Levent Gürses - Enerji tesisleri bombalanıyor, uzayan savaşın etkileri su üstüne çıkıyor
Enerji tesisleri bombalanıyor, uzayan savaşın etkileri su üstüne çıkıyor
Levent Gürses
ABD-İsrail "haydut devletlerinin" İran'a karşı başlattıkları savaş üçüncü haftasını geride bıraktı. Petrol arzı şoku yaratan, sadece petrol fiyatlarının değil birçok hammaddenin de fiyatının yükselmesine neden olan savaşın küresel ekonomiye ve dolayısıyla Türkiye ekonomisine etkileri yavaş yavaş su üstüne çıkıyor.
Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch savaşın ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının Türkiye’ye etkisini "Risk sınırlı, uzarsa tablo değişir" diye yorumlarken, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’na (TEPAV) göre, Hürmüz krizi Türkiye ekonomisini sadece petrol fiyatlarıyla değil; sanayi üretimi, gübre maliyetleri ve lojistik giderler üzerinden de etkileyecek. TEPAV, Türkiye açısından en kritik risk alanlarından birinin, Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ticaretinde özellikle alüminyum ve petrokimya hammaddelerinin önemli bir yer tutması bakımından sanayi üretimi olduğunu vurguladı.
Vicdani gerekçelerle görevinden istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent'in vurguladığı gibi, "İran, ülkemiz için yakın ve acil bir tehdit oluşturmuyordu. Ayrıca bu savaşın, İsrail’in ve Amerika’daki güçlü lobisinin baskıları sonucunda başlatıldığı açık" yetersiz gerekçelerle savaşı başlatan ABD Başkanı Donald Trump şimdi ne yapacağı bilmiyor. Savaş uzuyor, İran pes etkiyor, füze ve dronlarla Körfez'deki stratejik hedefleri bombalıyor ve küresel petrol arzının yüzde 20'sinin Hürmüz Boğazı'nı kapattı. Suudi Arabistan, İran, Irak ve BAE gibi ülkelerin petrol ihracatında kilit rol oynayan Hürmüz'ün kapanması petrol fiyatlarının 110 dolar seviyesine çekti.
Enerji tesislerine saldırılar petrolün 110 dolara çıkmasına neden oldu
Körfez petrolünün yüzde 27'si Çin'e, yüzde 14'ü Hindistan'a ve yüzde 42'si diğer Asya ülkelerine gidiyordu. Yani Trump İran ile savaş başlatarak başta Çin olmak üzere Asya'nın hayat damarını kesmiş oldu. Hem Asya'nın frene basması hem de petrol fiyatlarının varil başına 110 doların üzerine çıkması dünya ekonomisi için fazlasıyla olumsuz sonuçlar doğuracak.
Son olarak 18 Mart Çarşamba günü, ABD ve İsrail'in İran'daki en büyük gaz tesislerinin olduğu Güney Pars bölgesine ve Aseluye petrol rafinerisine saltdırı düzenlemesinin ardından İran'ın da misilleme olarak Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'da ABD ile bağlantılı petrol tesislerinin vurulacağını bildirmesi üzerine Brent petrolün varil fiyatı 110 dolara yükseldi.
Nitekim İran, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ihracat tesisinin bulunduğu Katar'ın devlet şirketi QatarEnergy'ye ait Ras Laffan Sanayi Bölgesi’ndeki LNG ihracat tesisine "büyük hasar" verdi.
Enerji altyapısına yönelik saldırılar üzerine Mayıs vadeli Brent petrolün varili 18 Mart'ta 111.90 dolara kadar çıktıktan sonra, 107,38 dolardan kapandı, 19 Mart sabahında da 112,85 dolardan işlem görüyordu. ABD'nin Mayıs vadeli Batı Teksas petrolü de 18 Mart günü varili 99.76 dolar ile 100 dolara yaklaştıktan sonra, 98,29 dolardan kapattı, 19 Mart sabahı 96.67 dolara gerilemiş durumda.
Diğer yandan, ekranda görülen petrol fiyatlarıyla gerçek hayattaki petrol fiyatları arasında hızla açılan önemli bir farka dikkat çekiliyor. Çünkü Brent petrol ekranda 114 dolarda iken, Unman’da 160 dolar ve Uzakdoğu piyasasında 200-225 dolardan işlem gördüğü belirtiliyor.
Avrupa'da doğalgaz fiyatlarında ise keskin yükseliş yaşanıyor, 18 Mart günü yüzde 30 artışla 70 Euro'ya yaklaştı. Savaştan önceki fiyat 31 Euro'ydu. Goldman Sachs'a göre, Avrupa'da doğalgaz arzındaki daralma, ikinci çeyrekte daha fazla yükselişi destekleyecek.
Dolar değer kazanıyor, altın ve borsalar düşüyor
Savaş nedeniyle ABD Doları değer kazanıyor. Dolar Endeksi (DX) geçen yıl Nisan ayından beri ilk kez 100 seviyesinin üzerine çıktı. 19 Mart itibarıyla son bir ayda dolar; Rus Rublesi karşısında 9,7, Güney Afrika Randı karşısında yüzde 6, Meksika Pesosu karşısında yüzde 4, Japon Yeni karşısında yüzde 3, Hindistan Rupisi karşısında 2,86, İsviçre Frangı karşısında 2,14 ve Türk Lirası karşısında yüzde 1,14 değer kazandı.
Doların değer kazanması altına yaramadı. Ortadoğu'da savaşa rağmen altın fiyatları değer kaybediyor. Petrol fiyatlarındaki yaratacağı enflasyonist baskının ABD'nin faiz indirimlerini yavaşlatacağı ve hatta faiz artışının söz konusu olabileceği beklentisi, doların güçlenmesi altına değer kaybettiriyor. Yatırımcıların, "Ortadoğu'da savaş varken altın fiyatları nasıl düşüyor" diye şaşırdığı ortamda, altının onsu 19 Mart itibarıyla geçen hafta da yüzde 5 değer yitirdi. Spot altının onsu hafta içinde sürekli değer yitirdi; 12 Mart'ta ons başına 5.100 doların altına indi. 18 Mart'ta ise yüzde 3,74 değer yitirerek 5 bin dolar kritik barajının da altına çekilerek 4.818,81 dolardan kapandı. Geçen hafta gümüş fiyatları da (yüzde 12,28) keskin biçimde değer yitirerek, onsu 72,57 dolara düştü.
Hafta başında yükseliş çabasına giren Wall Street'te de 18 Mart günü yüzde 1,5 seviyesinde düşüş oldu. Dow Jones endeksi yüzde 1,63, S&P 500 endeksi yüzde 1,36 geriledi. Endeksteki yaklaşık 420 hisse senedi değer kaybetti. Dow Jones, son bir ayda yüzde 6,95, S&P 500 yüzde 4,12 geriledi.
Geçen hafta en çok Rusya ve Çin borsaları geriledi. Rusya'nın RTSI endeksi haftalık yüzde 4,64, Çin'in DJ Shanghai endeksi yüzde 4,13 değer yitirdi. Körfez petrolüne bağımlı Asya ülkelerinin borsaları; Endonezya, Filipinler, Pakistan, Hindistan, Japonya haftanın en çok düşen borsaları arasındaydı.
Borsa İstanbul'un BIST 100 endeksi de haftayı yüzde 1,29 kayıpla kapattı.
Tüm bunlara karşın İsrail'in TA 35 endeksi geçen hafta yüzde 3,59 değer kazandı. İsrail'de hisse senetleri savaşa ve bombalara rağmen güçlü bilanço beklentileri, savunma ve teknoloji hisselerine yönelik küresel talep nedeniyle değer kazanıyor. Bu durum, kimi uzmanların söylediği, "savaş aslında karlı bir iş" sözünü hatırlatıyor.
Haftanın önemli gelişmeleri şu yönde:
TEPAV: Sadece petrol değil, sanayi üzerinde çok katmanlı etkileri olacak
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) yayımladığı “Hürmüz Krizi: Petrokimya, Gübre ve Sanayi Girdilerinde Küresel Tedarik Riski ve Türkiye’ye Etkisi” başlıklı değerlendirme notu, krizin etkilerinin yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmayabileceğini ortaya koyuyor. TEPAV’a göre, Hürmüz’de yaşanan gerilim enerji piyasalarının yanı sıra sanayi girdileri, gübre piyasası, lojistik maliyetleri ve enerji faturası üzerinden Türkiye ekonomisi üzerinde çok katmanlı bir baskı yaratabilir.
Rapora göre Türkiye açısından en kritik risk alanlarından biri sanayi üretimi. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ticaretinde özellikle alüminyum ve petrokimya hammaddeleri önemli bir yer tutuyor. Türkiye, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman gibi Körfez üreticilerinden yılda yaklaşık 700 milyon ile 1 milyar dolar arasında alüminyum ve alüminyum ürünleri ithal ediyor.
Petrokimya, plastik, tekstil, gübre sektörlerinde kırılganlıklar yükseliyor
Plastik ve petrokimya hammaddelerinde ise bu ülkelerden yapılan ithalat yaklaşık 2 milyar dolar seviyesine ulaşıyor. Bu ürünlerin büyük bölümü Basra Körfezi limanlarından sevk edilerek Hürmüz Boğazı üzerinden Türkiye’ye ulaşıyor. Bu nedenle boğazda yaşanacak bir tıkanıklık, sanayi üretiminin temel girdileri açısından ciddi bir lojistik kırılganlık yaratabilir.
Krizden etkilenebilecek bir diğer kritik girdi ise monoetilen glikol (MEG). Polyester lif ve PET üretiminin temel hammaddesi olan MEG, Türkiye’nin güçlü olduğu tekstil ve ambalaj sektörleri için hayati öneme sahip.
TEPAV değerlendirmesine göre Hürmüz krizinin bir diğer etkisi tarım sektöründe ortaya çıkabilir. Türkiye’de yıllık kimyevi gübre tüketimi 6-7 milyon ton seviyesinde bulunuyor ve talebin önemli bir bölümü ithalat yoluyla karşılanıyor. Körfez ülkelerinin Türkiye’nin azotlu gübre ithalatındaki payı yüzde 15 ile 25 arasında değişiyor.
Navlundaki artış otomotiv ve beyaz eşya sektörlerini etkileyebilir
Ayrıca artan navlun ücretleri ve uzayan sevkiyat süreleri özellikle tekstil, otomotiv yan sanayisi, makine ve beyaz eşya sektörlerinde teslimat planlamasını zorlaştırabilir.
TEPAV’ın değerlendirmesine göre Hürmüz’deki krizin uzaması, Türkiye ekonomisi açısından enerji fiyatlarından sanayi üretimine kadar uzanan geniş bir etki alanı yaratma potansiyeli taşıyor.
Fitch, Türkiye’ye etkisini yorumladı: Risk sınırlı, uzarsa tablo değişir
Fitch, İran kaynaklı çatışmaların kısa süreli kalması halinde Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü üzerindeki etkilerin yönetilebilir düzeyde olacağını değerlendirdi. Kuruluş, güçlü rezerv tamponları ve sıkı para politikasının bu görünümü desteklediğini belirtirken, çatışmanın uzaması veya şiddetlenmesi durumundaysa risklerin belirgin şekilde artabileceği uyarısında bulundu.
Fitch, baz senaryoda Hürmüz Boğazı’ndaki kesintinin kısa süreli olacağını varsayarken, çatışmanın süresi ve geçişlerdeki aksamalara ilişkin belirsizliğin sürdüğünü vurguladı. Mevcut politika çerçevesinin bu tür şokları sınırlamada önemli rol oynayacağı ifade edildi.
Şimşek: Yükü dar gelirlinin çektiği tamamen bir ezber
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Akit TV’de katıldığı programda ilginç açıklamalarda bulundu. Şimşek, "Neymiş efendim, programın yükünü dar gelirli çekiyormuş, çalışan çekiyormuş. Hiçbir rakam bunu desteklemiyor. Bu tamamen bir ezber. Ve bu ezber, doğru bir ezber değil” dedi. Buna gerekçe olarak, gelir dağılımında ile Gini katsayısında iyileşmeyi ve ücretlilerin millî gelir içerisindeki payının artmasını gösterdi.
Şimşek, "Savaş uzarsa, küresel ekonomi açısından ciddi bir enflasyon, finansal koşullarda sıkılaşma ve büyümede yavaşlama riskinin yanı sıra küresel enerji fiyatları ve tedarik zincirindeki kırılmalar uzun sürerse bir resesyon, bir stagflasyon riski de söz konusu" açıklamasını yaptı.
“Cari açık konusunda biraz kaygılıyım, zira petrol fiyatları doğrudan açığı artırıyor”
Şimşek, savaş nedeniyle cari açık konusunda kaygılı olduğunu belirterek şöyle dedi: "Cari açık, enflasyon, büyüme ve bütçe üzerinde ciddi etkileri olabilecek büyük bir dış şokla karşı karşıyayız. Enflasyon bu yıl da düşmeye devam eder ancak hedeflediğimiz boyutta olup olmayacağını söylemek için henüz erken. Cari açık konusunda biraz kaygılıyım, zira petrol fiyatları doğrudan cari açığı artırıyor. Programın en çok hangi boyutuyla tedirginsiniz diye sorarsanız, şu an için cari açık derim ancak yönetilebilir düzeyde kalacağına inanıyorum."
“Eşel mobili uygulamaya devam etmek mümkün olmayabilir”
Ayrıca, "petrol fiyatları yüksek seyrettiği sürece eşel mobili uygulamaya devam etmenin mümkün olmayabileceğini belirterek şöyle konuştu:
"Eşel mobil sistemini uygulamasaydık, bugün itibarıyla örneğin Ankara'da mazotun litresi 83 lira 10 kuruş olacaktı. Petrol fiyatlarındaki bu yükselişle 83 lira 10 kuruş olacak olan mazot fiyatı, eşel mobil sayesinde şu an 67 lira 10 kuruş. Benzinde de bugün itibarıyla fiyat 62 lira 30 kuruş, halbuki biz bu eşel mobili devreye almasaydık 71 lira 11 kuruş olacaktı. Bunu niye yaptık? Tabii ki vatandaşımıza yansımalarını sınırlamak istedik. Bunun geçici olduğuna inanıyoruz. Kalıcı olursa bu sürdürülebilir değil. Geçici olacağı varsayımıyla biz bu sistemi devreye aldık. Çünkü bunun bütçe etkisi çok büyük, bizim önemli bir gelir kalemimiz."
Aktaş: Bir süre sonra eşel mobile veda edilebilir
Şimşek'in açıklamaları değerlendiren Ekonomi gazetesi yazarı Alaaddin Aktaş, bir süre sonra eşel mobile veda edilebileceğini belirterek, "Ne zaman mı, işte o meçhul. Ne kadar vergi kaybından sonra eşel mobile son verileceği belirlenmiştir belirlenmeye de bunu henüz kamuoyu bilmiyor. Ama bir yerde dur denilecek. Yeri gelmişken hatırlatayım. Bu yıl bütçede petrol ürünleri ve doğalgazdan 656,5 milyar lira ÖTV geliri elde edilmesi öngörülüyor. İlk iki aydaki gelir 49,4 milyarı ocakta, 44,3 milyarı şubatta olmak üzere 93,7 milyar lira. Marttaki tutarın eşel mobilden dolayı çok daha düşük olması beklenmeli. Şu durumda ÖTV’de Mart'tan itibaren yıl sonuna kadar 562,8 milyar lira tahsil edilmesi gerekiyor. Bakan Şimşek’in “Vazgeçemeyiz” dediği tutar bir anlamda bu. Ya da bu tutarın ne kadarından daha vazgeçilebileceği öngörülüyordur, onu bilemiyoruz. Belli ki o düzeye gelindiğinde eşel mobil sona erdirilecek, öyle anlaşılıyor," dedi.
Aktaş ayrıca, "Şimşek, çok açık biçimde ihracatın savaş yüzünden sekteye uğrayabileceğini dile getiriyor. Böyle bir olumsuzluk yaşanmasından daha doğal bir şey de olamaz. Kaldı ki ihracattaki daralma yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı olmayacak. Tüm dünya ekonomilerinde yaşanacak daralma yüzünden diğer ülkelere dönük ihracat da daha düşük gerçekleşebilecek" diye yazdı.
Aktaş: Madde madde Bakan Şimşek’in söylemek istedikleri
Aktaş, sonuç olarak Bakan Şimşek'in sözlerini madde madde şöyle yorumladı:
- Enerji fiyatları çok yüksek ve bunun bir maliyeti olacak, hazırlığınızı ona göre yapın.
- Eşel mobili şimdilik uyguluyoruz ama savaş çok uzarsa ÖTV’den daha fazla vazgeçemeyiz ve akaryakıta yüklü zamlar kaçınılmaz olabilir, ayağınızı denk alın.
- Cari açık öngörülenin çok üstüne çıkabilir, haberiniz olsun.
- Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye ekonomisinde de bir yavaşlama görülebilir, bunun olumsuz sonuçları olur.
- Bütün bunların sonucu olarak fiyatlar öngörülenin üstüne çıkabilir. Amacımız enflasyonu yüzde 20’nin altına düşürmek, ama bu özellikle bu yıl mümkün olmayabilir. Bunu açık açık söyleyemiyoruz ama yolunu yapıyoruz işte, anlayın!
Merkez Bankası politika faizini değiştirmedi
Merkez Bankası politika faizini yüzde 37'de sabit tuttu. Para Politikası Kurulu (PPK) ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit bıraktı.
Piyasa da faizin sabit bırakılmasını bekliyordu. TCMB Ocak ayında yılın ilk toplantısında 100 baz puanlık faiz indirimine gitmişti.
Temkinli mesaj: Jeopolitik gerilimler enflasyonda riskleri artırdı
Diğer yandan, Merkez Bankası Mart toplantısında politika faizini sabit tutarken, Para Piyasası Kurulu (PPK) toplantı özetinde, jeopolitik gerilimlerin artırdığı enerji ve emtia fiyatlarının enflasyon görünümü üzerindeki yukarı yönlü riskleri belirginleştirdiği vurgulandı.
Mart toplantısında sıkı para politikası duruşu korunurken, talep koşullarındaki dengelenmenin dezenflasyon sürecine katkı verdiği ifade edildi. Kurul, artan küresel belirsizlikler karşısında enflasyon görünümünde bozulma olması halinde ilave sıkılaşma adımlarının gündeme gelebileceğinin altını çizdi.
Merkez Bankası anketi: Piyasanın yıl sonu enflasyon tahmini yine yükseldi
Merkez Bankası Mart ayına ilişkin piyasa katılımcıları anketini açıkladı. Buna göre, katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 24,11 iken, bu anket döneminde yüzde 25,38 oldu. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 22,10 iken, bu anket döneminde yüzde 22,17 olarak kaydedildi.
Bakan zam sinyali verdi: Elektrik ve doğalgazı 1 Nisan'da değerlendireceğiz
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, elektrik ve doğal gaz fiyatlarıyla ilgili olarak, 1 Nisan tarihinde yeni bir değerlendirme yapılacağını açıkladı. "Doğal gaz ve ham petrolde ülkemize sıkıntı yaşatmadık" diyen Bayraktar, "Özellikle Irak ve Suudi Arabistan'dan ham petrol alıyoruz. Toplam tedariğin içinde yüzde 10'lar seviyesinde. Arz güvenliği açısından bu bölge sorun arz etmiyor. İşin doğal gaz boyutu var. Katar LNG'sinin dünyayla buluştuğu bir yer. Yine Hürmüz'le bağımlılığımız yok. Katar'dan önemli miktarda LNG alışımız yok. Dolayısıyla doğal gaz ve ham petrolde ülkemize sıkıntı yaşatmadık, yaşatmayacağız" diye konuştu.
Bütçe fazla verdi ama artan gelirler faize gidiyor
Şubat ayı merkezi bütçe verilerine göre, gelirler reel olarak yüzde 42 artarken, harcamalar reel olarak yüzde 2,2 daraldı. Bütçe dengesi 24,4 milyar TL fazla verirken, faiz dışı fazla 208 milyar TL oldu.
Şubat’ta merkezi yönetim bütçe gelirlerinin yüzde 83’ünü oluşturan vergi gelirleri geçen yılın Şubat ayına göre yüzde 91,8 artarak 1,1 trilyon TL düzeyine ulaştı. Tahsilat dönemindeki farklılaşmaların etkisiyle Kurumlar Vergisi 376 milyar TL düzeyine yükseldi. Gelir Vergisi yıllık bazda yüzde 67,5 artarak 220 milyar TL’ye ulaşırken ithalde alınan KDV ve ÖTV gelirlerindeki artışlar yüzde 34,4 ve yüzde 21,1 oldu.
Faiz harcamaları sosyal ve kamusal hizmet harcamalarının önüne geçti.
Ocak-Şubat döneminde bütçe açığı 190,2 milyar lira oldu. Yılın ilk iki ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 2 trilyon 965 milyar TL, bütçe gelirleri 2 trilyon 774,8 milyar TL olarak kaydedildi. Faiz harcaması ise 640,1 milyar TL’ye ulaştı. Toplam giderlerin yüzde 21,6’sı faiz harcamalarına aktarıldı.
Faize ayrılan kaynak, kamunun sosyal ve kamusal hizmet harcamalarının önüne geçti. Ekonomik sınıflandırmaya göre bütçe giderleri içerisinde faiz harcaması yine birçok gideri aştı. Şubat itibarıyla sağlık hizmetleri için yapılan 256,1 milyar TL, eğitim hizmetleri için 409,3 milyar liralık harcama, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşmaya 526,9 milyar liralık harcama, faize aktarılan 640,1 milyar liranın gerisinde kaldı.
Atabay: Sosyal transferler ve eğitimde kesinti var
Bütçe verilerini değerlendiren Birgün gazetesi yazarı Güldem Atabay, "Faize çalışan bütçe: Kimden alınıyor, kime veriliyor?" başlıklı yazısında şöyle dedi:
"Bu kadar büyük bir kaynak faize aktarılırken bütçe ana kalemlerindeki düzelme Mehmet Şimşek yönetimindeki Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda diğer harcama kalemlerinden kesinti yaparak sağlanıyor.
2025’in ilk iki ayına kıyasla 2026’da reel daralma veya baskılanma oluşan kalemler iktidarın siyasi tercihini göstermesiyle dikkat çekici. Sosyal transferlerde ciddi bir gerileme var. Özellikle “hanehalkına yapılan transferler” kaleminde artış enflasyonun altında. Bu, doğrudan en yoksul hanelere giden kaynakların kısılması demek. En yoksuldan kesilen gelir desteği en varlıklı adına faiz kazancına dönüşüyor.
Eğitim tarafında, öğrencilere yönelik burs ve barınma desteklerinde belirgin bir sıkışma var. Bu desteklerin artışı enflasyonun gerisinde kalıyor. Bu da fiilen öğrenciden kesinti demek.
Ağır borçlanma yeni yasal takipleri getiriyor
Ocak ayında borcu nedeniyle takipte bulunan kişi sayısı 4,2 milyonu aşarken varlık yönetim şirketlerine devredilen borçlu sayısı da 2,2 milyona çıktı. Birgün'den Havva Gümüşkaya'nın haberine göre, ücretlerin enflasyon karşısında eridiği, geçim şartlarının zorlaştığı dönemde yurttaş ihtiyaç kredilerine ve kredi kartlarına yüklendi.
Ortaya çıkan tabloda milyonlar yetersiz gelir ve ağır borç yükü altında yaşam mücadelesi veriyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre Ocak 2026 itibarıyla bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen ve borcu hâlâ devam eden kişi sayısı 4 milyon 256 bin 494’e ulaştı.
Risk Merkezi’nin verilerine göre Ocak 2025’te 1 milyon 674 bin 471 kişi bireysel kredi borcu nedeniyle yasal takipteyken, bu yıl yaklaşık 97 bin kişi artarak 1 milyon 711 bin 909 kişiye ulaştı. Aynı dönemde bireysel kredi kartı borcu nedeniyle yasal takipteki tekil kişi sayısı da 1 milyon 622 bin 147’den 1 milyon 813 bin 511’e yükseldi. Böylece kredi kartı borcu yüzünden takibe düşenlerin sayısı bir yılda 191 bin kişi arttı.
İPA: Her iki İstanbulludan biri borcunu tam ödeyemiyor
İBB'ye bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) şubat ayında yaptığı gündem araştırmasına göre, kredi kartı borcunun tamamını ödeyemeyenlerin oranı yüzde 50,5 oldu. İstanbulluların yüzde 67,5’i de ramazan ayında gıda fiyatlarının arttığını ifade etti.
Şubat ayında kredi kartı borcunun tamamını ödediğini belirtenlerin oranı yüzde 49,6 olarak kayıtlara geçti. Asgari tutardan daha az ödeme yaptığını ifade edenlerin oranı yüzde 4,5, asgari tutar ile tamamı arasında ödeme yapanların oranı yüzde 7,5, hiç ödeyemediğini belirtenlerin oranı yüzde 9,7, asgari tutarı ödediğini belirtenlerin oranı yüzde 28,8 oldu.
Fed ve diğer merkez bankaları "bekle-gör" politikasına geçti
Küresel piyasalar geçen hafta dünyanın önde gelen merkez bankalarının faiz kararlarına odaklandı. ABD, Avrupa, İngiltere ve Kanada gibi büyük ekonomilerin merkez bankaları Ortadoğu’da tırmanan savaşın enerji fiyatlarını hızla yükseltmesi ve büyüme görünümünü zayıflatması, para politikası görünümünü de belirsizliğe sürüklemesi nedeniyle, faiz indirimlerine ara verdiler ve temkinli bir “bekle-gör” yaklaşımına geçtiler.
Enerji maliyetlerindeki artış büyümeyi zayıflatırken fiyat baskılarını artırdığı klasik bir “arz şoku” ortamı yaratıyor. Bu durum merkez bankaları için politika alanını daraltıyor.
ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini beklentiler dahilinde yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tuttu. Fed'in para politikası karar metninde, Orta Doğu'daki gelişmelerin ABD ekonomisi üzerindeki etkilerinin belirsiz olduğu belirtildi. ABD’de faiz indiriminin daha önce öngörülenden çok daha geç bir tarihe sarkabileceğine işaret ediyor.
Ray Dalio: ABD’nin gücü, Hürmüz’de ‘yıkılabilir’
Ünlü yatırımcı Ray Dalio’ya göre Orta Doğu’daki savaş ve Hürmüz Boğazı riskleri, ABD’nin küresel liderliğini ve doların tahtını sarsabilecek bir kırılma yaratabilir. Dalio, ABD’nin kritik bir eşikte olduğunu belirtirken, artan borç yükü, iç siyasi gerilimler ve olası jeopolitik kayıpların bu süreci hızlandırabileceği uyarısında bulundu.
Ünlü yatırımcı, Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin engellenmesi ya da bu geçişlerde dolar dışı para birimlerinin; İran belirttiği gibi özellikle Çin Yuanı ile ödemelerin kullanılmaya başlanmasının, ABD’nin küresel ekonomik gücüne büyük darbe indireceğini vurguladı.
Mahfi Eğilmez: Dolar gücünü kaybediyor, sorun çok kutuplu ormanda yolumuzu nasıl bulacağız
İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Kendime Yazılar” isimli blogunda “Kapitalizmin ve Doların Geleceği” başlıklı yazısında küresel güç dengelerinde yaşanan dönüşümü ele aldı. ABD merkezli tek kutuplu dünya düzeninde çözülmenin başladığına işaret eden Eğilmez, dünyanın yeniden çok kutuplu bir yapıya evrildiğini vurgularken, Çin’in yükselişi, doların küresel sistemdeki rolündeki yıpranma ve teknolojinin yarattığı yeni güç alanlarının hem ekonomik düzeni hem de kapitalizmi köklü biçimde değiştirdiğine dikkat çekti.
Eğilmez, "Sonuç olarak mesele yalnızca ABD’nin ya da doların zayıflaması değil. Asıl kırılma, tek merkezli üstün paralı dünya fikrinin çözülmesidir. Çok merkezli yeni düzende dolar büyük olasılıkla mutlak üstünlükten eşitler arasında birinci konumuna geçecek. Asıl soru, bu yeni düzenin ne zaman kurulacağı değil, bu dijital ve çok kutuplu ormanda yolumuzu nasıl bulacağımız,” dedi.
