07 Ağustos 2026

Levent Gürses - Enflasyonda ilk üçteyiz, özgürlükler ve diğer konularda da hiç iyi değiliz

levent-gurses-enflasyonda-ilk-ucteyiz-ozgurlukler-ve-diger-konularda-da-hic-iyi-degiliz

Enflasyonda ilk üçteyiz, özgürlükler ve diğer konularda da hiç iyi değiliz

Levent Gürses

Temmuz ayı enflasyonu Pazartesi günü açıklandı. TÜİK'e göre, Tüketici Fiyat Endeksi yıllık bazda yüzde 31,75, aylık bazda ise yüzde 1,78 arttı. Endeks, yıl başından bu yana yüzde 19,86, on iki aylık ortalamalara göre ise yüzde 31,90 yükseldi. Gıda enflasyonunda yıllık oran yüzde 37,53 oldu.

Enflasyonda yine rekorlar kırmaya devam ediyoruz. Dünyada manşet enflasyonu en yüksek beşinci ülkeyiz. Birinci yüzde 544 ile Venezuela, onu yüzde 88 ile İran, yüzde 58 ile Güney Sudan, yüzde 33,5 ile Arjantin izliyor.

Gıda enflasyonunda ise üçüncüyüz. Sıralama şöyle; Venezuela yüzde 585, İran yüzde 105, Türkiye yüzde 37,5…

Sadece enflasyonda değil; ekonomik ve sosyal göstergelerde de dünya sıralamasında giderek diplere doğru ilerliyoruz. Kuşkusuz bunlar birbiriyle fazlasıyla bağlantılı…

Önemli göstergeler itibarıyla Türkiye’nin yeri şöyle:

- Dünya Adalet Projesi (World Justice Project) tarafından hazırlanan Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 2025 yılı verilerine göre 143 ülke arasında 118. sıraya kadar geriledi. 2015 yılında 80'inci sıradaydık. 10 yılda 38 sıra... 

- Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü tarafından her yıl yayımlanan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 159'uncu sıradayız.

 

- Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) tarafından yayımlanan Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 2025-26 dönemi itibarıyla Türkiye son bir yılda 17 basamak birden düşerek 182 ülke arasında 124. sıraya geriledi.

 - Properity İnstitute'nin Refah Endeksi'nde 161 ülke arasında 102'nciyiz. Lübnan, Nepal, Hindistan, Fas, Tunus, Ermenistan, Gürcistan bile bizden daha iyi durumda...

 -V-Dem Projesi'nin (Varieties of Democracy), İfade Özgürlüğü Endeksi 2025, sıralamasında 179 ülke arasında 152'nciyiz.

 

- V-Dem Projesi'nin (Varieties of Democracy), Özgür ve Adil Seçim Endeksi 2025, sıralamasında 178 ülke arasında 105'inci sıradayız.

 

- OECD ülkeleri arasında kira artışı rekortmeniyiz. 2015 yılı 100 olarak baz alındığında, 2026'nın ikinci çeyreği itibarıyla Türkiye'de kira 2.206 değerine ulaştı. Bizi 212 ile Macaristan izliyor.

 

- 38 üyeli OECD ülkeleri arasında Mayıs itibarıyla yıllık enerji enflasyonunda yüzde 45 ile birinciyiz. Bizden sonra gelen ABD'de yüzde 23,5.

 

- Gıda enflasyonunda ise Haziran itibarıyla yüzde 35,4 ile en yüksek OECD ülkesiyiz. Arkamızdan yüzde 6,8 ile Kolombiya geliyor.

 

- OECD ülkeleri arasında sosyal harcamalar konusunda sondan ikinciyiz. Sadece Meksika'yı geçebiliyoruz.

 

- OECD ülkeleri arasında sağlık harcamalarında sonuncusuyuz. OECD ülkeleri 2024 yılında GSYH’larının ortalama yüzde 9,3'ünü sağlığa ayırırken, Türkiye'de bu oran yüzde 4,7. Zirvedekiler: ABD (%17,2), Almanya (%12,3), Avusturya (%11,8).

 

- Yine 38 üyeli OECD ülkeleri arasında öğrenci başına yapılan harcamada Meksika ve Romanya'dan sonra sondan üçüncü sıradayız.

 

Enflasyon ile ilgili diğer ayrıntılar şöyle:

 

Temmuz ayı enflasyonunun yüzde 1,82 olmasını bekleniyordu. Yıllık enflasyonun ise Haziran ayındaki yüzde 32,11 seviyesinden yüzde 31,80’e gerilemesi öngörülüyordu.

Yıllık bazda en yüksek fiyat artışı konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda yaşandı. Bu grupta fiyatlar yüzde 40,32 arttı ve yıllık enflasyona 5,21 puan katkı sağladı. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda fiyatlar yıllık yüzde 37,53 yükseldi. Bu grubun yıllık enflasyona katkısı 8,94 puan oldu. Ulaştırma grubunda fiyatlar yıllık yüzde 30,83 arttı ve 5,22 puanlık katkı sağladı.

Aylık artışta ulaştırma öne çıktı

Aylık bazda en yüksek fiyat artışı ulaştırma grubunda kaydedildi. Bu grupta fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 2,59 arttı. Konut grubu aylık yüzde 2,25, gıda ve alkolsüz içecekler grubu ise yüzde 1,61 arttı. Ulaştırmanın aylık enflasyona katkısı 0,44 puan, konutun katkısı 0,27 puan, gıdanın katkısı ise 0,40 puan olarak hesaplandı.

TÜİK’in incelediği 174 alt harcama grubundan 117’sinde fiyat artışı görüldü. 50 alt grupta fiyatlar geriledi. 7 alt grupta herhangi bir değişim yaşanmadı.

ENAG'a göre Temmuz enflasyonu %50,49

Akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise Temmuz ayı enflasyon verilerini aylık yüzde 3,07, yıllık bazda ise yüzde 50,49 olarak açıkladı. ENAG'a göre Haziran ayı enflasyon verileri yıllık yıllık 51,49 ve aylık yüzde 1,94 olmuştu.

İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) verilerine göre Temmuz'da İstanbul'da yıllık enflasyon bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 35,20 arttı.

Ağustos ayı kira artış oranı belli oldu

Açıklanan TÜFE verileri, ağustos ayında uygulanacak kira artış oranını da belirledi. TÜFE’nin on iki aylık ortalamasına göre hesaplanan kira artış oranı yüzde 31,90 olarak gerçekleşti. Temmuz ayında kiralara uygulanan zam oranı yüzde 32,03 olmuştu.

10 bin TL kira ödeyen bir kiracının kirası, 3 bin 190 TL artışla 13 bin 190 TL’ye yükseliyor. 50 bin TL kira ödeyenler için artış tutarı 15 bin 950 TL olurken yeni kira 65 bin 950 TL’ye çıkıyor.

Karahan: Faiz indirimi ancak enflasyon kontrol altındayken etkili olabilir

Merkez Bankası Başkanı Karahan "Faiz indirimleri ancak enflasyon kontrol altındayken etkili olabilir. Enflasyon beklentileri iyileştikçe kredi ve tahvil faizleri gerilemektedir. Politika faizindeki gerileme piyasa faizlerine yansımaktadır" değerlendirmesinde bulundu.

DİSK-AR: Asgari ücret 5 bin 576 lira eridi

DİSK Araştırma Merkezi'nin (DİSK-AR), TÜİK'in Temmuz ayı enflasyon verilerinin ardından yayımladığı Enflasyon Haber Bülteni'ne göre, asgari ücretin yılın ilk altı ayında 5 bin 576 lira değer kaybetti.

DİSK-AR Bülteni özetle şöyle:

- 2005 yılına göre genel fiyatlar 36,3 kat artarken, gıda fiyatları 55,2 kat arttı.

- Asgari ücret yılın altıncı ayında 5 bin 576 TL kayıp yaşadı.

- Kira, konut ve ulaştırma harcamaları artıyor. Düşük gelirliler gıdadan kısıp kira ve ulaşıma harcıyor.

-TÜİK madde fiyat listesini gizlemeye devam ediyor. TÜİK yargı kararına rağmen madde fiyat listesini yine açıklamadı.

- Toplumsal sınıf ve kesimler enflasyonun sonucu ortaya çıkan geçim sıkıntısını oldukça farklı hissediyor.

- En düşük yüzde 20’lik gelir grubu toplam gelirin yüzde 6,4’ünü alırken, bu grubun harcamaları içinde gıdanın payı yüzde 29,2’dir.

- En yüksek yüzde 20’lik gelir grubu toplam gelirin yüzde 48’ini elde ederken harcamaları içindeki gıdanın payı yüzde 12,4’te kalmaktadır.

Emekçi ayın yarısını enflasyona çalıştı

DİSK-AR'ın Ağustos ayına ilişkin yayımladığı Ücret Kayıpları İzleme Raporu'na göre ise, yaklaşık 17 milyon sigortalı işçi temmuz ayının yarısını enflasyon, vergi ve kesintilere çalıştı. Raporda, Ocak-Temmuz 2026 döneminde enflasyon nedeniyle oluşan ücret kaybının 798,6 milyar TL, gelir ve damga vergisi kaynaklı kaybın 688,3 milyar TL olduğu, toplam kaybın ise 1 trilyon 486,8 milyar TL olarak hesaplandığı belirtildi.

Mehmet Şimşek: Hizmet enflasyonunda katılık azalıyor

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Temmuz ayı enflasyon verilerinin ardından yaptığı değerlendirmede, uygulanan politikalar sayesinde hizmet enflasyonunda katılığın azaldığını ve dezenflasyon sürecinin devam ettiğini belirtti.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Şimşek, zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen dezenflasyonun devam ettiğine işaret ederek şunları kaydetti:

"Aldığımız tedbirler ve dezenflasyon sürecinin etkisiyle hizmet enflasyonunda katılık azalıyor. Eğitim ve kira yıllık enflasyonları geçen yılın aynı ayına göre sırasıyla 31 ve 34 puan azaldı. Jeopolitik gelişmeler kaynaklı riskleri etkin şekilde yönetirken mali disiplinden ve kalıcı fiyat istikrarı hedefimizden taviz vermiyoruz."

Prof. Dr. Demiralp: Talebi kısıp, arzı artıracak harcamalara ağırlık verilmeli

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe'de yazdığı yazıda, enflasyon düşmeden indirilecek faiz ya da kurda ani bir değer kaybının faydadan çok zarar getireceğini belirterek, çözüm önerisi sundu. İhracata ve yatırıma yönelik dar odaklı, düşük maliyetli teşvikler geliştirilmesini ve arzı artıracak harcamalara ağırlık verilmesini önerdi.

 Prof. Dr. Selva Demiralp'in yazısı şöyle:

"Kurda reel değerlenme ile dezenflasyon hedeflemesinin tarihsel örnekleri çok olmakla birlikte kronik cari açık veren ülkelerde bu politikalardan yumuşak bir çıkış sağlanamazsa kötü sonlar da görülüyor. 1970'lerin sonunda Şili ve Arjantin'de, kendi 2000-2001 tecrübemizde de aynı senaryo yaşandı. Enflasyonu kırmak için kurun reel değerlenmesine izin verildi, cari açık sermaye girişiyle finanse edildi, giriş tersine döndüğünde çöküş kaçınılmaz oldu.

Bu çıkmazdan "çıkış" ise kronik cari açık veren büyüme modelimizi değiştirmekten geçiyor. Dezenflasyon politikasından geri adım atmak çare olmayıp, enflasyon düşmeden indirilecek faiz ya da kurda ani bir değer kaybının faydadan çok zarar getireceğini hatırlamak gerekiyor.

Peki ne yapmalı? Kronik cari açık sorununun dezenflasyon politikalarına ayak bağı olmasının ilelebet önüne geçmek ve bunalan üreticilere nefes aldırmak amacıyla, geniş kapsamlı sübvansiyonlar yerine ihracata ve yatırıma yönelik dar odaklı, düşük maliyetli teşvikler geliştirilmesi; maliye politikasının da talebi canlandıran harcamaları kısıp arzı artıracak harcamalara ağırlık vermesi uygun olacaktır."

Bütçe çıkmaz yolda: 370,4 milyar TL'lik geçiş garantisi

Karayolu ve köprü müteahhitlerine verilen ölçüsüz geçiş garantileri, bütçeyi çıkmaz yola soktu. Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesinden müteahhitlere, 49,6 milyar TL'si 2026'nın ilk yarısında olmak üzere, Ocak 2018-Haziran 2026 döneminde toplam 370,4 milyar TL aktarıldığı belirlendi.

BirGün'ün haberine göre, KGM’nin müteahhitlere yapılan garanti ödemeleri için sadece 2026 yılının ilk yarısında yaptığı harcama, 49 milyar 640 milyon 288 bin TL oldu. Garanti ödemelerinin 2026 yılının sonuna kadar 100 milyar TL’yi aşacağı öngörüldü.

Müdürlüğün, “Hane Halkına Yapılan Transferler” kaleminden yaptığı harcama, bazı dönemlere göre şöyle gerçekleşti:

- 2018-2019: 8,5 milyar TL

- 2020-2021: 24,3 milyar TL

- 2022-2023: 93,2 milyar TL

- 2024-2025: 145,2 milyar TL

- 2026 (Ocak-Haziran): 49,6 milyar TL

Et ithalatına 1,2 milyar dolar, hayvancılığa 405 milyon dolar destek

Yerli besici artan maliyetlerle üretimden çekilirken, kamu kaynaklarının yönü değişmedi. BirGün'ün haberine göre, 2026 yılının ilk altı ayında canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için 1 milyar 173 milyon 867 bin dolar harcanırken aynı dönemde hayvancılık destekleme hizmetlerine ayrılan kaynak yaklaşık 405 milyon dolarda kaldı. Böylece ithalata ödenen döviz, üreticiyi desteklemek için ayrılan kaynağın yaklaşık 2,9 katına ulaştı.

Otomotiv pazarında Temmuz'da sert daralma

Türkiye'de otomobil ve hafif ticari araç satışları, Ocak-Temmuz döneminde yıllık bazda yüzde 10,72 azalarak 638 bin 965 oldu. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği'nin (ODMD) ocak-temmuz verilerine göre, otomobil satışları bu dönemde yıllık bazda yüzde 12,14 azalarak 502 bin 712'ye, hafif ticari araç satışları da yüzde 5,05 düşüşle 136 bin 253'e geriledi. Otomobil ve hafif ticari araç satışları ise, Ocak-Temmuz döneminde yüzde 10,72 azalarak 638 bin 965 oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı sadece Temmuz ayında yüzde 25 daralırken, satış adetleri otomobilde yüzde 25,79, hafif ticaride yüzde 22,17 düştü.

Borçların silinmesi için kanun teklifleri Genel Kurulu bekliyor

Çerçeve Yasa'nın görüşülmesinin ardından tatile girecek olan TBMM'ye 2026 yılında borçlu yurttaşları ilgilendiren pek çok kanun teklifi verildi. Komisyonlara sevk edilen teklifler henüz kanunlaşmadı.

TBMM’ye sunulan kanun teklifleri arasında en dikkat çekenlerin başında Yeniden Refah Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Bekin tarafından verilen teklif yer aldı. Teklifte icra takibi başlatılmış tüketici kredisi ve kredi kartı borcu bulunanların anapara borçlarının, peşin veya 5 yıla uzanan vadeyle tahakkuk ettirilmiş faiz, gecikme ücreti, dosya masrafı borçlarının silinmesi öngörüldü.

DEM Parti Mersin Milletvekili tarafından verilen bir teklifte ise Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı gerçek ve tüzel kişilerin kamu borçlarının yapılandırılması ve alacakların tahsilinden vazgeçilmesi önerildi. Yine Bozan tarafından verilen başka bir teklifte ise esnaf ve sanatkarların kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarında gecikme faizi, gecikme zammı ile feri alacakların silinmesi ve ana para borçlarının ise otuz altı aya kadar taksitlendirilmesi öngörüldü. Bozan’ın verdiği başka bir teklifte ise esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunan gerçek ve tüzel kişilerin vergi dairelerine ve Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçları ile BAĞKUR kapsamında doğmuş prim borçlarının yapılandırılması istendi.

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış tarafından verilen teklifte 1 Ocak 2026 tarihinden önce doğmuş bankalar, finans kuruluşları ve varlık yönetim şirketleri nezdinde bulunan kredi kartı ve bireysel kredi borçlarının yeniden yapılandırılması öngörüldü.

AR-GE’de vahim tablo; payı %1,50'ye düştü

AR-GE harcamaları, bütçeden araştırma ve geliştirmeyi güçlendirecek kaynak tahsisinin gerilediğini ortaya koydu. TÜİK verileri, AR-GE’nin payının 2025’te yüzde 1,58 olduğunu 2026 ise yüzde 1,50’ye düştüğünü ortaya koydu.

Merkezi yönetim bütçesinden AR-GE için 2025’te 253 milyar 544 milyon lira harcandı. AR-GE harcamalarının merkezi yönetim bütçesi içindeki oranı ise yüzde 1,58 oldu. Söz konusu harcamaların 63 trilyon 20 milyar 906 milyon lira olan gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki oranı da yalnızca yüzde 0,40 olarak hesaplandı. AR-GE harcamalarının GSYH’ye oranı son 10 yıldır yüzde 0,41 düzeyinde seyrediyor.

Bütçe başlangıç ödenekleri esas alınarak yapılan 2026 tahmini sonuçlara göre de bu yıl merkezi yönetim bütçesinden AR-GE’ye 308 milyar 568 milyon lira tahsis edildi. Ancak artan ödeneğe rağmen AR-GE’nin merkezi yönetim bütçesindeki payı yüzde 1,50’ye geriledi.

AR-GE'de OECD’de sondan 10’uncuyuz

AR-GE, yüksek katma değerli üretim, teknolojiaraşk yenilik, verimlilik artışı ve ekonomik kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak kabul ediliyor. OECD verilerine göre AR-GE harcamalarına en fazla pay ayıran ülke yüzde 6,8 ile İsrail, onu yüzde 5,1 ile Güney Kore ve yüzde 3,6 ile Japonya takip ediyor. Türkiye ise 2024 verilerine göre 31 ülke içerisinde sondan 10’uncu sırada yer alıyor.

Dış ticaret açığı Haziran’da 10 milyar 370 milyon dolara çıktı

TÜİK’in açıkladığı verilere göre Türkiye’nin ihracatı Haziran ayında yüzde 21,7, ithalatı yüzde 23,0 arttı. Dış ticaret açığı aynı dönemde yüzde 26,2 büyüyerek 10 milyar 370 milyon dolara ulaştı.

İhracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 21,7 arttı ve 24 milyar 915 milyon dolara yükseldi. İthalat ise yüzde 23,0 artışla 35 milyar 285 milyon dolar oldu. Ocak-Haziran döneminde ihracat yüzde 3,5 artarak 135 milyar 980 milyon dolara, ithalat yüzde 4,6 artarak 189 milyar 120 milyon dolara ulaştı.

Dış ticaret açığı Haziran’da yüzde 26,2 artarak geçen yılın aynı ayındaki 8 milyar 218 milyon dolardan 10 milyar 370 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı da bu dönemde yüzde 71,4’ten yüzde 70,6’ya geriledi. Ocak-Haziran döneminde açık yüzde 7,4 artışla 53 milyar 140 milyon dolara ulaşırken, karşılama oranı yüzde 72,6’dan yüzde 71,9’a düştü.

İmalat sanayi ihracatın yüzde 93,7’sini oluşturdu

Ekonomik faaliyet kollarına göre imalat sanayinin haziran ihracatındaki payı yüzde 93,7 olurken, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,5, madenciliğinpayı ise yüzde 2,0 olarak hesaplandı. Ocak-Haziran döneminde imalat sanayinin payı yüzde 93,8’e, tarımın payı yüzde 3,7’ye, madenciliğin payı ise yüzde 1,8’e yükseldi.

Yüksek teknolojili ürünlerin payı sınırlı kaldı

Haziran ayında yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 4,4 olarak gerçekleşti. İthalatta ise yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ithalatı içindeki payı yüzde 12,1 olarak hesaplandı.

En çok ihracat yapılan ülke Almanya oldu

Haziran ayında Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülke, 1 milyar 971 milyon dolarla Almanya oldu. Ocak-Haziran döneminde de Almanya ilk sırada yer aldı ve bu ülkeye 11 milyar 245 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Almanya'yı sırasıyla ABD, İtalya, Birleşik Krallık ve İspanya izledi.

Haziran ayında en fazla ithalat yapılan ülke, 5 milyar 276 milyon dolarla Çin oldu. Bu ülkeyi 3 milyar 673 milyon dolarla Rusya izledi. Ocak-Haziran döneminde de Çin, 26 milyar 310 milyon dolarla ilk sırada yer aldı, Çin’i Rusya Federasyonu, Almanya, ABD ve İsviçre takip etti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Yıllık ihracat Cumhuriyet tarihinin zirvesine ulaştı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Çatışma ortamının etkisiyle dünya ticaretindeki zayıf görünümün sürdüğü bu dönemde, Türkiye'nin ihracatı güçlü üretim altyapısı sayesinde yüksek seviyesini sürdürmektedir" ifadesini kullandı. Yılmaz, yıllıklandırılmış ihracatın 278,6 milyar dolar ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını aktardı.

Sosyal medya hesabından, temmuz ayı dış ticaret verilerine ilişkin paylaşımda bulunan Yılmaz, "Küresel belirsizlikler ve çatışma ortamının etkisiyle dünya ticaretindeki zayıf görünümün sürdürdüğü bu dönemde, Türkiye'nin ihracatı güçlü üretim altyapısı ve çeşitlendirilmiş ihracat pazarları sayesinde yüksek seviyesini sürdürmektedir. Bölgemizde yaşanan savaş ve jeopolitik gerilimler nedeniyle tedarik zincirinde yaşanan kırılmalar, artan lojistik, enerji, sigorta ve finansman maliyetlerine rağmen ithalatta ocak-temmuz döneminde geçen yıla göre yüzde 4,7 ile kontrollü bir artış yaşanmıştır. Jeopolitik gerilimlerin etkisini azaltmak için aldığımız önlemler sayesinde cari açığın yılın kalanında sınırlı artışla sürdürülebilir seviyelerde kalacağını öngörüyoruz."

Turizm geliri 15,9 milyar dolara geriledi

Ekonominin en önemli döviz kaynaklarından turizm yüksek enflasyon ve çevre ülkelerdeki savaş ortamı nedeniyle darboğazda. Türkiye İstatistik Kurumu 2026 yılı ikinci çeyrek turizm istatistiklerini yayınladı. Açıklanan veriye göre turizm geliri geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,6 azalarak 15,9 milyar dolara gerilerken ülkeyi ziyaret eden kişi sayısı yüzde 5,1 azaldı.

Türkiye’den çıkış yapan ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 azalarak 15 milyon 581 bin 14 kişiye düştü. Bu ziyaretçilerin yüzde 16,2’sini, 2 milyon 527 bin 687 kişiyle yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşları oluşturdu. Yurtdışına çıkan vatandaş sayısında ise yüzde 16,5 artış olduğu gözlemlendi. Turizm giderlerinde yüzde 7,4 artış olduğu görüldü. Ziyaretçilerden sağlanan turizm gelirinin yüzde 15,6’sını yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşları oluşturdu.

Motorinde 6,37 TL'lik indirim ÖTV'ye aktarılınca 1,05 TL'ye düştü

30 Temmuz - 7 Ağustos 2026 tarihleri arasında motorine 3,71 TL zam, otogaza (LPG) 2,42 TL zam yapıldı. Motorinde uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarındaki düşüşten kaynaklanan 6,37 TL'lik indirim ise eşel mobil sistemi gereği ÖTV'ye aktarıldığı için pompaya 1,05 TL olarak yansıdı.

Temmuz başında yayımlanan karar ile dönemsel otomatik ÖTV artışları durduruldu. Böylece, 2026'nın ikinci yarısı (Temmuz-Aralık dönemi) için Yİ-ÜFE oranına göre yapılması gereken otomatik maktu ÖTV artışı uygulanmadı. Rafineri fiyatlarında düşüş yaşandığında bu indirimin tamamının ÖTV tutarlarında artış (vergiye kesinti) olarak uygulanması kararlaştırıldı. Ağustos ve Eylül dönemi için ise fiyat artışlarında artışın %75'inin pompaya yansıtılması, %25'inin ise ÖTV'den karşılanması kuralı devreye sokuldu.

Akaryakıtta geçen haftaki fiyat değişiklikleri şöyle oldu:

31 Temmuz: Motorin grubunun litre fiyatına 3,71 TL zam geldi. Bu artışla birlikte motorin fiyatları büyükşehirlerde 80 TL sınırını aştı. Benzinde ise bu tarihte fiyat değişimi olmadı.

4 Ağustos: Otogaz (LPG) fiyatlarına litre başına 2,42 TL zam yapıldı ve pompaya yansıdı.

5 Ağustos 2026: Uluslararası petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle motorinde hesaplanan 6,37 TL'lik indirim devreye giren eşel mobil sistemi nedeniyle ÖTV alacağı hesabına mahsup edildi; sürücülere pompa üzerinde yalnızca 1,05 TL'lik indirim yansıdı.

Merkez Bankası rezervlerinde artış

TCMB'nin toplam rezervlerinin 31 Temmuz haftasında yaklaşık 1,6 milyar dolar artarak 164,2 milyar dolara yükseldiği hesaplandı. 24 Temmuz haftasında 162,6 milyar dolar olan rezervler, 31 Temmuz haftasında yaklaşık 164,2 milyar dolara yükseldi. Mart ayında sert gerileyen rezervler, 26 Haziran haftasında 149,2 milyar dolar ile yaklaşık altı ayın en düşük seviyesine inmişti.

Trump'ın İran kararı sonrası petrol geriledi; %5'i aşan düşüş

Petrol fiyatları, Ortadoğu'daki tansiyonun inişe geçmesiyle özellikle haftanın ilk yarısında sert biçimde düştü. 7 Ağustos Cuma sabahı itibarıyla ABD'nin Batı Teksas petrolünün varili haftalık yüzde 7,52 değer kaybıyla 78,35 dolardan işlem görürken, Brent petrolünün varili de yüzde 4,68 değer kaybıyla 83,87 dolara indi. Brent petrolün varile özellikle 4 Ağustos Salı günü 80 doların altına 78 doları gördü.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik olası bir askeri müdahaleyi erteleyerek nükleer anlaşma için diplomatik çözüm arayışına ağırlık vermesi düşüşün başlıca nedeni oldu. İran ile Umman arasında yürütülen görüşmelerin ABD ile olası bir barış anlaşmasının önünü açabileceği beklentisi petrol fiyatlarını aşağı çekti. Hürmüz Boğazı'na ilişkin iyimserlik de fiyatları baskılıyor

Petrol fiyatlarının düşmesine neden olan nedenler şunlar:

Jeopolitik Risklerin Azalması: ABD ile İran arasında diplomatik temasların ilerlemesi ve kalıcı bir uzlaşı beklentisi, fiyatları yukarıda tutan savaş primini eritti.

Hürmüz Boğazı Güvenliği: İran ile Umman Hürmüz'den geçişler konusunda anlaştı. Küresel petrol ticaretinin kritik geçiş noktasındaki arz aksama risklerinin azalacağı algısı piyasadaki satış baskısını artırdı.

Beklenmeyen Stok Artışları: ABD ham petrol stoklarının piyasa beklentilerinin aksine artış göstermesi, arzın yeterli olduğu hissini güçlendirdi.

Küresel Talep Endişeleri: Dünya genelinde ekonomik büyümenin yavaşlayabileceği ve sanayi talebinin zayıflayabileceği yönündeki kaygılar fiyatları baskılıyor.

Hürmüz anlaşması ne içeriyor?

7 Ağustos Cuma günü ise, Hürmüz Boğazı'ndaki gerginliğin yeniden artmasıyla piyasaların sarsılması ve hayati önem taşıyan bu denizcilik yolunun tamamen yeniden açılması çabalarına ilişkin yeni şüpheler uyandırmasıyla Brent petrolü varil başına 83 doların üzerine çıktı.

İran, Qeshm Adası yakınlarında patlamalar bildirilmesinin ardından boğazda "düşmanca hedefler" olarak tanımladığı yerlere saldırdı. Su yolunu düzenleyen önerilen İran-Umman anlaşmasına göre, Tahran, ABD ve İsrail gemilerinin Hürmüz'den geçişini yasaklamayı ve düşmanca kabul edilen ülkelerin geçiş izni verilmeden önce tazminat ödemesini şart koşmayı hedefliyor. İran ayrıca, ihlaller için geminin kargo değerinin yüzde 20'sine eşit cezalar önerdi ve boğazın ancak ABD deniz ablukası kaldırıldıktan sonra tamamen yeniden açılacağını söyledi. İran parlamentosu şu anda, piyasaların beklediğinden daha katı koşullar öngören taslak teklifi inceliyor.

Altının onsu 4.300 doların üzerini gördü

Petroldeki düşüşe paralel, Ortadoğu'da gerginliğin azalması ve ABD Merkez Bankası'nın faiz artırımına ilişkin beklentilerin zayıflamasıyla altın fiyatları değer kazanıyor. Geçen hafta altının onsu bir ara 4.300 doların da üzerine çıktı. 7 Ağustos Cuma sabahı itibarıyla haftalık yüzde 5,59 değer kazanarak 4.276 dolara işlem gördü.

Gümüşün onsu da haftalık yüzde 8,23 değer kazanarak 62.40 dolara yükseldi. Yıllardır süren yapısal arz açığı ve yeşil enerji ile yapay zekâ sektörlerinden gelen rekor endüstriyel talep, gümüşün altından daha hızlı yükselmesine neden oluyor.

Diğer yandan bakırın libresi 6,65 dolara ulaşarak tarihi zirvesine yakın seyrediyor. Bakırın libresi 13 Mayıs'ta 6,67 dolara çıkarak rekor kırmıştı.

Citi ve UBS: Yeniden 5.000 dolar olacak

ABD merkezli Citi yayımladığı son analizinde, altın fiyatlarının önümüzdeki bir aylık dönemde yatay seyredebileceğini veya sınırlı bir geri çekilme yaşayabileceğini değerlendirdi. Banka, buna karşın yılın son çeyreğinde güçlü bir yükseliş beklediğini ve ons altının 4 bin 500 dolar seviyesine ulaşabileceğini öngördü. Citi'nin tahminine göre yükselişin devam etmesiyle birlikte 2027'nin ilk yarısında ons altın 5 bin dolar seviyesine ulaşacak.

İsviçreli banka UBS ise, FED'in faiz artışlarına ara vermesi ve merkez bankalarının güçlü alımlarını sürdürmesi halinde ons altının Haziran 2027'de 5.200 dolara kadar yükselebileceğini öngördü. Banka, kısa vadede ise 3.850 dolara kadar geri çekilme riskine dikkat çekti.

A101'in sahibi Aydın Grup, CarrefourSA'yı resmen satın aldı

CarrefourSA hisselerinin yüzde 89,28'inin Aydın Grup bünyesindeki Yeni Mağazacılık'a (A101) devir süreci, Rekabet Kurumu dâhil tüm yasal onayların alınmasının ardından bugün itibarıyla resmen tamamlandı. Devir işleminin gerçekleşmesiyle birlikte, Sabancı Holding ve Carrefour Grubu'nun şirkette herhangi bir payı kalmadı.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, Yeni Mağazacılık şemsiyesi altında yer alan A101 ve CarrefourSA, faaliyetlerini farklı yönetim yapıları altında, ayrı segmentlerde ve kendi marka kimliklerini koruyarak bağımsız şekilde sürdürmeye devam edecek. Satın alma sürecinin resmileşmesiyle birlikte, CarrefourSA'da CEO'luk görevine Hatice Evren getirildi.  CarrefourSA'nın 2025 sonu itibarıyla 77 ilde bayileri de dâhil olmak üzere 1250'den fazla mağazası var.

ABD, yen satın alarak aslında kendi tahvillerini kurtarıyor

ABD ile Japonya, geçen hafta son 40 yılın en düşük seviyelerine yaklaşan yenin değer kaybını durdurmak için koordineli bir müdahale yaptı. ABD, Japon Yeni'nin değerini desteklemek amacıyla milyarlarca dolarlık yen satın aldı.

Washington’ın son 30 yılda yeni güçlendirmek için gerçekleştirdiği ilk müdahale olan bu hamle, Japonya ekonomisinin artan ithalat maliyetleri ve enflasyon baskısıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Enerji ve gıdada büyük ölçüde ithalata bağımlı olan Japonya açısından zayıf yen, ülkeye giren ürünlerin maliyetini yükseltiyor. Bu durum hem şirketlerin giderlerini artırıyor hem de tüketicilerin daha yüksek fiyatlarla karşılaşmasına neden oluyor.

Japonya, 2022’den bu yana yenin düşüşünü sınırlamak amacıyla milyarlarca dolar harcadı ancak değer kaybını durduramadı. Medyascope'un haberine göre, Düşüşün nedenlerinden biri yatırımcıların yen satmayı sürdürmesi. Küresel gelişmeler de Japon para birimi üzerindeki baskıyı artırıyor.

Japonya, enerji ihtiyacının önemli bölümünü Ortadoğu’dan karşılıyor. İran savaşı bölgeden petrol ve doğalgaz akışının yavaşlaması, enerji maliyetlerini yükseltti ve ülkedeki enflasyonu daha da körükledi.

Japonya Merkez Bankası’nın faiz oranlarını olağanüstü düşük seviyelerde tutması da yenin değerini azaltan unsurlar arasında. Düşük faiz, Japon para birimini uluslararası yatırımcılar açısından daha az cazip hale getiriyor. Yatırımcılar, daha yüksek getiri sunan ülkelere ve para birimlerine yönelirken yen üzerindeki satış baskısı artıyor. Japonya’nın yüksek kamu borcu da ekonomiye yönelik kaygıları büyütüyor. Hükümet, durgun ekonomiyi canlandırmak ve yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için vergi gelirlerinin çok üzerinde harcama yapıyor.

Ülkenin toplam kamu borcu, gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 200’ünü aşmış durumda. Japonya bu oranla, G20 ülkeleri arasındaki en yüksek kamu borcu seviyesi olan ülke.

Trump yönetimi neden müdahale etti?

ABD’nin müdahale hazırlığında olduğuna ilişkin ilk işaret, Trump yönetiminin 31 Ağustos Cuma günü düzenlediği kabine toplantısında ortaya çıktı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ın önündeki notta, “Yapılacaklar: 5-10 milyar dolarlık Japon yeni satın al” ifadesinin yer aldığı görüldü.

ABD Başkanı Donald Trump, Hazine’nin milyarlarca dolarlık yen satın aldığını doğruladı ve müdahalenin “dünya ekonomisi için iyi olacağını” söyledi. Ancak uzmanlara göre Washington’ın müdahalesinin arkasında yalnızca Japon ekonomisine destek verme isteği bulunmuyor.

Japonya, yen satın almak için ihtiyaç duyduğu kaynağı yaratmak amacıyla ABD devlet tahvillerini satıyor. ABD tahvilleri birçok ülke tarafından ulusal rezervlerin bir parçası olarak tutuluyor. Ancak bu tahvillerin büyük miktarlarda satılması, ABD Hazinesi’nin borçlanırken ödediği faizlerin yükselmesine yol açabiliyor.

Bu da ABD hükümetinin kamu harcamalarını finanse etmek için daha pahalı borçlanması anlamına geliyor. Ekonomistlere göre, Trump yönetimi, yeni destekleyerek Japonya’nın ABD devlet tahvili satışını sınırlandırmayı hedefliyor.

Zor dönemeç; Alman otomotiv devleri binlerce işçi çıkarıyor

Çinli rakiplerin pazar payını artırması, Alman otomotiv sektörünü küçülmeye zorluyor. Bir dönem Alman sanayi gücünün göstergesi olan otomotiv sektörü ve büyük iş gücü, Çinli elektrikli araç üreticilerinin artan rekabeti karşısında artık maliyetli bir yüke dönüşmüş durumda. Volkswagen, Porsche, Mercedes ve Audi'nin ardından BMW de binlerce kişiyi işten çıkarıyor.

BMW, işten çıkarma açıklayan son üretici oldu

Deutsche Welle'nin haberine göre, BMW, Alman otomotiv sektörünün Çinli rakipleriyle mücadele ettiği bir dönemde, kapsamlı işten çıkarmalar açıklayan beşinci Alman otomobil üreticisi oldu. Dünya genelinde yaklaşık 8 bin kişiyi işten çıkaracağını duyurdu. Bu rakam, 154 bin kişilik toplam çalışan sayısının yaklaşık yüzde 5'ine karşılık geliyor. BMW'nin Çin rekabetine karşı daha dayanıklı olduğu düşünülüyordu. Ancak şirket, geçen ay Çin'deki satışlarının keskin biçimde düştüğünü açıkladı. BMW'nin Çin'deki araç teslimatları geçen yıl 2017'den bu yana en düşük seviyesine geriledi. Haziran ayı sonuna kadarki üç aylık dönemde ise teslimatlar bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 30 düştü. İkinci çeyrekte net kârın yüzde 35 azalarak 1,4 milyar dolara gerilediğini duyurdu.

En büyük kesintiyi Volkswagen planlıyor

Avrupa'nın en büyük otomobil üreticisi Volkswagen, geçen ay istihdam azaltma programını iki katına çıkararak yaklaşık 100 bin kişiyi işten çıkarmayı planladığını duyurdu. Şirket ayrıca Almanya'daki dört fabrikasını kapatmayı planlıyor.

Sendikalar ve şirketin oy hakkının yüzde 20'sini elinde bulunduran, önemli kararlarda veto yetkisine sahip Aşağı Saksonya eyaleti son planları reddetti. Volkswagen daha önce 50 bin pozisyonu kaldıracağını açıklamıştı. Volkswagen, dünya genelinde 630 bin kişiye ulaşan yüksek çalışan sayısıyla tanınıyor. Çin'deki ortak girişimler de dahil edildiğinde bu rakam 680 bine çıkıyor.

Wolfsburg merkezli dev şirket, benzer sayıda araç üretmesine rağmen Toyota'dan yaklaşık yüzde 60 daha fazla kişiyi istihdam ediyor.

Mercedes kitlesel işten çıkarma olmadan küçülüyor

Mercedes-Benz, geçen yıl mart ayında işyeri temsilciliğiyle 2027'ye kadar 5 milyar euro tasarruf sağlamayı öngören bir plan üzerinde anlaşmaya vardı. Ancak şirket, Almanya'daki fabrikalarda zorunlu işten çıkarmaları reddetti. Reformların gönüllü ayrılıklarla gerçekleştirilebileceğini savundu. Bu yıl mart ayına kadar idare, araştırma-geliştirme ve bilişim teknolojileri bölümlerinde çalışan yaklaşık 5 bin 500 kişi kıdem tazminatı paketlerini kabul ederek şirketten ayrıldı. Üretim çalışanları ise koruma altında kaldı.

Şirketin Çin'deki faaliyetlerinde de ek personel azaltımına gidildiği bildirildi.

Mercedes geçen ay, Almanya'daki çalışanlarının yaklaşık dörtte üçüne yapılacak prim ödemesini 2027'ye erteledi. Şirket ayrıca haftalık çalışma süresinin ek ücret ödenmeden 35 saatten 40 saate çıkarılmasını önerdi.

Şirketin ikinci çeyrekte net kârı yüzde 13,5 artarak 1,09 milyar euroya çıktı. Ancak ana otomobil bölümündeki temel faaliyet kârı dörtte bir azalarak 909 milyon euroya geriledi.

Audi de baskı altında

Volkswagen'e ait Audi, geçen yıl 2029 sonuna kadar Almanya'da 7 bin 500 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı. Şirket, zorunlu işten çıkarmalara ise başvurmayacağını duyurdu. İdare ve araştırma-geliştirme bölümlerindeki personel azaltımının gönüllü programlar ve erken emeklilik yoluyla gerçekleştirileceğini bildirdi. Ancak geçen ay Audi'nin Neckarsulm tesisi, ana şirket Volkswagen tarafından 2030 yılında kapatılabilecek fabrikalar arasına alındı. Bu durum yaklaşık 15 bin çalışanı etkileyebilir.

Astra Zeneca ile Bristol Myers Squibb arasında birleşme görüşmeleri

İngiliz ilaç devi Astra Zeneca ile Amerikan ilaç şirketi Bristol Myers Squibb birleşme görüşmeleri yürütüyor. Görüşmelerin olumlu geçip anlaşmanın olması durumunda 400 milyar dolarlık bir birleşme gerçekleşecek.  Küresel ilaç sektöründe son yılların en büyük birleşmelerinden birinin kapısı aralandı. Financial Times gazetesinin konuştuğu konuya yakın kaynaklara göre, şirketler son aylarda birleşme konusunda görüşmelerde bulundu.  İngiltere merkezli AstraZeneca ile ABD’li Bristol Myers Squibb, iki şirketi aynı çatı altında toplayabilecek bir işlem için ön görüşmeler yaptı. AstraZeneca’nın piyasa değeri yaklaşık 264 milyar dolar, Bristol Myers Squibb’in değeri ise yaklaşık 133 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.