Levent Gürses - Güvenli liman özelliği sona erdi mi, altın fiyatları ne olacak?
Güvenli liman özelliği sona erdi mi, altın fiyatları ne olacak?
Levent Gürses
Bu hafta küresel piyasalarda herkesi şaşırtan bir emtiadan biraz ayrıntılı söz edeceğiz. Ekonomik kriz, jeopolitik gerilim, savaş, piyasalarda sert türbülans dönemlerinin "güvenli limanı" altından bahsediyorum. Evet, Şubat sonunda başlayan ABD-İsrail ile İran savaşında altın herkesi şaşırttı. Altın fiyatları neredeyse İran savasının başlamasıyla birlikte inişe başladı.
Herkes bu sorunun cevabını arıyor; nükleer savaş riski varken güvenli liman altın nasıl değer kaybetti? Küçük yatırımcılar savaş nedeniyle yüksek noktadan altın alırken, kurumsal yatırımcılar çeşitli gerekçelerle satış başlatıp, küçük yatırımcıya yüksek fiyattan altını satıp kârını aldı gibi bir görüntü var.
Savaşla beraber altının onsu 5 bin dolar seviyesinden 4.075 dolara kadar indi
Fiyatlara bir bakalım; altın 2026'ya çok hızlı başladı. Yılbaşında ons başına 4.330 dolar seviyesindeydi, keskin bir yükselişle 28 Ocak'ta 5.400 dolara çıktı. Daha sonra 5 bin dolar seviyelerinde seyretti. 28 Şubat'ta ABD Başkanı Donald Trump, İran'a saldırı başlattığının ertesi iş günü 2 Mart'ta 5.327 dolara çıktı ve sonra savaş ortamında düşüş başladı. Mart sonuna doğru 4.500 dolar seviyesi görüldü.
Nisan ortasında 4.830 dolara kadar yükselse de bu kısa yükselişin ardından Haziran ile beraber daha keskin iniş başladı. Altının onsu 10 Haziran'da 4.075 doları gördü. 30 Haziran'da 4.008 dolardan kapandı, Temmuz ayını da 10'u itibarıyla 4.100 dolar seviyesinde dalgalanarak geçiriyor.
Sadece yüksek petrol, enflasyonist baskılar, doların değerlenmesi, faiz artışı mı?
Savaş ortamında petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyonist baskıya neden olduğu ve bunun da ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faizleri artırmasına, doların değer kazanmasına neden olacağı, altının bu nedenle değer yitirdiği belirtildi. Savaşın sona ermesi, taraflar arasında ateşkes mutabakatının imzalanmasıyla petrol fiyatları keskin biçimde düştü ancak altın daha da değer yitirdi. Bu kez Fed'in enflasyonu dizginlemek için faiz artırımı yapacağı beklentisi gündeme geldi.
Altın fiyatlarının İran-ABD çatışmaları gibi ciddi bir nükleer savaş riski ve jeopolitik gerilim döneminde değer kaybetmesinin arkasında, sadece ekonomik gerekçeler yatmıyor. Burada, altına dayalı ETF fonların, hedge fonların ve büyük kurumsal yatırımcıların pozisyon kapatmaları da dikkate alınmalı... Zirve seviyelerdeki altın fiyatları, özellikle kurumsal yatırımcılar (hedge fonlar vb.) için realize edilecek kâr fırsatları doğurdu.
Evet kuşkusuz ki; savaşın ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimlerin etkisiyle petrol fiyatlarının yükselmesi, küresel ölçekte enflasyon beklentilerini artırdı. Bu ortamda merkez bankaları (özellikle FED), enflasyonu kontrol altında tutmak için yüksek faiz oranlarını daha uzun süre koruma yoluna gitti. Altın getiri sağlamayan bir varlık olduğu için, yüksek faiz ortamında yatırımcılar faiz getirisi sunan güvenli varlıklara kayarak altın satmayı tercih etti.
"Altının savaş günü satışı, reel getirilerin korkunun yerini aldığını gösteriyor"
Ancak; "güvenli liman" algısı nedeniyle, savaşın ilk başladığı panik anlarında küçük yatırımcının talebi hızla yükselmesi, fiyatların yeniden tepe noktasına çıkması ve kurumsal ve profesyonel yatırımcıların bu likiditeyi kullanarak satış (kâr realizasyonu) yapmasıyla, küçük yatırımcının zirveden alım yaptığı bir tablonun oluşmasına neden oldu.
Bu konuda investing.com, Reuters, CNBC-e gibi haber sitelerinde ve ajanslarda çelişkili durumu "piyasa spekülasyonu mu, yoksa makroekonomik zorunluluk mu?" sorusuyla irdeleyen analizler yayımlandı. www.investing.com'daki 8 Temmuz tarihli "Altının Savaş Günü Satışı, Reel Getirilerin Korkunun Yerini Aldığını Gösteriyor" başlıklı analiz iyi bir örnek...
Altın fiyatları nereye? Banların tahminleri…
Peki, şimdi ne olacak? Daha da önemlisi altının "güvenli liman" görevi bitti mi?
Halen İran savaşı ve Ortadoğu'daki gerilimlerin devam etmesi petrol fiyatlarını tetiklerken, küresel enflasyon endişelerini canlı tutuyor. Bu nedenle J.P. Morgan uzmanları, FED'in enerji kaynaklı enflasyona yanıt olarak faiz artışlarını veya sıkı duruşunu masada tutabileceğini öngörüyor. Faiz getirmeyen altın, kurumsal fonların odağını nakit ve yüksek faizli tahvillere kaydırması nedeniyle kısa vadede baskı altında kalmaya devam edebilir.
Savaş ve belirsizlik anlarında büyük hedge fonlar, diğer piyasalardaki (örneğin teknoloji hisselerindeki borç/balon riskleri) zararlarını kapatmak veya nakit pozisyonlarını güçlendirmek için altın satıyor.
Büyük yatırım bankaları, kısa vadede 4 bin doların altına düşülse de 4.059 dolardaki desteğinin önemli olduğunu, bunun altına düşüşün satış baskısını derinleştirebileceğini belirtiyor.
Ancak, kısa vadeli bu sert düşüş ve düzeltmenin kalıcı olmayacağı, yapısal risklerin altını orta-uzun vadede tekrar yukarı taşıyacağı öngörülüyor.
Çoğu banka 2026 sonu altın tahminini aşağı çekti
Küresel yatırım bankalarının yılsonu altın tahminlerine bir bakalım: JPMorgan uzun süre 6 bin dolarda tuttuğu yılsonu tahminini geçen hafta düşürdü ve 4.545 dolara çekti.
Goldman Sachs ise, yapısal yükseliş beklentisini korumasına rağmen daha önce 5.400 dolar olarak açıkladığı yılsonu hedefini 4.900 dolara çekse de altının uzun vadeli görünümünde önemli bir değişiklik öngörmüyor.
UBS, son aylardaki düşüşü geçici olarak değerlendirirken önümüzdeki 12 aylık dönemde ons altının yeniden 5.200 dolar seviyesine yükselebileceğini öngörüyor. Morgan Stanley de benzer şekilde 2026'nın ikinci yarısında altının 5.200 dolar seviyesine ulaşabileceğini tahmin ediyor. Ancak banka, bu senaryonun gerçekleşmesi için ETF'lere yönelik yatırımcı ilgisinin yeniden canlanması gerektiğini vurguluyor.
Bank of America daha temkinli; yatırımcı talebindeki zayıflık ve FED'in sıkı para politikası nedeniyle altının 2026 sonunda yaklaşık 4.800 dolar seviyesinde bulunacağını öngörüyor. Banka 2026 ortalama altın fiyatı tahminini ise ons başına 4 bin 360 dolara indirdi.
HSBC bir başka konuya dikkat çekiyor; "küresel ölçekte artan bütçe açıkları ve kamu borçlarının oluşturduğu riskler, uzun vadede altının yapısal olarak yükselmesini sağlayacak en büyük faktör" diyor.
Fed’de karar vericiler faiz artışı konusunda bölünmüş durumda…
Neticede merkez bankalarının politikaları ve özellikle Fed'in faiz konusundaki tavrı altın fiyatlarında belirleyici olacak. Geçen hafta (8 Temmuz) açıklanan en son FOMC toplantı tutanakları, politika yapıcıların 9'a 8 (neredeyse yarı yarıya) oranında faiz artışı konusunda keskin bir şekilde bölündüğünü ortaya koydu.
Yatırım bankalarına göre, Fed'in politika yapıcıları ekonomik verilere göre hareket ediyor. J.P. Morgan'a göre, petrol fiyatlarının gerilemesi ve buna bağlı olarak enflasyonun düşmesi, Fed’in faiz artışı ihtimalini masadan kaldırabilir. Enflasyon düşüş eğilimine girdikçe güvercin kanadın (faiz artışına karşı olanların) elinin güçleneceği vurgulanıyor. Enflasyon verilerinde yaşanacak iyileşme, kararsız veya şahin olan üyeleri de hızla "faizleri sabit tutma" veya "indirme" tarafına kaydırabilir.
New York Fed Başkanı John Williams, geçen haftaki konuşmasında, enflasyonun hala yüksek olduğunu ve veriye bağlı kalacaklarını belirtirken; petrol ve enerji fiyatlarının yılın geri kalanında gerilemesini beklediğini ifade etti.
ING Bank'ın baş ekonomisti Carsten Brzeski, 9 Temmuz tarihli Küresel Strateji Raporu'nda Hürmüz Boğazı'ndaki tansiyonun azalmasıyla Brent petrol tahminlerini 2026 son çeyreği için varil başına 74 dolara kadar revize ettiklerini, düşük akaryakıt fiyatlarının tüketiciyi rahatlatacağını ve Ortadoğu'da yeni bir patlama olmadıkça ABD enflasyonunun zirveyi görmüş olabileceğini, bunun da FED'in üzerindeki sıkılaşma baskısını kıracağını savundu.
Merkez bankaları yüklü biçimde altın almayı sürdürüyor
Burada bir de hayati bir konu olan merkez bankalarının altın alımları var. Altın fiyatların uzun vadede yukarı yönlü desteklenmesini sağlayan en büyük yapısal unsur olan merkez bankalarının güçlü fiziki altın alımları 2026 yılında da devam ediyor.
Dünya Altın Konseyi'nin geçen hafta açıklanan 2026 Merkez Bankası Rezervleri Araştırması'na göre, merkez bankası yöneticilerinin %89'u önümüzdeki 12 ay içinde küresel altın rezervlerinin artmaya devam edeceğini öngörmektedir. Konsey'in anketine katılan merkez bankalarının yüzde 45'i doğrudan kendi kurumlarının da altın rezervlerini artıracağını beyan etti. Bu oran, anket tarihinin en yüksek seviyesi...
Dünya Altın Konseyi'nin 4 Temmuz tarihli raporuna göre, Polonya ve Çin altın alımında 2026 yılının açık ara lideri konumunda. Mayıs ayında en fazla altın satın alan ülke 18 ton ile Polonya oldu. Polonya'yı 10 ton ile Çin, 9 ton ile Özbekistan ve 7 ton ile Kazakistan izledi.
Polonya Merkez Bankası Başkanı Glapinski, fiyattaki son düşüşleri birer alım fırsatı olarak değerlendirerek yılbaşından bu yana 82 ton altın aldıklarını ve hedeflerinin 700 tona ulaşmak olduğunu söyledi.
Çin, Mayıs ayındaki 10 tonluk alımıyla birlikte üst üste 20 aydır net altın alıcısı konumunu koruyor. Çin Merkez Bankası'nın açıklamasına göre, altın rezervi geçen ay da 480 bin ons artarak 75,44 milyon onsa yükseldi. Böylece Ekim 2023'ten bu yana en yüksek aylık altın alımı gerçekleştirilmiş oldu.
Özbekistan yılbaşından beri 33 ton, Kazakistan 20 ton altın aldı.
Türkiye bu süreçte satıcı konumundaydı. Merkez Bankası, iç piyasa ihtiyaçları veya likidite yönetimi gibi gerekçelerle Mayıs ayında 3 ton, yılın ilk beş ayında ise toplam 81 ton altın satışı yaptı.
Altının güvenli liman özelliği sona erdi mi?
Son sorumuz şöyle: Tüm bu gelişmelere bakarak altının güvenli liman özelliğinin sona erdiğini söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle hayır... Aksine, yaşanan bu süreç altının güvenli liman rolünün bittiğini değil, bu rolün uzun vadeli bir koruma mekanizması olduğunu, kısa vadedeki fiyat dalgalanmalarının ise tamamen finansal piyasalardaki teknik ve spekülatif çarklarla ilgili olduğunu gösteriyor. .
Altının bu özelliğini kaybetmediğinin en somut kanıtları ve gerekçelerişöyle:
* Dolar tutmayı riskli bulan merkez bankalarının rekor alımları: Küresel riskleri en iyi analiz eden kurumlar olan merkez bankaları altın rezervlerini tarihin en yüksek seviyelerine çıkarmak için harıl harıl fiziki altın topluyor. Yani, devletler, altını hala finansal sistemin nihai sigortası olarak görüyor.
* Kısa vadeli "sıvılaşma" paradoksu: Büyük kriz ve savaş anlarında altının düşmesi yeni bir durum değil. 2008 küresel finans krizinde ve 2020 pandemisinin ilk haftalarında da altın sert düşüşler yaşandı Bunun nedeni güvenli liman özelliğini kaybetmesinden çok, büyük fonların borsa ve diğer piyasalardaki devasa zararlarını kapatmak için ellerindeki en likit ve kârlı varlık olan altını satmak zorunda kalmaları... Bu nakit ihtiyacı karşılandıktan sonra altın her zaman çok daha güçlü rekorlarla geri döndü.
* Sistemik risk karşıtı tek varlık: Kağıt paralar (Dolar, Euro vb.) enflasyon karşısında erirken ve nükleer savaş riski gibi ortamlarda devlet tahvilleri bile risk altına girerken; altın arkasında hiçbir hükümetin borcu veya yükümlülüğü bulunmayan, batma riski sıfır olan tek varlık olmaya devam ediyor.
Haftanın önemli diğer gelişmeleri şu yönde:
Ortadoğu'da gerilim yeniden yükseldi ancak bankalar düşüş bekliyor
Ortadoğu'da gerilimin yeniden yükselmesi, ABD'nin İran'ı yeniden bombalamasıyla Brent petrolün varili 8 Temmuz Çarşamba günü kapanışta 78 dolara kadar çıktı. Pazartesi günü 72 dolardaydı. Fiyatlar daha sonra gevşedi ve 9 Temmuz Perşembe kapanışta 76,30 dolara indi.
Bankaların petrolle ilgili analizleri de yenileniyor. Goldman Sachs, İran'da yeni bir gerilimin petrol arzındaki toparlanmayı sekteye uğratabileceğini belirtirken, Citigroup Brent petrolün 2026'nın üçüncü çeyreğinde ortalama varil fiyatının 75 dolar seviyesinde gerçekleşmesini öngörüyor.
Goldman Sachs'ın tahminlerine göre, Basra Körfezi'ndeki ham petrol üretimi haziran ayında savaş öncesi seviyelerin yaklaşık 10,5 milyon varil/gün altında kaldı. Goldman Sachs, Basra Körfezi'nden petrol sevkiyatı ve fiyat görünümüne ilişkin risklerin iki yönlü olduğunu belirtti. Müzakerelerin sürmesi halinde sevkiyatların Temmuz sonuna kadar toparlanmasının beklendiği ifade edilirken, görüşmelerin başarısız olması ve tanker saldırılarının tırmanması durumunda petrol akışının yeniden azalabileceği vurgulandı.
Citigroup ise, Brent petrolün 2026'nın dördüncü çeyreğinde ortalama 70 dolar, 2027 genelinde ise ortalama 65 dolar seviyesinde gerçekleşeceğini öngördü. Citigroup, bu tahminlerin ABD ile İran arasında nihai bir anlaşmaya varılması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam olarak ulaşıma açılması varsayımına dayandığını belirtti.
IMF Temmuz raporu: Türkiye'de 2026 büyüme tahmini yüzde 2,9'a düşürüldü
IMF'nin Temmuz ayına ait Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nda hem küresel hem de Türkiye ekonomisine yönelik büyüme beklentisi Ortadoğu'daki savaşın ekonomik etkileri nedeniyle aşağı yönlü güncellendi. IMF, Türkiye ekonomisinin 2026 yılında yüzde 2,9, 2027 yılında ise yüzde 3,6 büyümesini beklediğini açıkladı. Nisan tahmininde 2026'da yüzde 3,4, 2027'de ise yüzde 3,5 büyüme öngörüldü. Böylece 2026 yılı büyüme tahmini aşağı yönlü revize edilirken, 2027 yılı beklentisi sınırlı şekilde yukarı çekildi.
Küresel büyüme beklentisi de aşağı çekildi
Raporda küresel ekonominin 2026 yılında yüzde 3, 2027 yılında ise yüzde 3,4 büyümesini beklediğini açıkladı. Nisan ayındaki tahminlerde küresel ekonominin 2026 yılında yüzde 3,1, 2027 yılında ise yüzde 3,2 büyüyeceği öngörülmüştü. Temmuz raporunda, büyüme oranlarının 2024-2025 döneminde kaydedilen ortalama yüzde 3,5'lik büyümenin altında kaldığına dikkat çekildi.
Ayrıca, küresel manşet enflasyonun 2025'te yüzde 4,1 seviyesinden 2026'da yüzde 4,7'ye yükseleceği, 2027 yılında ise yüzde 3,9'a gerileyeceği tahmin edildi.
IMF, küresel büyümedeki yavaşlamanın İran savaşının ekonomik etkilerinden kaynaklandığını, yapay zekâ alanındaki gelişmeler ve teknolojinin yaygınlaşmasının ise bu olumsuz etkinin bir bölümünü dengelediğini belirtti. Ekonomik görünüme ilişkin risklerin Nisan ayına göre daha dengeli hale geldiği ancak aşağı yönlü risklerin sürdüğü belirtilen raporda, çatışmaların yeniden tırmanmasının emtia fiyatlarında dalgalanmaya, tedarik zincirlerinde aksamalara ve finansal koşullarda bozulmaya yol açabileceği uyarısı yapıldı.
ABD %2,3 Euro bölgesi %0,9 ve Çin %4,6 büyüyecek
IMF, ABD ekonomisine ilişkin 2026 büyüme tahminini yüzde 2,3 seviyesinde korurken, 2027 yılı beklentisini yüzde 2,1'den yüzde 2,2'ye yükseltti. Euro Bölgesi için ise 2026 büyüme tahmini yüzde 1,1'den yüzde 0,9'a düşürülürken, 2027 yılı beklentisi yüzde 1,2 olarak sabit bırakıldı.
Raporda Almanya'nın 2026 büyüme tahmini yüzde 0,8'den yüzde 0,7'ye, 2027 tahmini ise yüzde 1,2'den yüzde 1'e indirildi. Japonya ekonomisinin 2026 büyüme tahmini yüzde 0,7'den yüzde 0,6'ya indirilirken, 2027 tahmini yüzde 0,6'dan yüzde 0,7'ye çıkarıldı.
IMF, Çin ekonomisine ilişkin büyüme tahminini yukarı yönlü revize etti. Rapora göre Çin ekonomisinin 2026 yılında yüzde 4,6, 2027 yılında ise yüzde 4,1 büyümesi bekleniyor. Nisan ayında yayımlanan raporda bu oranlar sırasıyla yüzde 4,4 ve yüzde 4 olarak öngörülmüştü. Hindistan'ın 2026 büyüme tahmini yüzde 6,5'ten yüzde 6,4'e düşürülürken, 2027 beklentisi yüzde 6,5'ten yüzde 6,7'ye yükseltildi.
Commerzbank'tan faiz uyarısı: TCMB'nin indirim alanı kalmadı
TÜİK’in Haziran ayı verilerinin ardından Türkiye ekonomisini merceğe alan Commerzbank son raporunda, enflasyonun ana eğilimindeki yüksek seyir nedeniyle Merkez Bankası’nın yakın dönemde faiz indirimine gidemeyeceğini vurguladı. Raporda şu ifadeler yer aldı:
"Aylık yüzde 0,9 olarak görünen görece düşük manşet veri, hem manşet hem de çekirdek enflasyonda yıllıklandırıldığında yaklaşık yüzde 24'lük manşet enflasyon ivmesine karşılık geliyor. Bu durum, İran savaşı nedeniyle yaşanan sıçramanın görüldüğü aylara kıyasla belirgin bir iyileşmeye işaret etse de, fiyat artışlarının mevcut hızı tek haneli enflasyona ulaşılması ya da TCMB'nin uzun vadeli yüzde 5 hedefi açısından inandırıcı bir patika sunmaktan hâlâ oldukça uzak."
İhracatçıya Avrupa freni: Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık pazarı daralıyor
İstanbul Sanayi Odası (İSO), Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını gösteren Haziran 2026 İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'ni yayımladı. Endeks, Haziran ayında sınırlı yükseliş gösterse de ihracat pazarlarındaki iyileşmenin zayıf seyrini sürdürdüğüne işaret etti. Endeks, Mayıs ayında 50,3 seviyesindeyken Haziran'da 50,4'e yükseldi. 50'nin üzerindeki değerler ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altı ise bozulmaya işaret ediyor.
Haziran ayında Türkiye'nin en büyük beş ihracat pazarından Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa'da üretim daralmaya devam etti. Almanya ve Fransa'da üretimdeki düşüş hız keserken, Birleşik Krallık'ta ekonomik aktivite Nisan 2025'ten bu yana en sert gerilemeyi kaydetti.
DİSK-AR: Asgari ücret enflasyon karşısında beş bin TL eridi
DİSK-AR, TÜİK'in Haziran ayı enflasyon verilerini açıklamasının ardından "Enflasyon Haber Bülteni"ni yayımladı. Bültende, TÜİK verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 32,11 olarak gerçekleştiği hatırlatıldı. Aralık ayına göre altı aylık enflasyonun ise yüzde 17,76 olduğu belirtildi. Son yıllarda yüksek seyreden enflasyonun dar gelirli kesimlerin alım gücü üzerinde olumsuz etki yarattığı vurgulanarak Haziran ayı itibarıyla asgari ücretin enflasyon karşısındaki kaybının 4 bin 986 TL olduğu, en düşük emekli aylığının aynı dönemde 3 bin 552 TL eridiği ifade edildi.
Maaşlar enflasyon ve vergilerle eridi: Kayıp 15 bin lirayı aştı
DİSK-AR’ın Haziran 2026 tarihli "Ücret Kayıpları İzleme Raporu", yüksek enflasyon ve adaletsiz vergi dilimleri yüzünden sigortalı milyonlarca işçinin yılın ilk beş ayında tam 890 milyar lira kaybettiğini ortaya koydu. Ortalama brüt ücretlerin neredeyse dörtte birinin eridiğini belirten veriler, asgari ücretliden en yüksek maaşlıya kadar tüm çalışanların vergi faturası altında ezildiğini vurguladı.
Raporda, yüksek enflasyon ve vergi sistemi nedeniyle sigortalı işçilerin ücretlerinde yaşanan kayıplara dikkat çekildi. DİSK-AR'ın hesaplamalarına göre, 2026 yılının ilk beş ayında (Ocak-Mayıs) sigortalı işçilerin enflasyon ve vergi kaynaklı toplam kaybı en az 889 milyar 991 milyon TL oldu.
Rapora göre yaklaşık 16,7 milyon sigortalı işçiyi kapsayan hesaplamalarda, enflasyonun ücretlere birikimli etkisi 458,8 milyar TL olarak hesaplandı. Gelir ve damga vergilerinin toplam maliyeti ise 431,2 milyar TL olarak gerçekleşti ve toplam kayıp 889 milyar 991 milyon TL'ye ulaştı. Bu tutarın, 2025'in ilk beş ayındaki 606,1 milyar TL'lik kayba göre yüzde 46,8 arttığı belirtildi.
Mayıs 2026 itibarıyla üst vergi dilimine girilmesi nedeniyle gelir ve damga vergisi kaynaklı kaybın 7 bin 79 TL olduğu belirtildi. Buna, ilk beş aylık yüzde 16,61'lik enflasyon karşısında oluşan 8 bin 458 TL'lik kayıp da eklendi. Böylece ortalama bir işçinin 64 bin 985 TL tutarındaki brüt ücretinin 15 bin 537 TL'sinin vergi ve enflasyon nedeniyle eridiği hesaplandı.
En düşük aylık alan 5.1 milyon emekli açlık sınırının 12 bin lira altında kaldı
Meclis’teki torba yasa teklifinin kabul edilmesiyle en düşük aylık işçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına yapılan yüzde 17.76 zamla aylıklar 23 bin 552 liraya çıkacak.
Böylece en düşük emekli aylığını alanların sayısı 4.9 milyon 5.1 milyon kişiye çıkacak ve 5.1 milyon kişi Ocak ayına kadar açlık sınırının epey altındaki 23 bin 552 lira ile geçinmeye çalışacak. Biraz üzerinde aylık alanlar da eklendiğinde sayı çok daha fazla artıyor. Türk-İş’in Haziran 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırmasına göre açlık sınırı 35 bin 759 TL’ye ulaştı. En düşük emekli aylığı açlık sınırının 12 bin 207 lira altında.
Esnaf kepenk indiriyor, yeni açılan işyeri sayısında sert düşüş var
Türkiye'de yılın ilk beş ayında açılan esnaf işyeri sayısı azalırken, kapanan işyeri sayısı artış gösterdi. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu'nun (TESK) Ticaret Sicil istatistiklerinden derlenen verilere göre, Ocak-Mayıs döneminde açılan işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,66 gerilerken, kapanan işyeri sayısı yüzde 8,13 arttı. Yılın ilk beş ayında açılan esnaf işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemindeki 134 bin 234 seviyesinden 121 bin 261'e düştü. Aynı dönemde kapanan işyeri sayısı ise 49 bin 905'ten 53 bin 88'e yükseldi.
Mayıs ayı verileri de açılan işyeri sayısındaki yavaşlamaya işaret etti. Geçen yıl Mayıs ayında 27 bin 438 olan açılan esnaf işyeri sayısı, bu yılın aynı ayında yüzde 29,24 azalarak 19 bin 414'e geriledi. Kapanan işyeri sayısı ise, yüzde 20,6 düşüşle 9 bin 130'dan 7 bin 244'e indi.
Türkiye'de kayıtlı esnaf sayısı 2 milyon 286 bin ve 86 milyon 92 bin olan Türkiye nüfusunun yüzde 2,66'sı kayıtlı esnaf konumunda bulunuyor.
TGSD: Rekabet gücümüzün önündeki temel engel makro politikalar
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) hazırladığı; hazırgiyim sektörünün küresel rekabetteki konumunu 23 ülke arasında sekiz ana parametre ve 21 alt gösterge üzerinden analiz eden “Küresel Rekabetçilik Matriksi” raporuna göre, Türkiye’nin düşük maliyetli fason üretim yarışını geri dönüşsüz şekilde kaybettiği belirtilirken; sektörün tasarım, kalite ve lojistik gibi yapısal avantajlarını kullanarak “değer odaklı” bir modele geçiş yapması gerektiği vurgulandı.
Alıcıların sipariş kararında en etkili maliyet kaleminin yüzde 52 ile işçilik maliyeti olduğu belirtilen rapora göre Türkiye’de işçilik maliyetleri dolar bazında Hindistan’dan 18 kat, Bangladeş’ten 8 kat daha yüksek. Türkiye’nin 18. sırada yer aldığı saf maliyet yarışının yapısal olarak ve geri dönüşsüz şekilde kaybedildiği ifade edilirken raporun esas vurguladığı ise bu kayıp karşısında Türkiye’nin “değer” ölçümündeki yeri. Değer endeksinde Türkiye 100 üzerinden tasarımda 80, tekstil altyapısında 90 ve yetişmiş işgücünde 88 puanla İtalya ve Portekiz’le aynı segmentte konumlandırıldı.
TGSD Başkanı Toygar Narbay ise işçilik maliyetinin yüzde 52’lik etkisi yüzde 31’e simüle edilse bile Türkiye’nin rekabetteki yerinin sadece iki basamak yükseldiğine dikkat çekti. Narbay, “Konu işçi ücretleri değil. Türkiye’de işçi maliyetimiz azaldığında sektörlere yararı olmayacağı gibi işçi maaşlarının artması da gerçek enflasyon karşısında işçinin alım gücünü artırmayacak. Temel konu finansal/makro sorunlarımız. Enflasyonun düşürülmesi ve kurun olması gereken yere taşınması lazım.”
Haziran'da en çok kazandıran yatırım devlet tahvili oldu
TÜİK verilerine göre, Haziran ayında aylık bazda yatırımcısına en yüksek reel getiriyi devlet iç borçlanma senetleri sağlarken, yıllık bazda zirvenin sahibi borsa oldu. Kısa vadede mevduat faizi ve döviz kazandırırken hisse senetleri ile altın kaybettirdi; yıllık tabloda ise borsa ve altın yüz güldürürken döviz cinsleri reel olarak değer kaybetti.
Haziran ayında devlet tahvilleri, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 2,42 ile yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sağladı. TÜFE ile yapılan hesaplamada mevduat faizi (brüt) yüzde 2,17, ABD Doları yüzde 0,85 oranında reel getiri sağlarken, Euro yüzde 0,62, BIST 100 endeksi yüzde 2,36 ve külçe altın yüzde 6,64 oranında değer kaybetti.
TÜİK verilerine göre yıllık bazda da en yüksek reel getiri BIST 100 endeksinde gerçekleşti. BIST 100 endeksi, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 14,34 oranında yatırımcısına reel getiri sağladı. TÜFE ile indirgendiğinde ise külçe altın yüzde 12,60, DİBS yüzde 3,62 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 2,04 oranında reel getiri sağlarken, ABD Doları yüzde 11,26 ve Euro yüzde 11,38 oranında yatırımcısına kaybettirdi.
Haziran'ın zam şampiyonu soğan tarlada 15, markette 45 TL
Kısa bir süre önce kilosu 50 liraya kadar çıkan geçen hafta itibarıyla marketlerde 25-45 lira arasında satılan kuru soğan, halen tarlada 15 ile 25 TL arasında alıcı buluyor. Amasyalı üreticiler, verdikleri emeğin karşılığında soğanın kafelerde satılan bir bardak çaydan bile daha ucuza gitmesine dikkat çekiyor. Amasya'da uzun yıllardır soğan üretimi ve satışı yapan Oğuz Çelik, bahar aylarındaki yağışlar nedeniyle hasadın geciktiğini belirterek, "Soğanlarımız şu an tarlada 15 ile 25 TL arasında satılıyor. Yeni ürünlerin piyasaya girmesiyle birlikte önümüzdeki 15 gün içinde fiyatların normal seyrine dönmesini ve hem çiftçiyi hem de tüketiciyi memnun edecek bir seviyeye gelmesini bekliyoruz" dedi.
İTO, Haziran ayında İstanbul’da fiyatı en çok artan ürünlerin başında yüzde 46,54 ile artış ile kuru soğanın geldiğini açıklamıştı.
Mayıs'ta bina inşaat maliyeti yıllık %28,5 arttı
TÜİK, 2026 yılı mayıs ayına ilişkin İnşaat Maliyet Endeksi verilerini yayımladı. Buna göre inşaat maliyet endeksi, Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 1,87, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 29,84 arttı.
Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 1,77, işçilik endeksi yüzde 2,04 yükseldi. Yıllık bazda ise malzeme endeksi yüzde 28,62, işçilik endeksi yüzde 32 arttı.
Bina inşaatı maliyet endeksi ise, Mayıs'ta bir önceki aya göre yüzde 1,96, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 28,56 artış kaydetti.
Motorine peş peşe iki zam: Litre fiyatı 67 liraya dayandı
Küresel dalgalanmalar ve peş peşe gelen vergi düzenlemeleriyle akaryakıt etiketleri değişmeye devam ederken, motorin grubuna üst üste ikinci kez zam yapıldı. Motorinin litre fiyatına 8 Temmuz Çarşamba günü 76 kuruş zam yapıldı. Motorin grubunda bir önceki gün de (7 Temmuz) litre başına 1 lira 33 kuruşluk fiyat artışı uygulanmıştı. Böylece motorin fiyatı iki gün içinde toplam 2 lira 9 kuruş yükseldi. İstanbul Avrupa Yakası'nda motorinin litre fiyatı 66.78 TL oldu. Benzinin litre fiyatı 62.87 TL.
Savunma sanayi şirketi Assan Group Roketsan'a satıldı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü askeri casusluk soruşturması sonrası yönetimi TMSF’ye devredilen savunma sanayi şirketi Assan Group’un satış ihalesini, 471 milyon dolarlık teklifle Roketsan kazandı. Roketsan kazandı. Geçtiğimiz ay satışa çıkarılan şirket için İstanbul'da düzenlenen ihalede 471 milyon dolarlık en yüksek teklifi veren Roketsan, çoğunluğu Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na ait olan ortaklık yapısıyla fabrikanın yeni sahibi oldu.
Çocuk, genç ve yaşlı nüfusumuz dünya ortalamasının altında ancak AB'den yüksek
TÜİK, Dünya Nüfus Günü kapsamında Birleşmiş Milletler'in (BM) 2025 yılı nüfus tahminlerini yayımladı. Buna göre Türkiye, 86 milyon 92 bin 168 kişilik nüfusuyla 194 ülke arasında 18. sırada yer aldı. 2025 yılı ortası itibarıyla dünya nüfusu 8 milyar 231 milyon kişi olarak hesaplandı. En fazla nüfusa sahip ülke 1 milyar 463 milyon kişiyle Hindistan olurken, onu 1 milyar 416 milyon kişiyle Çin ve 347 milyon kişiyle ABD izledi. Bu üç ülke dünya nüfusunun yüzde 39,2'sini oluşturdu.
Türkiye'de çocuk nüfus oranı yüzde 24,8 ile yüzde 29,3 olan dünya ortalamasının altında kaldı. AB üyesi 27 ülkenin tamamından daha yüksek gerçekleşti. Türkiye'de 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfus oranı ise yüzde 14,8 seviyesinde gerçekleşti. Türkiye bu konuda yüzde 15,6 olan dünya ortalamasının altında kalmasına rağmen, AB ülkelerinin tamamından daha yüksek oldu.
65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı Türkiye'de yüzde 11,1 olarak hesaplanırken, yine yüzde 10,4 olan dünya ortalamasının üzerinde ancak AB ülkelerinin tamamından daha düşük seviyede kaldık.
Doğurganlık hızında düşüş var, dünya ortalamasının altındayız
Dünya genelinde toplam doğurganlık hızı kadın başına ortalama 2,24 çocuk olarak hesaplanırken, Türkiye'de ise bu oran 1,42 çocuk seviyesinde gerçekleşerek dünya ortalamasının altında kaldı. AB ülkeleri arasında en yüksek doğurganlık hızı 1,74 çocuk ile Bulgaristan'da ölçüldü.
En yüksek doğurganlık hızı kadın başına 5,94 çocuk ile Çad'da görülürken, en düşük oran 0,75 çocuk ile Güney Kore'de kaydedildi.
BM tahminlerine göre 2025 yılında doğuşta beklenen yaşam süresi dünya genelinde 73,5 yıl olarak hesaplandı. Erkeklerde bu süre 70,9 yıl, kadınlarda ise 76,2 yıl oldu.
Türkiye'de erkekler için doğuşta beklenen yaşam süresi 75,5 yıl, kadınlar için ise 80,7 yıl olarak tahmin edildi. Böylece hem erkeklerde hem de kadınlarda yaşam süresi dünya ortalamasının üzerinde gerçekleşti.
Meclis’e sunulan torba teklifte işverene İşsizlik Fonu'ndan destek teklifi var
Muhalefetin ve sendikaların, işçilerin işsiz kaldıklarında yararlandıkları “işsizlik maaşının” artırılması, ödenekten yararlanma koşullarının kolaylaştırılması talepleri sürerken, Meclis’e sunulan “torba teklif” ile İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işverenlere destek verilmesi öngörülüyor. Cumhuriyet'ten Mustafa Çakır'ın haberine göre, işverenlerin işçi çıkarmaması için yine İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları kullanılacak.
Teşvik ve destekler kapsamında 2026 yılında toplam 51 milyar TL, 2027 yılında 62 milyar TL ve 2028 yılında 75 milyar TL olmak üzere toplam 188 milyar TL kaynak kullanılması öngörülüyor.
ÇAYKUR 2026'da kuru çaya üçüncü zammı yaptı
Yaş çay alım kampanyasının ardından fiyat artışlarına devam eden ÇAYKUR, kuru çay çeşitlerine bugünden itibaren geçerli olmak üzere yüzde 15 oranında yeni bir zam daha yaptı. Kurum, 8 Nisan'da çay fiyatlarına yüzde 10, ikinci fiyat artışını da 22 Mayıs'ta yüzde 15 zam yapmıştı. Son yüzde 15'lik artışla birlikte ÇAYKUR, yılın ilk yedi ayında çay fiyatlarına kümülatif olarak yaklaşık yüzde 40 zam yapmış oldu.
Elon Musk’un serveti bir anda 500 milyar dolar eriyiverdi
Elon Musk sahip olduğu şirketlerin hisselerinin değer kaybıyla servetinde 500 milyar doları aşkın bir erime yaşadı. Tesla hisseleri Temmuz başındaki 428 dolardan 9 Temmuz'da 394 dolara, SpaceX hisseleri ise 16 Haziran'da ulaştığı 225 dolardan 9 Temmuz'da 148 dolara geriledi. Sadece 7 Temmuz günü SpaceX hisselerinde yüzde 6,8 düşüş yaşandı. Bu düşüşle birlikte dünyanın en zengin kişisi Elon Musk'un servetinde bir günde 58,2 milyar dolarlık kayıp oldu.
SpaceX ve Tesla hisselerinde kayıplarla birlikte Elon Musk’ın servetinde de zirve seviyesine kıyasla keskin bir gerileme yaşandı.
Forbes'in gerçek zamanlı milyarderler listesine göre 9 Temmuz itibarıyla serveti 927.2 milyar dolara indi. Geçen ay ulaştığı 1,45 trilyon dolarlık zirve seviyeye kıyasla toplam kayıp 500 milyar doların üzerine çıktı.
Piyasalarda yaşanan sert satış dalgasıyla halka arz seviyesine doğru geri çekilen SpaceX hisseleri kısa vadede baskı altında kalsa da küresel dev bankalar şirket için yüksek hedef fiyat öngörülerini korumaya devam ediyor. Sektördeki konumuna ve uzun vadeli büyüme potansiyeline yönelik iyimser beklentiler korunuyor.
FED'in faiz artıracağına dair beklentiler artıyor
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) 2026 yılı içinde politika faizini artıracağına ilişkin beklentiler güçleniyor. CME FedWatch verilerine göre piyasalar, Fed'in eylül ayında faiz artırma ihtimalini önceki günlere göre daha yüksek fiyatlıyor. Beklentiler yaklaşık yüzde 57 seviyesinden yüzde 63'ün üzerine yükseldi. Yüksek faiz beklentileri, doların güçlenmesine neden olurken, faiz getirisi bulunmayan değerli metaller üzerinde baskı oluşturuyor.
Societe Generale: 2026'nın ikinci yarısında da dolar güçlenmeyi sürdürecek
Fransız bankası Societe Generale, ABD ekonomisindeki güçlü büyüme görünümü nedeniyle doların 2026'nın ikinci yarısında da küresel piyasalarda güçlü kalacağı değerlendirmesinde bulundu. Banka, bu beklenti doğrultusunda DXY dolar endeksinin yıl sonuna kadar 103,6 seviyesine yükseleceğini tahmin etti. Raporda, Euro/dolar paritesinin ise yıl sonuna kadar 1,11 seviyesine gerileyebileceği öngörüldü.
ABD ekonomisindeki güçlü ekonomik aktivitenin enflasyonun hedef seviyenin üzerinde kalmasına yol açabileceğini öngören bankaya göre bu görünüm, FED'e yönelik faiz indirimi yönündeki baskıyı azaltabilir.
