıldığı gibi GSMH’nin yüzde 1’i oranında verilmesini halinde bile çiftçi için bir çözüm olmayacağını, tarımın yeni bir stratejik sektör olarak ele alınmasının bir zorunluluk olduğunun altını çizdi.
Petrolde savaş ve Trump’ın müzakere açıklaması dalgalanması...
Ortadoğu’daki savaş petrol piyasalarında dalgalanmalara neden oluyor. Hafta başında varili 114 dolara kadar çıkan Brent petrolü 27 Mart Cuma sabanı itibarıyla 108 dolardan işlem görüyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırı tehdidini erteleyip İran’la görüşmeler iddiası fiyatları aşağı çekse de ve İsrail saldırılara devam etmesi tedirginliği sürdürüyor.
Motorine önce zam ardından indirim geldi
ABD-İsrail-İran hattındaki gerilimde ateşkes ve diplomatik temas ihtimalinin güçlenmesiyle petrol fiyatları gerilerken, bu düşüş akaryakıta da yansıdı. Motorinin litre fiyatına 27 Mart Cuma'dan itibaren 5,44 TL indirim yapılması beklenirken, fiyatların İstanbul’da 68,54 TL’ye, Ankara’da 69,68 TL’ye, İzmir’de 69,95 TL’ye düşeceği öngörülüyor.
Fitch: Hürmüz 6 ay kapalı kalırsa petrol fiyatları 120 doları görebilir
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Hürmüz Boğazı’nın 6 ay kapalı kalması durumunda Brent petrolün varil fiyatının 2026’da ortalama 120 dolara çıkabileceğini açıkladı. 3 aylık kapanmada fiyatın ortalama 100 dolara ulaşabileceği belirtilirken, jeopolitik risklerin fiyat dalgalanmalarını artıracağı uyarısı yapıldı.
Eski BOTAŞ Genel Müdürü Yardım: İran gazı kesilse de arzda sorun olmaz
İran’ın Türkiye’ye gaz akışını kesmesini değerlendiren Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım, “Haberler belirsiz, akış azalmış ya da kesilmiş olsa da sorun olacağını zannetmiyorum” dedi. Ekonomim'den Mehmet Kaya'nın haberine göre; Yardım, Türkiye’nin yıllık yerli üretim dahil yaklaşık 61 milyar metreküplük bir kontratı olduğunu, İran’ın bunun içinde 9-9,6 milyar metreküplük bir hacmi bulunduğunu hatırlattı. Kısa dönemde de havaların iyileşmesi nedeniyle İran’dan gelen gazda bir sıkıntı olması halinde bunun ciddi bir etkisinin olmayacağını kaydeden Yardım, gelecek Aralık ayı ve 2027 Ocak ayına kadar hem mevcut boru hatlarından hem de başka alanlardan spot olarak açığın karşılanabilir durumda olduğunu vurguladı.
Savaş nedeniyle bazı güzergahlarda uçak bileti fiyatları artıyor
Basra Körfezi’nde savaş kaynaklı aksaklıklar küresel hava trafiğini vurdu. Alton Aviation Consultancy’ye göre, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan başlıca güzergahlardaki bilet fiyatları bu ay yüzde 560’a varan artışlar kaydetti. Analistler, dünyanın en yoğun transit koridoru olan Basra Körfezi’nde savaş kaynaklı aksaklıkların etkisinin devam etmesi nedeniyle mevcut yüksek seviyelerin yaz boyunca ve sonbahara kadar sürmesinin beklendiğini ve talebin zayıflamaya devam etmesinin beklendiğini belirtti.
United Airlines ise, İran’daki savaşın etkisiyle jet yakıtı fiyatlarının yükselmesi nedeniyle 2026 yılında uçuş kapasitesini yüzde 5 azaltacağını açıkladı. CEO Scott Kirby, fiyatlar bu seviyede kalırsa yakıt maliyetlerinin 11 milyar doları bulacağını belirtti.
Altın geri çekilmeye devam ediyor, uzmanlar “alım fırsatı” diyor
İran savaşının başlamasıyla, yatırımcıları hayrete düşürerek inişe geçen altın fiyatları geçen hafta da değer yitirdi. Altının değer kaybında spekülatif satışlar, ABD Dolarının güçlenmesi ve ABD Merkez Bankası'nın (FED) faiz indirim sürecini yavaşlatacağı beklentisi gibi gerekçeler söz konusu... 27 Mart Cuma sabahı itibarıyla onsu 4.467 dolarda seyreden altın geçen hafta (20 Mart) 4.690 dolar seviyesindeydi. Hafta içinde 4.340 dolar bandına kadar geriledi.
Altın son bir ayda yüzde 16 değer yitirdi. Ocak ayında onsu 5.603 dolarla tarihi zirveyi görmüştü, zirveden bu yana yüzde 21 değer kaybı yaşandı.
Ancak beklentiler halen yukarı yönlü... Örneğin JPMorgan uzun vadede 6.300 dolar hedefini koruyor. Bu nedenle analistler bu süreci uzun vadeli yatırımcılar için kademeli alım fırsatı olarak değerlendiriyor. Phillip Nova'nın Kıdemli Piyasa Analisti Priyanka Sachdeva, altındaki süregelen geri çekilmenin daha düşük seviyelerde “kademeli” uzun vadeli birikim fırsatları sunabileceğini belirtti.
WGC'den likidite ihtiyacının öne çıktığı 2008 ve 2020 benzetmesi
Dünya Altın Konseyi'nin (WGC) haftalık değerlendirmesinde, önemli merkez bankası toplantıları ve artan jeopolitik gerilimlerin yaşandığı haftada tahvil getirilerindeki sert yükselişin altın fiyatlarını yılın en düşük seviyelerine çektiği belirtildi. Piyasadaki hareketler, likidite ihtiyacının öne çıktığı 2008 ve 2020 dönemlerine benzetildi.
WGC analistleri, yükselen reel getiriler ve 2026'da politika faizlerinin artacağı beklentisinin altın fiyatlarını baskıladığını belirtti. Analizde, Orta Doğu'daki çatışmalarla ilgili günlük gelişmelerin altın piyasası üzerinde etkili olmaya devam edeceği kaydedildi.
Altındaki düşüş nedeniyle Merkez Bankası'nın rezervleri 12 milyar $ azaldı
Merkez Bankası'nın toplam rezervleri, 19 Mart haftasında bir önceki haftaya göre 12 milyar 167 milyon dolar azalarak 177 milyar 458 milyon dolara geriledi. TCMB, haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı. Buna göre, 19 Mart itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 806 milyon dolar artışla 61 milyar 292 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 13 Mart'ta 55 milyar 486 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.
Bu dönemde altın rezervleri ise 17 milyar 974 milyon dolar düşüşle 134 milyar 140 milyon dolardan 116 milyar 166 milyon dolara indi. Böylece Merkez Bankası'nın toplam rezervleri 19 Mart haftasında bir önceki haftaya göre 12 milyar 167 milyon dolar azalışla 189 milyar 625 milyon dolardan 177 milyar 458 milyon dolara geriledi.
Savaşın başından bu yana Merkez' Bankası’nın net uluslararası rezervlerinde 35 milyar dolara yakın kayıp yaşanırken, aynı dönemde toplam döviz satışı da 26 milyar dolara ulaştı.
Bloomberg: TCMB, lirayı korumak üzere altın rezervlerini devreye almaya hazırlanıyor
Merkez Bankası'nın (TCMB), Orta Doğu'da devam eden savaşın küresel piyasalarda yarattığı oynaklığa karşı Türk lirasını korumak üzere altın rezervlerini devreye almaya hazırlandığı iddia edildi. Bloomberg'e konuşan kaynaklara göre Merkez, gerektiğinde altın rezervlerini devreye alabileceği daha geniş bir politika seti hazırlığında.
Bloomberg'e bilgi veren kaynaklar TCMB'nin politika araç setini genişletmeye hazırlandığını, bu kapsamda Türkiye'nin yüksek miktardaki altın rezervlerini de kullanılabileceğini ve Londra piyasasında altın karşılığı döviz swap işlemleri gerçekleştirme seçeneğini değerlendirdiğini belirtti.
Reel kesim güveninde 4,5 yılın en hızlı düşüşü
Reel kesim güven endeksi, mart ayında bir önceki aya göre 3,1 puan azalarak 101 seviyesinde gerçekleşti. Böylelikle reel kesim güveni, 2021 Ekim ayından bu yana en hızlı düşüşünü yaşamış oldu. Merkez Bankası, Mart ayına ilişkin İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi'ni açıkladı. Mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE-MA), bir önceki aya göre 4,1 puan azalarak 100,0 seviyesinde gerçekleşti.
Kısa vadeli dış borçta rekor; 239 milyar dolar
Merkez Bankası 2026 yılının Ocak ayına ilişkin kısa vadeli dış borç verilerini yayımladı. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 239 milyar dolar olarak gerçekleşti. Veri kısa vadeli borçta rekor olarak kaydedildi.
Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) stoku, bir önceki aya göre yüzde 3,6 oranında artarak Ocak ayı itibarıyla 173,4 milyar dolar oldu. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 239 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 7 oranında artarak 77,5 milyar dolar oldu.
Erdoğan imzaladı: 54 taşınmaz özelleştirilecek, gelir MSB’ye
AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kararı ile Maliye Hazinesi adına kayıtlı çok sayıda taşınmaz ve üzerindeki yapılar özelleştirme kapsamına alındı. Özelleştirmeden elde edilecek gelirin, Milli Savunma Bakanlığı’nın bina, tesis ve lojman projeleri ile yatırım programlarında kullanılmak üzere Hazineye aktarılacağı belirtildi. Karara göre üzerindeki yapılarla birlikte Ankara'da 27, Aydın'da 1, Balıkesir'de 1, Bolu'da 1, Hatay'da 3, İstanbul'da 6, İzmir'de 1, Kayseri'de 3, Kırklareli'de 1, Kocaeli'de 2, Malatya'da 2, Muğla'da 1, Tekirdağ'da 2, Yalova'da 3 taşınmaz özelleştirilecek.İşlemlerin 31 Aralık 2028 tarihine kadar tamamlanması öngörüldü.
DİSK-AR: Gerçek tablo; geniş tanımlı işsizlik %29,7'ye yükseldi
DİSK-AR'ın raporunda, TÜİK verilerine göre 2024 yılında yüzde 8,7 olan dar tanımlı işsizlik oranının 2025’te 0,4 puan azalarak yüzde 8,3’e gerilediği hatırlatılarak, bu verinin buzdağının sadece görünen kısmı olduğu ifade edildi. İşsizlikteki gerçek tabloyu anlamak için geniş tanımlı işsizlik oranına bakılması gerektiği vurgulanan raporda, şu bilgilere yer verildi:
“Dar tanımlı işsizlik oranındaki düşüşe karşın, geniş tanımlı işsizlik artış eğilimini sürdürüyor. 2024 yılında yüzde 26,7 olan geniş tanımlı işsizlik oranı son bir yılda 3 puan artarak 2025’te yüzde 29,7’ye yükseldi. Geniş tanımlı işsizlik ile dar tanımlı işsizlik arasındaki makasın açılmasının ve geniş tanımlı işsizlik oranının artmasının sebebi zamana bağlı eksik istihdam edilenler ile iş bulma ümidini kaybedenler, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ve iş arayan ancak hemen işbaşı yapamayacak olanları kapsayan potansiyel işgücündeki artıştır.”
Raporda, Türkiye’deki dar tanımlı işsizlik yüzde 8,3 ve geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 29,7, AB üyesi 27 ülke ortalamasında dar tanımlı işsizlik oranının ise yüzde 6,3 ve geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 12,2 olduğu kaydedildi. Raporda, “Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranı, AB üyesi 27 ülkenin 2,4 katıdır” denildi.
Doç. Dr. Oyvat: Atıl işgücünü part time çalışanlar artırıyor
TÜİK verilerine göre dar tanımlı işsizlik son 21 yılın en düşük seviyesine geriledi. Ancak geniş tanımlı işsizlik yüzde 29,7 ile rekor kırdı. Doç. Dr. Cem Oyvat'ın analizine göre; Türkiye atıl işgücünde dünyada en kötü 20. ülke konumuna düşerken, krizin asıl nedeni “yarı zamanlı çalışmaya mecbur bırakılan ve daha fazla çalışmak isteyen” kitlelerdeki devasa artış oldu.
Karar'dan Berfu Kargı'nın haberine göre, University of Greenwich Ekonomi Politikası Araştırma Merkezi'nden Doç. Dr. Cem Oyvat, yaptığı detaylı analizle bu çelişkili tablonun perde arkasını araladı. Dar tanımlı işsizliğin son 21 yılın dibinde olmasına karşın, atıl işgücünün verinin tutulmaya başlandığı 2014'ten bu yana en yüksek (yüzde 29,7) seviyesine çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Oyvat'ın analizine göre, grafikteki yükselişte iş aramaktan umudunu kesen “potansiyel işgücü”nün rolü olsa da asıl patlama “Zamana Bağlı Eksik İstihdam” kaleminde yaşanıyor.
Bu durumu “Haftada 40 saatten daha az çalışan, ancak imkân olursa daha fazla çalışabileceğini belirten kişiler” olarak tanımlayan Oyvat, bu grubun 2019 ile 2025 yılları arasında atıl işgücü oranını tek başına 8,8 puan artırdığına dikkat çekti.
Türkiye'nin atıl işgücü oranında dünya standartlarının çok üzerinde olduğunu belirten Oyvat, “137 ülke arasında atıl işgücü oranı en yüksek olan 20'nci ülke olduk. Yıllarca işsizlikten şikâyet etmiş olan Yunanistan'da 2024 atıl işgücü oranı %15,0, İspanya'da %18,6” dedi.
“İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı 2 milyon 456 bine ulaştı”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ekonomik krizin işsizlik ve borç sarmalını derinleştirdiğini açıkladı. Gürer’in paylaştığı verilere göre, İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı geçen yıla oranla 312 bin kişi artarak 2 milyon 456 bine ulaştı.
Ocak-Şubat döneminde işsizlik sigortasına başvuranların sayısı 351 bini bulurken, ağır şartlar nedeniyle bu kişilerin sadece %46’sı ödenek alabildi. Gürer, “İşsizlik sigortasına yalnızca işten çıkarılanlar başvurabildiği için, bu veriler iki ayda en az 351 bin kişinin işini kaybettiğini gösteriyor” dedi. Sanayideki daralma ve artan konkordato taleplerinin özel sektördeki işçi çıkarmalarını tetiklediğini vurguladı.
Senovel satıldı; eski ortak, “Yok pahasına yabancılara kaptırdık” dedi
Türkiye’nin önde gelen ilaç üreticilerinden Sanovel’in çoğunluk hisseleri İngiltere merkezli Afendis Capital Management’a devredildi. Satış, aile içi miras anlaşmazlıklarının gölgesinde gerçekleşirken, eski ortak Zafer Toksöz “Yarım yüzyıllık değer yok pahasına yabancılara kaptırıldı” diyerek tepki gösterdi.
Eczacıbaşı'ndan dev satış: Selpak ve Solo Malezyalı şirkete devrediliyor
Eczacıbaşı Grubu, 56 yıllık temizlik kağıdı üretim serüveniyle özdeşleşen Selpak, Solo, Silen ve Servis markalarını bünyesinde toplayan Sanipak’taki yüzde 100 hissesini Malezya merkezli Arch Peninsula Sdn Bhd’ye devrediyor. Satış bedeli 600 milyon dolar olarak açıklandı. Bu devir, Türkiye’nin endüstriyel hafızasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
“Tuvalet kağıdı yapıyoruz ama hammaddesi selülozun %100’ünü ithal ediyoruz”
Nefes yazarı Murat Muratoğlu, Eczacıbaşı Holding'in Selpak ve Solo markalarını bünyesinde bulunduran Sanipak’ın satışı için, “Acı bir gerçek var; Selüloz... Türkiye’de tuvalet kağıdı yapıyoruz, peçete yapıyoruz ama hammaddesi olan o selülozun yüzde 100’ünü ithal ediyoruz. Niye... Türkiye selüloz üretmeyi bıraktı da ondan... SEKA vardı. 2005 yılında tamamen kapatılarak Sümer Holding ile birleştirildi. Fabrikaların arazileri konut alanı oldu. Makineleri ise hurda fiyatına satıldı” diye yazdı.
Muratoğlu, satış konusunda da; “Stratejik odaklanma” derler... “Dinamik portföy yönetimi” derler... “Vitra’ya, sağlığa, teknolojiye odaklanacağız” derler... Doğrudur... Kağıt üzerinde de mantıklıdır. Yine de insan üzülüyor” dedi.
Koç Holding'den Tüpraş'ta 9,3 milyar TL'lik satış
Koç Holding Tüpraş'taki yüzde 2,1 payını hızlandırılmış talep toplama yöntemiyle yurt içi ve yurt dışı yerleşik kurumsal yatırımcılara 9,32 milyar TL'ye sattı. Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yapılan ilk açıklamada 30 milyon TL nominal değere kadar olarak belirtilen pay satışının yatırımcılardan gelen talebin ardından 40 milyon TL’ye artırıldığı kaydedildi. İşlemin pay başına 233 TL üzerinden toplam 9.32 milyar TL karşılığında gerçekleştiği belirtildi.
İşlem sonrası Koç Holding'in Tüpraş'taki doğrudan payı yaklaşık yüzde 4,3’e inerken Tüpraş'ın halka açıklık oranı da yüzde 48,9'a çıkıyor. Holding Tüpraş sermayesinin yüzde 50,7'sini doğrudan sahip olduğu yüzde 4,3'lük pay ve bağlı ortaklığı Enerji Yatırımları A.Ş.'nin sahip olduğu yüzde 46,4'lük pay vasıtasıyla kontrol etmeye devam edecek.
