16 Ekim 2026

Levent Gürses - Enflasyonda yüzde 30’un altına IMF de ikna olmadı

levent-gurses-enflasyonda-yuzde-30un-altina-imf-de-ikna-olmadi

Enflasyonda yüzde 30’un altına IMF de ikna olmadı

 Levent Gürses

Yoğun bir haftayı geride bıraktık. Uluslararası Para Fonu (IMF) - Dünya Bankası ortak toplantıları Bangkok’ta yapıldı. Çeşitli raporlar açıklandı, küresel ekonominin geleceğine dair uyarılar yapıldı. Yapay zekânın istihdam için yıkıcı bir tehdit olabileceği, yükselen tahvil getirilerinin mali riskleri artırdığı vurgulandı. Yüksek kamu borcu, yeniden ortaya çıkan enflasyon baskıları ve artan borçlanma maliyetleri nedeniyle olası şoklar karşısında ekonomiyi desteklemenin daha dar bir hareket alanına sahip olduğu belirtildi.

Türkiye için önemli olan ise, IMF’nin “enflasyonda yüzde 30’un altı”na inanmıyor olmasıydı. Her yıl iki kez düzenli olarak yayımlanan ve küresel ekonomiye dair öngörülerin güncellendiği Dünya Ekonomisinin Görünümü Ekim ayı raporunda, IMF yılsonu enflasyon beklentisini yüzde 31,2’ye çıkardı. Nisan ayında yayımlanan daha önceki yüzde 28,6’ydı.

Oysa Eylül 2026 itibarıyla 57 ay sonra yıllık enflasyon oranı yüzde 30’un altına inerek yüzde 29,73 olarak gerçekleşmişti. Enflasyon, Aralık 2021’den bu yana ilk kez yüzde 30 seviyesinin altına gerilemişti.

Bilindiği gibi, Eylül ayında güncellenen Orta Vadeli Program’da (OVP) yılsonu enflasyon hedefi yüzde 28,4 olarak belirlenirken, Merkez Bankası, son enflasyon raporu güncellemesinde yılsonu tahminini yüzde 28 olarak öngördü.

Haftanın önemli gelişmeleri şöyle:

 

IMF, Türkiye ekonomisi için enflasyonu yukarı çıkardı, büyüme tahminini düşürdü

Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel ekonomik büyüme tahminini bu yıl için yüzde 3’ten yüzde 3,1’e çıkardı. Gelecek yıl da yüzde 3,4 büyüme bekleniyor. IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun Ekim sayısını yayımladı.

Raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7, gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği belirtildi. IMF, Temmuz ayındaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 2,9, 2027’de yüzde 3,6 büyümesini öngörmüştü. Türkiye’nin 2026 ortalama enflasyon tahmininin yüzde 31,2 ve 2027 tahmininin yüzde 26,5 olmasının beklendiği kaydedildi.

Türkiye için 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi de yüzde 31,2’ye yükseldi. 2027 yıl sonu beklentisinin ise yüzde 26,5 olduğu kaydedildi. Bir önceki raporda Türkiye’de 2026 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,6 ve 2027’de yüzde 21,4 olacağı öngörülmüştü.

Küresel enflasyonun da yükselmesi bekleniyor

Raporda, küresel manşet enflasyonun büyük ölçüde enerji ve gıda fiyatlarından kaynaklanan geçici artışın etkisiyle 2026’da yüzde 4,7’ye yükselmesinin, ardından 2027’de yüzde 4,1’e gerilemesinin beklendiği belirtildi. Küresel ticaret hacmindeki büyümenin 2026’da yavaşlamasının, 2027’de ise istikrar kazanmasının beklendiğine işaret edilen raporda, bu görünümde tarifelerin olumsuz etkisi, üretim zincirlerindeki uyum süreci ve teknolojiyle bağlantılı ticaretin güçlü seyrini sürdürmesinin etkili olduğu ifade edildi.

Raporda, küresel dengesizliklerin orta vadede yalnızca ılımlı ölçüde azalmasının beklendiği, orta vadeli büyüme görünümünün ise tarihsel standartlara kıyasla zayıf kalmaya ve ülkeler arasında farklılaşmaya devam ettiği aktarıldı.

Risklerin aşağı yönlü eğilimi olduğuna işaret edilen raporda, Orta Doğu’da uzun süreli bir çıkmazın devam etmesinin veya gerilimin daha da tırmanmasının enerji ve gıda fiyatlarının yüksek ve oynak kalmasına, enflasyonist baskıların yeniden güçlenmesine, mali ve dış dengelerin bozulmasına ve büyümeyi baskılamasına yol açabileceği uyarısında bulunuldu.

Euro Bölgesi’nin büyüme tahmini yukarı yönlü revize edildi

Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, gelişmiş ekonomiler grubunda yer alan ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 2,3’te korunduğu, gelecek yıl için yüzde 2,2’den yüzde 2,3’e yükseltildiği aktarıldı.

Euro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,9’dan yüzde 1,1’e yükseltildiği belirtilen raporda, bölge ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin yüzde 1,2’de sabit tutulduğu kaydedildi.

Raporda, Almanya’nın büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,7’den yüzde 1,3’e, gelecek yıl için yüzde 1’den yüzde 1,1’e çıkarıldığı, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin ise bu yıl için yüzde 0,6’dan yüzde 0,4’e, gelecek yıl için yüzde 0,9’dan yüzde 0,7’ye indirildiği bildirildi.

İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,5’ten yüzde 0,8’e, gelecek yıl için yüzde 0,5’ten yüzde 0,6’ya yükseltildiği kaydedilen raporda, İspanya ekonomisine dair büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 2,1’den yüzde 2,5’e çıkarıldığı, gelecek yıl için yüzde 1,8’de korunduğu aktarıldı.

Raporda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 1’den yüzde 1,3’e çıkarıldığı, gelecek yıl için yüzde 1,3’ten yüzde 1,2’ye düşürüldüğü, Kanada ekonomisinin büyüme tahminlerinin bu yıl için yüzde 1,1, gelecek yıl için yüzde 1,7’de korunduğu, Japonya ekonomisinin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,6’dan yüzde 0,7’ye yükseltildiği, gelecek yıl için yüzde 0,7’de sabit tutulduğu kaydedildi.

Çin’in büyüme tahminleri düşürüldü

IMF’nin raporunda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler grubunda Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,6’dan yüzde 4,5’e, gelecek yıl için yüzde 4,1’den yüzde 4’e düşürüldüğü bildirildi. Hindistan ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahmininin yüzde 6,4’ten yüzde 7’ye, gelecek yıla ilişkin tahminin de yüzde 6,7’den yüzde 7’ye çıkarıldığı kaydedilen raporda, Rusya ekonomisine dair büyüme beklentisinin ise bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 1,1’den yüzde 0,9’a düşürüldüğü aktarıldı.

Uyum sağlama imkânları hızla daralıyor

Raporda, küresel ekonominin dayanıklılığını yeniden ortaya koyduğu ancak bu dayanıklılığın ülkeler arasında eşit dağılmadığı ve kısa vadede ekonomilerin uyum sağlama imkanlarının hızla daraldığı belirtildi.

Orta Doğu’da uzayan savaş ve ticaret gerilimlerinden kaynaklanan süregelen baskılara rağmen 2026’nın ilk yarısındaki ekonomik faaliyetin beklenenden daha iyi seyrettiği aktarılan raporda, yapay zekâya yönelik güçlü yatırımların yön verdiği teknoloji döngüsünün talebi destekleyen bir ivme yarattığı kaydedildi.

IMF Başkanı yapay zekânın istihdamdaki ‘tsunami’ etkisinden endişeli

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarındaki ilk konuşmasında yapay zekâ konusunda, “Bu yavaş ilerleyen bir tsunami, ancak yine de bir tsunami” dedi.

Yapay zekânın istihdam üzerindeki etkisine dair bir oturumda konuşan IMF Başkanı, bu teknolojinin rutin ve tekrarlayan görevleri üstlenerek halihazırda çalışana olan talebi azalttığını belirtti. Aynı zamanda inşaat gibi sektörlerde düşük ücretli işlerin sayısını artırdığına dikkat çeken yetkili, bunun ‘kutlanacak bir durum olmadığını’ ifade etti.

Bunun kamu maliyesi açısından geniş kapsamlı sonuçları olan bir dönüşüm olduğunu belirten Georgieva “Bugün, bundan beş yıl sonra iş dünyasının tam olarak nasıl bir hal alacağını hayal edemiyoruz. Ancak disiplinli davranıp olup bitenleri dikkatle değerlendirebilir, bunlardan dersler çıkarabilir ve en önemlisi bu dersler doğrultusunda hemen harekete geçebiliriz” yorumunu yaptı.

Finansal istikrar için yapay zeka, faiz ve siber saldırı uyarısı

IMF, Küresel Finansal İstikrar Raporu’nun “Dayanıklılık, Risk ve Dönüşüm” başlıklı Ekim sayısında yapay zekâ kaynaklı piyasa düzeltmesi, devlet tahvili faizlerindeki sert yükseliş ve siber saldırıların küresel finansal istikrar açısından oluşturduğu risklerin giderek arttığı uyarısında bulundu.

Küresel finansal piyasaların güçlü ekonomik büyüme ve şirket kârlılıklarının desteğiyle dayanıklılığını koruduğu, finansal koşulların da görece elverişli seyrettiği, ancak yapay zekâ kaynaklı piyasa düzeltmesi, devlet tahvili faizlerinde sert yükseliş ve siber saldırılar olmak üzere üç temel riskin giderek arttığı belirtildi.

1,4 trilyon dolarlık gelir taahhüdü karşılığında 650 milyar dolarlık borçlanma

Bu risklerin finansal sistemdeki mevcut kırılganlıklarla birleşmesi halinde daha geniş çaplı finansal stres yaratabileceğine işaret edilen yazıda, yüksek borçlanma, likidite kıtlığı ve piyasalar arasındaki güçlü bağlantıların olası şokların etkisini daha geniş çaplı bir finansal baskıya dönüştürebileceği vurgulandı.

Yapay zeka sektöründeki şirketler arasında hisse ve borç akışlarına dayanan döngüsel finansman anlaşmalarının da risk oluşturduğuna işaret edilerek, “2023’ten bu yana gerçekleşen bu tür 14 işleme yönelik incelememiz, gelecekteki 1,4 trilyon dolarlık gelir taahhüdü karşılığında yaklaşık 300 milyar dolarlık öz sermaye yatırımı ve 650 milyar dolarlık borçlanma yapıldığını ortaya koydu.” ifadelerine yer verildi.

Finans sektörünün dijitalleşmesi ve birbirine daha fazla bağlanmasıyla siber saldırıların sistemik risklerin büyüyen bir kaynağı haline geldiği belirtilen yazıda, büyük bir saldırının ödeme sistemlerini, alım satım işlemlerini, mevduatlara erişimi ve diğer kritik finansal hizmetleri durma noktasına getirebileceği vurgulandı.

IMF’den yükselen tahvil getirilerinin mali riskleri artırdığı uyarısı

IMF, yüksek borçluluk döneminde artan borçlanma maliyetlerinin kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırdığını ve güvenilir mali konsolidasyon adımlarının daha acil hale geldiğini bildirdi. IMF’nin, Mali İzleme Raporu’na ilişkin blog yazısında, yüksek ve artan borç düzeyinin maliye politikası ile faiz oranları arasındaki etkileşimi güçlendirdiği belirtildi.

Borçluluğun halihazırda yüksek olduğu durumlarda politika faizlerindeki artışın bütçe açıklarını ve borç stokunu daha fazla kötüleştirdiğine işaret edilen yazıda, yüksek borçluluğun piyasa faizlerini mali gelişmelere karşı da daha duyarlı hale getirdiği vurgulandı.

Başlıca gelişmiş ekonomilerde uzun vadeli devlet tahvili getirilerinin keskin biçimde yükseldiğine değinilen yazıda, şubat-eylül döneminde G7 ülkelerinin 10 yıllık devlet tahvili getirilerinin ortalamasının 1 puandan fazla artarak yaklaşık 20 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı kaydedildi. Yazıda, küresel kamu borcunun 2030’a kadar küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 100’ünü aşmasının beklendiğinin altı çizilerek, bu seviyeye en son İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından ulaşıldığı hatırlatıldı.

AKP’nin fon teklifi komisyondan geçti: 1 milyon liraya kadar ara ödeme

Tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarına ilişkin düzenlemeleri içeren kanun teklifi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. Teklif, net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılar için bu tutara kadar, net yatırım tutarı 1 milyon ve üzerinde olanlar içinse en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılmasını öngörüyor.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifin Meclis Başkanlığı’na sunulmasından öncesinde düzenlediği basın toplantısıyla, düzenleme içeriğine ilişkin bilgi verdi, fonların tasfiye sürecinde kamu kaynaklarının kullanılmayacağını açıkladı.

Düzenleme ile yatırımcılara “1 milyon lira ara ödeme” olanağı sağlandığını kaydeden Güler, “Sorunun üstüne gideceğiz, virüsü bünyeden atacağız. Yatırımcının hakkı korunacak. Suç işleyenler ödemelerden asla yararlanmayacak” dedi.

Buna göre, net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılara bu tutara kadar, net yatırım tutarı 1 milyon lira ve üzerinde olanlar içinse 1 milyon lira ada ödeme yapılabilecek. Ancak ödeme, yatırımcının net yatırım tutarını aşamayacak ve fonun tasfiye malvarlığındaki kaynaklarla sınırlı olacak. Teklifin TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek yasalaşması bekleniyor.

Akın Gürlek: 214 kişi üç fondan yaklaşık 188 milyar lira kar elde etti

Adalet Bakanı Akın Gürlek, tasfiye edilen fonlardan 100 milyon liranın üzerinde kazanç sağlayan 214 kişinin tespit edildiğini açıkladı. Sabah gazetesine açıklama yapan Adalet Bakanı Gürlek, bu kişilerin 141’inin gerçek, 73’ünün tüzel kişi olduğunu söyledi.

Adalet Bakanı, bu kişilerin üç fondan toplam 187 milyar 653 milyon gelir elde ettiğini belirtti. Eylül ortasında borsada yaşanan sert düşüşlerle görünür hale gelen fon krizinin merkezinde, yedi portföy yatırım şirketinin 131 yatırım fonu var.

187,6 milyar lira kazanan 214 kişi ve şirketin hesapları donduruldu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, fon şirketlerinin hesaplarında yapılan incelemelerde 141’i gerçek kişi, 73’ü de tüzel kişi olan 214 kişinin 3 fondan toplam 187 milyar 653 milyon kâr ettiği belirlenmişti. Başsavcılık, tespit edilen kişi ve şirketleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) bildirdi. TMSF’nin, listedeki kişi ve şirketlere kazançların iadesi konusunda resmi bildirimler yapmaya başladığı belirtildi.

Soruşturma kapsamında, fonlardan yüksek kazançla çıkış yaptığı belirtilen 141 kişi ile 73 şirketin hesaplarına bloke konuldu. Kişi ve şirket sahipleri hakkında mahkeme kararıyla yurtdışına çıkış yasağı da getirildi.

Gizli liste: Krizden önce 141 kişi fonlardan çıktı

Fon soruşturması kapsamında savcılığın 19 Ağustos’ta SPK’ya gönderdiği yazıyla 17 Eylül’deki tasfiye kararı arasındaki zamanda gizli soruşturmayı kimlerin haber aldığı sorusu araştırılıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü fon soruşturmasında şüpheli sayısı 220’ye, tutuklu sayısı 85’e yükseldi, ancak skandala ilişkin her gün yeni bir iddia ortaya atılıyor ve tartışmanın boyutu büyüyor. Skandalın şu anda kilitlendiği nokta SPK’nın müdahalesinden önce sistemden çıkan 141 kişinin kim olduğu.

Deutsche Welle Türkiye’den Alican Uludağ’ın haberine göre, bu isimlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a liste halinde verildiği belirtilirken, savcılığın bu isimlerle ilgili adli işlem yapıp yapmadığı da soru işaretleri arasında.

Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak istifa etti

Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü Taha Çakmak, görevinden istifa ettiğini duyurdu. Çakmak hakkında tedbir kararları alındı. Mal varlığına tedbir kararı ile yurtdışı yasağı getirildi.

Taha Çakmak, Ağustos 2023’te Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürlüğü görevine atanmıştı. Çakmak daha önce BDDK Başkan Yardımcılığı ve Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştu.

Taha Çakmak, 2019 yılında T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığında Daire Başkanlığı görevi sonrasında 2019-2021 yılları arasında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunda Başkan Yardımcılığı,2021-2023 yılları arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. Çakmak, 3 Ağustos 2023 itibarıyla Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’te Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görev alıyordu.

DİSK-AR: Enflasyon ve vergilerin işçilere 9 aylık faturası en az 2 trilyon 254 milyar TL

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Ekim 2026 Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nu açıkladı. Raporda, ortalama kayıtlı işçi ücretleri esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, 2026’nın 9 ayında vergi ve enflasyonun 17 milyonun üzerindeki sigortalı işçiye birikimli toplam maliyetinin en az 2 trilyon 254 milyar 221 milyon lira olduğu belirtildi. Bu dönemde sigortalı işçilerin sadece 9 aylık enflasyon nedeniyle yaşadığı birikimli parasal kaybın 1 trilyon 223 milyar lirayı aştığı kaydedilen raporda, vergi kaynaklı birikimli erimenin ise 1 trilyon 31 milyar lira seviyesinde gerçekleştiği aktarıldı.

Enflasyon ve gelir vergisi sisteminin emek gelirleri üzerindeki yükü artırdığı belirtilen raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Enflasyon ve gelir vergisi adaletsizliği nedeniyle işçi sınıfının 2 trilyon 254 milyar liralık ücreti erimiştir. Enflasyon işçi sınıfını yoksullaştıran bir emme basma tulumbadır. İşçilerden alıp zenginlere kaynak aktarmaktadır. Öte yandan, adaletsiz vergi sistemi gelir eşitsizliğini daha da derinleştirmekte ve ücret gelirleri üzerindeki yükü artırmaktadır. Günün sonunda işçilerin harcanabilir net ücretleri, enflasyon karşısında korunması gereken düzeyin hızla altına düşmektedir.”

Eylül ayında brüt asgari ücretteki toplam kayıp 11 bin 782 lira

TÜİK verilerine göre Eylül 2026 itibarıyla 9 aylık resmi enflasyonun (TÜFE) yüzde 24,32 olarak gerçekleştiği hatırlatılan raporda, net asgari ücretin enflasyona göre parasal kaybının 6 bin 828 lira olduğu ve asgari ücretin alım gücünün 21 bin 248 liraya gerilediği ifade edildi. Raporda, 33 bin 30 liralık brüt asgari ücrette Eylül 2026’da kesinti, enflasyon ve vergi nedeniyle yaşanan kayıplara ilişkin şunlar kaydedildi:

“Asgari Ücret: Ocak-Eylül 2026 arasındaki 9 aylık dönemde asgari ücrette vergi, kesinti ve enflasyon nedeniyle yaşanan toplam parasal kayıp 83 bin 360 lira oldu. Böylece asgari ücret yılın 9 ayında toplam yüzde 28 eridi. Eylül ayında brüt asgari ücretteki toplam kayıp 11 bin 782 lira olarak gerçekleşti.

Asgari Ücretin 2 Katı Ücretler: Brüt 66 bin 60 lira ücret alan bir işçinin eline geçen kullanılabilir ücret Eylül 2026’da 35 bin 81 liraya geriledi. Gelir vergisi dilimlerinin artması ve enflasyonun etkisiyle brüt ücretten 19 bin 705 lira vergi ve kesintilere giderken, enflasyon kaynaklı alım gücü kaybı 11 bin 273 lira oldu. Bu ücret grubundaki 9 aylık toplam kayıp 216 bin 647 lira (yüzde 36,4 erime) olarak hesaplandı.

Asgari Ücretin 2,5 Katı Ücretler: Ocak-Eylül 2026 döneminde bu ücret düzeyindeki toplam kayıp 287 bin 615 liraya ulaştı. Yılın 9 ayında yaşanan toplam erime oranı yüzde 38,7 oldu.

Asgari Ücretin 3 Katı Ücretler: Brüt 99 bin 90 lira olan ücret grubunda, Eylül 2026’da vergi ve kesintiler nedeniyle 32 bin 491 lira, enflasyon nedeniyle ise 16 bin 197 lira erime yaşandı. Ele geçen ücretin alım gücü 50 bin 402 liraya gerilerken, brüt ücretin yüzde 49,1’i vergi, kesinti ve enflasyona gitti. Bu gruptaki 9 aylık toplam kayıp 358 bin 752 lira (yüzde 40,2 erime) seviyesinde gerçekleşti.”

6 ayda bireysel borçlar yüzde 14, takipteki bireysel alacaklar yüzde 36,2 arttı

Yeni Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, Türkiye’de vatandaşın giderek daha fazla borçlandığını, borç ödeme gücü çok daha hızlı zayıfladığını belirtti.

Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu nasıl ekonomi? Borçlar 6 ayda yüzde 14, takipteki alacaklar yüzde 36 arttı. Türkiye’de vatandaş giderek daha fazla borçlanıyor. Ama asıl tehlike başka. Borç ödeme gücü çok daha hızlı zayıflıyor. BDDK’nın son 6 aylık verilerinde ortaya çıkan tablo vahim. Vatandaşın borcuna bakalım. 3 Nisan 2026’da 6 trilyon 171 milyar TL olan borç, 2 Ekim’de 7 trilyon 35 milyar TL’ye ulaştı. Sadece 6 ayda 864 milyar TL artış” dedi.

Nisan ayında 3 trilyon 12 milyar TL olan bireysel kredi kartı borçlarının, ekim başında 3 trilyon 534 milyar TL’ye yükseldiğini kaydeden Karabat, şu ifadeleri kullandı:

“6 ayda 522 milyar TL artış. Toplam bireysel borç artışının yaklaşık yüzde 60’ı kredi kartlarından kaynaklanıyor. Kredi kartları artık milyonlarca hanenin bütçesinde önemli bir finansman aracı. Asıl tehlike ise vatandaş borcunu ödemekte zorlanıyor. Nisan ayında 278 milyar TL olan takipteki bireysel alacaklar, ekim başında 379 milyar TL’ye yükseldi. 6 ayda yüzde 36,2 artış. Aynı dönemde toplam bireysel borçlar yalnızca yüzde 14 büyüdü. Yani takipteki alacaklar, borç stokundan yaklaşık 2,6 kat hızlı artıyor.

Kredi kartlarında takipteki borç alarm veriyor. Nisanda 145,6 milyar TL olan kredi kartı takipteki borcu, temmuzda 170,2 milyar TL, ekimde 199,8 milyar TL oldu. Sadece 6 ayda yüzde 37,2 artış. Kredi kartlarında takipteki alacakların toplam kart borçlarına oranı da yüzde 4,83’ten yüzde 5,65’e yükseldi.”

CHP’li Ömer Fethi Gürer de, 66 yaş ve üzerindekilerin kredi borcunun bir yılda 10 milyar 334 milyon TL arttığını belirterek, “Artış oranı yüzde 66,1. Daha da düşündürücü olan, bu yaş grubunda kredi kullanan kişi sayısının da 205 bin 983’ten 263 bin 500’e yükselmesidir” dedi.

Bütçede yılın en yüksek aylık açığı;532,2 milyar TL

Hazine ve Maliye Bakanlığı Eylül ayına ilişkin bütçe dengesi verilerini açıkladı. Merkezi yönetim bütçesi Eylül’de yılın en yüksek aylık açığını verdi. Eylül’de aylık açık 532,2 milyar TL oldu. Ağustos’ta bütçede 12,9 milyar TL’lik fazla görülmüştü.

Eylül ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 785,4 milyar TL, bütçe gelirleri 1 trilyon 253,1 milyar TL olarak kaydedildi. Aynı dönemde faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 522,4 milyar TL ve faiz dışı açık ise 269,2 milyar TL olarak gerçekleşti.

Ocak-Eylül döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 13 trilyon 948,1 milyar TL, bütçe gelirleri 12 trilyon 107,8 milyar TL ve bütçe açığı 1 trilyon 840,3 milyar TL oldu. Ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 11 trilyon 697 milyar TL ve faiz dışı fazla ise 410,8 milyar TL olarak kaydedildi.

Merkezi yönetim bütçesinden Ocak-Eylül döneminde 13 trilyon 948 milyar 130 milyon lira harcama yapıldı, bütçe gelirleri 12 trilyon 107 milyar 800 milyon liraya ulaştı.

Merkezi yönetim bütçe giderleri Eylül 2025’te 1 trilyon 331 milyar 1 milyon lira iken bu yılın Eylül ayında yüzde 34,1 artışla 1 trilyon 785 milyar 391 milyon liraya yükseldi. Böylece, 2026’da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 9,4’ü kullanılmış oldu. Faiz dışı dengede, geçen yılın Eylül ayında 73 milyar 22 milyon lira, bu yılın aynı ayında da 269 milyar 202 milyon lira açık oluştu.

Merkez Bankası rezervleri 171,6 milyar dolara yükseldi

Merkez Bankası verilerine göre toplam rezervler 9 Ekim haftasında 4,2 milyar dolara yakın artarak 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi.

9 Ekim haftasında Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, bir önceki haftaya kıyasla 4 milyar 187 milyon dolar artış gösterdi. Toplam rezervler, 2 Ekim haftasındaki 167 milyar 388 milyon dolar seviyesinden 9 Ekim itibarıyla 171 milyar 575 milyon dolara çıktı. Artışta brüt döviz rezervlerindeki yükseliş belirleyici oldu.

TCMB’nin brüt döviz rezervleri söz konusu haftada 4 milyar 241 milyon dolar artarak 60 milyar 326 milyon dolardan 64 milyar 567 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde altın rezervlerinde ise sınırlı düşüş kaydedildi. Altın rezervlerinin değeri 54 milyon dolar azalarak 107 milyar 62 milyon dolardan 107 milyar 8 milyon dolara geriledi.

Cari dengede beklentilerin üzerinde aylık fazla

Cari denge Temmuz ayının ardından Ağustos ayında da fazla verdi. Cari işlemler dengesi Ağustos ayında 4 milyar 53 milyon dolar fazla verirken, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında da 8 milyar 205 milyon dolarlık fazla oluştu. Ekonomistlerin beklentisi cari fazlanın 3,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği yönündeydi.

Merkez Bankası’nın açıklamasına göre, yıllıklandırılmış verilere göre, Ağustos ayında cari açık yaklaşık 42,1 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 78,4 milyar dolar açık verdi. Ağustos ayında doğrudan yatırımlardan kaynaklı net girişler 141 milyon dolar olarak kaydedildi. Portföy yatırımları Ağustos ayında 1,03 milyar dolar tutarında net çıkış kaydetti.

Şimşek: Cari açık yönetilebilir seviyelerde olacak

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalacağını söyledi. Ağustos ayında 4,1 milyar dolar cari fazla verildiğini hatırlatan Bakan Şimşek; “Yıllıklandırılmış cari açık 42,1 milyar dolar gerçekleşti. Mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz” ifadelerini kullandı.

Şimşek X hesabından şu paylaşımı yaptı; “Küresel enerji arzına yönelik risklerin arttığı bu dönemde, çeşitlendirilmiş tedarik kaynaklarımız ve güçlü altyapımız enerji arz güvenliğimizi destekliyor. Son 26 yılda enerji ithalatına ödenen 1,1 trilyon dolar, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1,6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun 2 katına karşılık gelmektedir. Bu tablo, yeşil dönüşümün ülkemiz için stratejik önemini ortaya koymaktadır.

Citi, Türkiye’de cari açığın genişlemesini bekliyor

Citigroup ekonomistleri, Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle yükselen enerji fiyatlarının etkisiyle Türkiye’nin cari işlemler açığının 2026 yılı sonunda genişlemesini bekliyor. Cari açığın Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranının 2025 sonundaki yüzde 1,9 seviyesinden 2026 yılı sonunda yüzde 2,7’ye çıkacağı öngörülüyor.

Commerzbank’tan TL analizi: Adil değere yakın değil

Commerzbank’a göre, Türk lirasında son aylarda gözlenen daha hızlı kısa vadeli değer kaybı, para birimini adil değerine yaklaştırmadığı gibi gelecekte daha fazla kayıp yaşanması riskini de ortadan kaldırmıyor. BloombergHT’de yer alan habere göre, Commerzbank Ekonomisti Tatha Ghose 15 Ekim Perşembe günü yayımladığı raporda, son aylarda yıllıklandırılmış olarak yaklaşık yüzde 20 seviyesinde gerçekleşen liradaki nominal değer kaybının “reel değer kazancını ortadan kaldırmak veya döviz kurunu mutlaka adil değere doğru hareket ettirmek için yeterince hızlı olmadığını” yazdı. Ghose, “Son günlerde veya haftalarda değer kaybı temposunda göze çarpan bir ivmelenme tespit etmediğini”, ancak Türk lirasının “her hâlükârda istikrarlı ve hızlı bir değer kaybı patikasında olduğunu” ifade etti. Yine de Ghose, enflasyonun yüzde 30-35 aralığında seyrettiği dikkate alındığında, “yıllıklandırılmış yüzde 20’lik bir değer kaybı oranının Türkiye’de reel kurun değer kazanmaya devam ettiği anlamına geldiğini” vurguladı.

Dünya Bankası’ndan dört yılda Türkiye’ye 21 milyar dolar

Dünya Bankası Grubu, Türkiye’de 2022 yılından bu yana harekete geçirilen özel sektör sermayesinin toplamının 21 milyar doları aştığını bildirdi. Açıklamaya göre, gelişmekte olan ülkelerde özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesinde 2026 mali yılında tarihi rekor kırıldı. Küresel ölçekte harekete geçirilen özel sektör sermayesi, son 4 yılda 3 kattan fazla artarak 2022 mali yılındaki 35 milyar dolardan 2026 mali yılında 112 milyar dolara yükseldi.

Türkiye’de ise Dünya Bankası Grubu tarafından 2026 mali yılında 5,4 milyar dolarlık özel sektör sermayesi harekete geçirildi. Bu rakam, 2022 yılına kıyasla yüzde 520 artışa işaret etti. Türkiye’de 2022 yılından bu yana harekete geçirilen özel sektör sermayesinin toplamı 21 milyar doları aşarken, Türkiye, Dünya Bankası Grubu tarafından küresel ölçekte en yüksek tutarda özel sektör sermayesi mobilize edilen ülkeler arasında yer aldı.

Türkiye ve İran arasındaki gaz anlaşmasının 5 yıl daha uzatılması gündemde

Türkiye ile İran arasında yıllık 10 milyar metreküp doğal gaz alımını öngören ve 30 Temmuz’da süresi dolan sözleşmenin 5 yıl uzatılması gündemde. Türkiye’nin, en önemli tedarikçileri arasında yer alan İran’la 25 yıllık doğal gaz anlaşmasının süresi 30 Temmuz’da doldu. Anlaşmanın otomatik uzatma hükmüyle yenilenmiş olabileceği belirtiliyor.

Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’nın sorusu üzerine, doğal gaz alım satım anlaşmasında kritik bazı maddelerin bulunduğunu vurgulayarak, “Türkiye ve İran, anlaşmanın sona ermesinden belli bir süre önce ‘Bu anlaşmayı uzatmıyoruz’ dememişlerse, anlaşma otomatik olarak 5 yıl daha uzar. Bu madde de uygulamaya girmiş ve süre uzatımı gündeme gelmiş olabilir” görüşünü dile getirdi.

Yıllık tüketimi 55-60 milyar metreküp düzeyinde seyreden Türkiye, doğal gaz gereksiniminin önemli bölümünü ithalat yoluyla, boru hatları üzerinden doğal gaz ya da sıvılaştırılmış doğal gaz LNG olarak karşılıyor. Geçen yıl yüzde 36,27’lik payla en fazla gaz ithalatı Rusya’dan yapıldı. Azerbaycan ikinci, ABD üçüncü oldu. İran, 7,7 milyar metreküp ithalat ve yüzde 13,2 payla dördüncü sırada yer aldı.

Uluslararası Enerji Ajansı’ndan dizel krizi uyarısı

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), petroldeki zayıf tüketim görünümüne rağmen, Orta Doğu ve Rusya’daki çatışmaların bir sonucu olarak motorin ve diğer yakıtların küresel arzının önümüzdeki yıl baskı altında kalmaya devam edeceğini bildirdi.

Aylık raporda, “Düşük talebe rağmen, kısıtlı orta distilat arzının 2027’ye kadar sürmesi muhtemel görünürken, petrol piyasası dengelerinin yıl sonuna kadar açık vermeye devam edeceği tahmin ediliyor” ifadelerini kullandı. IEA, yüksek fiyatların ve arz kısıtlamalarının küresel talep üzerinde baskı yarattığını, bu çeyrekte talebin günde 2,5 milyon varil düşeceğini ve daha zayıf bir görünümle karşı karşıya olduğunu belirtti. Motorin, bu düşüşün yüzde 25’ini oluşturuyor.

Trump’tan bir U dönüşü daha: Rusya’yla dizel anlaşması yapıldı

İran savaşıyla yükselen enerji fiyatları ABD Başkanı Donald Trump üzerindeki baskıyı artırıyor. ABD ve Rusya arasında yapılan anlaşmayla Moskova yönetimi, ABD’ye ve küresel piyasalara milyonlarca ton dizel yakıt tedarik edecek.

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medyadaki açıklamasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le dizel yakıt tedariki için anlaşmaya vardıklarını söyledi. Cumhuriyetçi lider, “Rusya’nın Amerikan ve küresel pazara derhal 300 bin tonun üzerinde, kasım boyunca ilave 500 bin ton ve hemen ardından da 1 milyon ton dizel yakıt tedarik etmesi hakkında mutabakata varıldı” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın, dizel rafinerilerinin durumuna bağlı olarak kısa süre içinde 3 milyon ton dizel yakıtın teslimatını yapacağını da ekledi.

Washington yönetiminin Hürmüz Boğazı üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu iddia eden Trump, bu anlaşmanın etkisiyle ABD’de ve dünyada dizel fiyatlarının hızla düşerek rekor seviyelere gerileyeceğini savundu.

Alman lider Merz’den Rusya ile akaryakıt anlaşmasına tepki

Almanya Başbakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Friedrich Merz, ABD ile Rusya arasındaki dizel yakıt ihracatı konusunda varılan anlaşmanın Almanya ve Avrupa için söz konusu olamayacağını söyledi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise, ABD’in Rusya ile dizel anlaşmasına sert tepki gösterirken, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıları yeniden başlatacağını söyledi.

Rusya Başbakan Yardımcısı Alexandr Novak da, Rusya-ABD dizel anlaşması hakkında, “Rusya ve ABD küresel pazarlara dizel yakıt tedarik edecek, ilk sevkiyatlar başladı” dedi.

Husi saldırıları petrol fiyatlarını yukarı çekiyor

Petrol fiyatları, Yemen’deki İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmaların arz risklerini artırması ve Rusya’dan dizel ihracatının yükselmesi beklentisinin piyasadaki etkilerinin değerlendirilmesiyle yüksek seyrini koruyor.

14 Ekim Çarşamba günü Brent petrolün varili 106,58 dolara çıkarken, 16 Ekim Cuma sabahı 105.33 dolar seviyesinde seyrediyor. ABD’nin Batı Teksas ham petrolü (WTI) varili ise 98 dolar seviyesini aşarken, Cuma sabah saatlerinde 97.23 dolarda işlem görüyor.

Nissan Securities Investment Başstratejisti Hiroyuki Kikukawa, Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalardan kaynaklanan arz endişelerinin fiyatları yukarı çektiğini söyledi. Kikukawa, Rusya’nın dizel ihracatını artıracağı beklentisinin piyasalardaki arz sıkışıklığını hafifletebileceğini ve fiyatlardaki sert hareketleri sınırlayabileceğini belirtti.

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, Husilerin ülkenin doğusundaki Dhahran kentinde devlete ait petrol şirketi Saudi Aramco’ya ait bir idari binaya saldırdığını ve sınırlı çaplı yangın çıktığını açıkladı. Riyad Uluslararası Havalimanı dört kez hedef alınırken cumartesi günkü saldırıda 13 kişi hayatını kaybetti.

OPEC’in 13 Ekim Salı günü açıkladığı verilere göre Suudi Arabistan, ABD-İran savaşı nedeniyle sevkiyatlarda yaşanan aksamalara rağmen geçen ay petrol üretimini artırdı. Bu gelişme, Rusya’nın da aralarında bulunduğu OPEC+ grubunun üretiminde belirgin bir artışa katkıda bulundu.

ABD’de Eylül enflasyonu 5 ayın zirvesinde

ABD’de tüketici fiyat endeksi (TÜFE) artan yakıt maliyetleri nedeniyle son beş ayın en hızlı artışını kaydederken, temel fiyat baskılarını yansıtan gösterge de yüksek seviyede gerçekleşti.

Ülkede Eylül ayında tüketici fiyat endeksi aylık yüzde 0,6, yıllık yüzde 3,7 arttı. Böylece yıllık bazda 5 ayın en yüksek enflasyon rakamı kaydedildi. Bloomberg anketine katılan ekonomistlerin beklentisi aylık yüzde 0,6, yıllık yüzde 3,6 artıştı. Enflasyon Ağustos’ta aylık yüzde 0,4, yıllık 3,4 olmuştu.

Çekirdek enflasyon aylık yüzde 0,2 beklentisine karşılık yüzde 0,3, yıllık yüzde 2,5 beklentisine karşılık yüzde 2,6 oldu.

Ara seçim kampanyalarının son düzlüğünde ekonomi ve özellikle de fiyatlar seçmenler için en önemli gündem maddesi olmaya devam ediyor. Enflasyondaki artış, Fed’in önümüzdeki aylarda faiz oranlarını daha da artırma yönündeki rotasını korumasını muhtemel kılıyor.

Yılın başında enflasyon, 2021’in başlarından bu yana görülen en düşük seviyelere doğru gerilemişti. Ancak savaş, benzin, motorin ve diğer ürünlerin fiyatlarını hızla yükselterek enflasyonu ve nihayetinde borçlanma maliyetlerini artırdı.

ÜFE 4 yıldan uzun sürenin en yüksek seviyesinde

Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de Eylül’de yıllık yüzde 6,3 ile tahminlerin üzerinde arttı. Bloomberg’in anketine katılan ekonomistlerin beklentisi yüzde 5,4 artıştı. ÜFE önceki ay yüzde 5,6 artmıştı. ÜFE aylık yüzde 1,3 arttı. Beklenti aylık yüzde 0,6 artıştı.

Enerji fiyatları Eylül’de yüzde 10,8 artarken, ulaştırma ve depolama fiyatları yüzde 3,4 yükseldi. Gıda fiyatlarında ise yüzde 1,2’lik bir artış görüldü. Gıda ve enerji hariç ÜFE geçen ay yüzde 0,7 arttı, beklenti yüzde 0,3’tü. Çekirdek ÜFE bir önceki yıla göre ise yüzde 5 oranında artış gösterdi. Beklenti yüzde 4,4’tü.

Dolar endeksi son 18 ayın zirvesinde

Dolar endeksi, Ortadoğu’da süren jeopolitik riskler, ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artışı yapabileceğine yönelik tahminler ve Euro’daki zayıflamanın etkisiyle 14 Ekim Perşembe günü 102.55 seviyesine çıkarak, Nisan 2025’ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Endeks bir ara 103 seviyesine dayandı. Son olarak Nisan 2025’te 103,02’yi görmüştü.

ABD dolarının Euro, İsviçre frangı, Japon yeni, Kanada doları, İngiliz sterlini ve İsveç kronu karşısındaki değerini ölçmek için kullanılan dolar endeksi, Orta Doğu’da tırmanan gerginliklerin enerji arzını tehdit etmesi ve Fed’e yönelik şahin tahminlerin güç kaybetse bile hala varlığını korumasıyla güçlü duruşunu sürdürüyor.

Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack, enflasyonun yüzde 2 seviyesine dönmesini sağlamak adına kısıtlayıcı bir para politikası duruşu benimsenmesinin uygun olacağını söyledi.

Euro düşüyor, ABD tahvillerinin faizi artıyor

Öte yandan, Fransa’daki mali endişelerin sürmesi ülke varlıklarında değer kaybına yol açarken, söz konusu risklerin bölge geneline yayılabileceğine ilişkin soru işaretleri euro üzerinde baskıları artırıyor.

Bu gelişmelerle Euro, dolar karşısında zayıflamaya devam ediyor. Euro/Dolar paritesi 1,11’e inerek yaklaşık son 17 ayın en düşük seviyesine geriledi.

Söz konusu gelişmelerin yanı sıra ABD’de yüksek seyrini koruyan tahvil faizleri de doların cazibesini artıran unsurlar arasında yer aldı. ABD’de 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 seviyelerinin üzerinde kalması, diğer ülke varlıklarındaki getiri farkının ABD lehine genişlemesine neden oluyor.

Çin’in ticaret fazlası yeni bir rekora doğru gidiyor

Çin’in dış ticaret fazlası, ihracatın eylülde beklentilerin üzerinde artmasıyla yılın ilk dokuz ayında 938 milyar dolara ulaştı. Bu gelişme, ülkenin geçen yıl kırdığı yıllık rekoru aşma yolunda ilerlediğine işaret etti.

Diğer yandan, Alman Ekonomik Enstitüsü (IW) raporunda, Almanya’nın Çin ile olan dış ticaret açığının bu yıl ilk kez 100 milyar euroyu aşmasının beklendiği belirtildi. Raporda, küresel pazarlardaki rekabet dengesinin Alman sanayisinin aleyhine nasıl değiştiği verilerle ortaya konuldu.

Volkswagen küresel satışlarındaki düşüş hız kazandı

Avrupa’nın en büyük otomotiv üreticisi Volkswagen Grubunun satışlarını Çin pazarında derinleşen daralma ve artan yerel rekabet olumsuz etkilerken, şirketin küresel teslimatlarındaki düşüş yılın üçüncü çeyreğinde arttı. Volkswagen Grubunun küresel satışları üçüncü çeyrekte yüzde 14,3 düştü.

Söz konusu dönemde, grubun ana markası olan Volkswagen binek araç satışları yüzde 19,3 azalışla 946 bin 600’e inerken, Volkswagen binek, Skoda, SEAT/CUPRA ve Volkswagen ticari araçları kapsayan “çekirdek marka grubu” toplam teslimatları yüzde 14 kayıpla 1 milyon 430 bin 900 oldu.

Şirketin en büyük pazarı konumundaki Çin’de, yerel elektrikli otomobil tedarikçileriyle yaşanan yoğun fiyat rekabeti ve iç pazardaki daralma zayıf seyrin temel nedeni oldu. Üçüncü çeyrekte grubun Çin’deki araç teslimatları yüzde 38,5 azalarak 405 bin 800’e düştü.

Bu dönemde, özellikle ABD pazarında teşvik programlarının sona ermesi ve gümrük tarifelerinin baskısıyla grubun elektrikli araç satışları yüzde 86,4 düşüşle 5 bin 100’e kadar geriledi.

Fransa’da süpermarketlere siber saldırı: Tonlarca gıda imha edildi

Fransa’da süpermarketlere düzenlenen siber saldırı yüzlerce mağazayı etkiledi, tonlarca gıda imha edilmek zorunda kaldı. Olay, Avrupa’da kritik altyapıların güvenliği konusundaki endişeleri artırdı.

Fransa’nın önde gelen perakende zincirleri E. Leclerc, Intermarché ve Cooperative U, mağazalarındaki soğutma sistemlerini hedef alan bir siber saldırıya uğradıklarını duyurdu. Saldırının Intermarché ve ona bağlı Netto markasına ait en az 300 mağazayı, 100’den fazla Cooperative U şubesini ve çok sayıda E. Leclerc mağazasını etkilediği bildirildi. Cooperative U’nun CEO’su Dominique Schelcher, AFP ajansına yaptığı açıklamada saldırıyı “benzeri görülmemiş” olarak nitelendirdi.

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.