Levent Gürses - Borç sarmalı: Kamu ve özel kesim küresel piyasalara, halk bankalara mahkûm...
Borç sarmalı: Kamu ve özel kesim küresel piyasalara, halk bankalara mahkûm...
Levent Gürses
Merkez Bankası açıkladı: Türkiye'nin toplam brüt dış borcu 539 milyar dolara çıktı. Önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak ve acilen ödenmesi veya yenilenmesi gereken dış borç tutarı ise 239,5 milyar dolar.
Böylece, Türkiye'deki tüm aktörlerin (kamu, finans sektörü, şirketler ve hanehalkı) toplam borcunun (iç + dış borç) milli gelire (GSYH) oranı yüzde 91 seviyesine ulaştı. Bu borçluluk oranı gelişmekte olan ülkeler ortalaması olan yüzde 229'un ve dünya ortalaması olan yüzde 306'nın oldukça altında olsa da milli gelirin tamamına ulaşması bakımından önemli bir noktada...
Tüm kesimler borç sarmalına mahkûm
Hem kamu ve özel kesim hem de hanehalkı ve bireyler gittikçe borç sarmalına mahkûm durumdalar... Devlet ve özel şirketler ve bankalar, çarkları döndürebilmek için sürekli olarak dış dünyaya (Londra, New York gibi finans merkezlerine) yeni tahviller ihraç etmek ve sendikasyon kredileri bulmak zorunda.
Reel sektörün her yıl 110-115 dolar yeni borç alarak eski 100 dolarlık borcunu kapatması gerekiyor. Küresel piyasalarda faizler yükseldiğinde ya da Türkiye'nin risk primi (CDS) arttığında, bu şirketlerin üretim maliyetleri doğrudan fırlıyor. Yani ithalat yapmak ve fabrikayı çalıştırmak için küresel tefecilere ve bankalara göbekten bağlılar.
Devlet ise bütçe açıklarını kapatmak, altyapı projelerini fonlamak ve vadesi gelen eski Eurobond'ları ödemek için uluslararası piyasalardan dolar ve euro cinsi borçlanmaya mecburlar.
Vatandaş ise, bu borç yükü ve yüksek enflasyonist ortam, halkın alım gücünü erittiği için hayatını idame ettirmek adına bankaların kapısını çalıyor, tüketici kredisi alıyor. Maaş yetmeyince kredi kartı "yeni maaş" oluyor. Enflasyon karşısında eriyen ücretler nedeniyle vatandaşlar mutfak alışverişini, faturalarını ve en temel ihtiyaçlarını nakitle değil, kredi kartı limitleriyle karşılıyor.
Böylece, borcu borçla kapatma döngüsü yaşanıyor. :Bir bankanın kredi kartının asgari tutarını ödemek için başka bir bankadan ihtiyaç kredisi çekiliyor. Faiz oranları yükseldikçe, borcun anaparası değil, sadece faizi ödenebilir hale geliyor. Tüketici kredileri, kredi kartları ve yapılandırmalar nedeniyle milyonlarca hane halkı, henüz kazanmadığı sonraki 12 ila 36 aylık gelirini şimdiden bankalara teslim etmiş durumda.
Firmaların döviz açığı 206 milyar dolar ile rekor düzeyde
Merkez Bankası, Haziran ayına ilişkin finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülükleri verilerini açıkladı. Buna göre, finansal kesim dışındaki firmaların net döviz pozisyonu açığı, Haziran 2026'da bir önceki aya göre 2 milyar 342 milyon dolar artarak 205 milyar 755 milyon dolara yükseldi. Haziran 2026 dönemine ait Finansal Kesim Dışındaki Firmaların Döviz Varlık ve Yükümlülükleri verilerine göre, firmaların döviz varlıkları Mayıs ayına kıyasla 140 milyon dolar azalırken, yükümlülükleri 2 milyar 202 milyon dolar arttı.
Firmaların net döviz açığının 206 milyar dolar ile rekor düzeye çıkmasını değerlendiren ekonomist Mustafa Sönmez, "Nasılsa Mehmet Şimşek dövize basıyor, kolay kolay da bundan vazgeçmeyecek" diyen firmalar dövizle borçlanıyorlar ve kredi ağırlıklı yükümlülükleri 400 milyar dolara gidiyor. Döviz varlıkları düşülünce, Haziran 2026 itibarıyla net açık 206 milyar dolar. Bu rekor yük, AKP yönetimi için şantajdır aynı zamanda. Dövizi kontrol etmezseniz, hepimiz çıra gibi yanarız tehdidi. Bu basınç nedeniyle de yüksek faize katlanarak çark döndürülmeye çalışılıyor. Net açığı daraltacak bir araç, politika da ortada görünmüyor" diye yazdı.
Birbirini besleyen tehlikeli bir döngü
Bu üçlü yapı birbirini besleyen tehlikeli bir döngü yaratıyor: Şirketler küresel piyasalardan yüksek faizle borçlanınca ürettikleri ürünlerin fiyatını artırıyor. Bu durum içeride enflasyonu körüklüyor ve yaşam maliyetini yükseltiyor.
Yaşam maliyeti artan halk, geçinebilmek için yerel bankalardan kredi ve kredi kartlarına yükleniyor. Bankalar halka daha çok kredi verebilmek ve kendi kaynaklarını fonlamak için küresel piyasalardan daha fazla sendikasyon kredisi (dış borç) çekiyor.
Sonuç olarak; kamudan, sokaktaki vatandaşın cüzdanına kadar herkes kronik bir borç bağımlılığı ve nakit akışı yönetimi sarmalının içine çekilmiş oluyor.
Dış borçlar tüm zamanların rekoruna ulaştı
Türkiye'nin dış borç stoku tüm zamanların rekoruna ulaştı. Merkez Bankası (TCMB), ikinci çeyreğe ilişkin dış borç istatistiklerini açıkladı. Buna göre Türkiye'nin toplam brüt dış borç stoku bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,5 artarak 539 milyar dolara ulaştı. Dış borç stoku, tüm zamanların rekorunu kırdı.
Geçen yılın aynı döneminde 485 milyar 293 milyon dolar seviyesinde bulunan borç stoku, yıllık bazda yüzde 11,1 artış kaydetti. Bu tutar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in göreve geldiği 2023 yılının aynı çeyreğinde 475,8 milyar dolar seviyesindeydi.
Kısa vadeli dış borçlar bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,5 artışla 170 milyar 700 milyon dolara, uzun vadeli dış borçlar ise yüzde 3,9 yükselişle 368 milyar 200 milyon dolara ulaştı.
Kamu ve özel sektör borçları artış kaydederken, TCMB'nin borçlarında azalış izlendi. Kamu sektörü borcu bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,3 artarak 197 milyar 900 milyon dolar olurken, özel sektörün borcu yüzde 4,2 artışla 318 milyar dolara çıktı.
Özel sektör borcu. 318 milyar dolar ile toplam dış borç stokunun yaklaşık yüzde 59'unu oluştururken, kamu sektörü borcu 197,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Yıllara göre dış borç stoku ve milli gelire oranı şöyle:
2021: 451,5 milyar dolar (GSYH Oranı: %53)
2022: 459,2 milyar dolar (GSYH Oranı: %31)
2023: 482,6 milyar dolar (GSYH Oranı: %29)
2024: 515,5 milyar dolar (GSYH Oranı: %39)
2025: 519,9 milyar dolar (GSYH oranı: %37)
2026 2. Çeyrek (Haziran): 539,0 milyar dolar (GSYH Oranı: %32)
Bir yıl içinde ödenmesi gereken borç 239,5 milyar dolar
Diğer yandan, önümüzdeki 12 ay içinde (Temmuz 2026 – Haziran 2027 döneminde) ödenmesi veya yenilenmesi gereken toplam dış borç servisi (kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku) 239,5 milyar dolar seviyesinde olurken, vadesi bir yıldan az olan borçların toplamı 170,7 milyar dolar.
Bu 239,5 milyar dolarlık borç servisinin ana aktörleri ise şöyle: Bankacılık sektörü: 74,9 milyar dolar ile en büyük paylardan birini oluştururken, reel sektör 72 milyar dolar seviyesinde.
Tüketici kredileri ve kredi kartı borçları sürekli artıyor
Borçluluk vatandaşı da ödeme krizine sürükledi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) yayımladığı haftalık bülten bireysel borçların ulaştığı düzeyi bir kez daha gözler önüne serdi.
Tüketici kredilerinin tutarı, bir haftada 23 milyar 266 milyon lira arttı. Yurttaşın kullandığı tüketici kredilerinin toplam tutarı 3 trilyon 446 milyar 536 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 2 trilyon 583 milyar 229 milyon lirası ihtiyaç, 821 milyar 956 milyon lirası konut ve 41 milyar 352 milyon lirası taşıt kredilerinden oluştu.
Borçluluğa itilen vatandaşın sarıldığı kredi kartlarında da borç yükseldi. Bireysel kredi kartı borçları bir haftada yüzde 2 artışla 3 trilyon 430 milyar 409 milyon lira düzeyinde gerçekleşti. Ödenemediği için bankaların takibine alınan borçların tutarı da aynı haftada 5 milyar 433 milyon lira arttı. Takipteki borç bakiyesi 833 milyar 304 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 621 milyar 551 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.
Haftanın diğer önemli gelişmeleri şu yönde:
Altın fiyatlarında Ağustos sıçraması
27 Ağustos perşembe günü sonu itibarıyla spot piyasada ons fiyatı 4.604 dolarda olan altın, haftalık yüzde 1,88, son bir ayda ise yüzde 14,3 değer kazandı. Altının onsu hafta başında 4.696 dolara kadar çıktıktan sonra, bir dinlenme sürecine girdi ve Perşembe günü 4.565 dolara kadar düştü.
Altının toparlanması, 19 Ağustos Çarşamba günü ABD Hazine Bakanlığı’nın tahvil piyasasına müdahalesiyle başladı. ABD Hazinesi uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükselişi yavaşlatmak amacıyla geri alım programını beklenmedik bir şekilde iki katına çıkararak 38 milyar dolardan 56 milyar dolara yükseltti. Hazine Bakanı Scott Bessent, programın daha da genişletilebileceğini belirterek, piyasaya “gerekirse müdahaleleri artırabileceği” psikolojik mesajını verdi. Geri alım planı, ABD kamu borcunun ilk kez 40 trilyon doları aşmasıyla aynı zamana denk geldi.
Tahvil piyasasına müdahale ve altın için olumlu ekonomik verilerin yanında, yatırım talebi de toparlanmaya başladı. Altına dayalı borsa yatırım fonları (ETF) Temmuz ayında 3 milyar dolarlık giriş yaptı ve varlıklarını 23 ton artırdı. Toparlanma Ağustos ayında da devam etti. Sadece 20 Ağustos Perşembe günü altın varlıklarına yaklaşık 18 ton daha ekleyerek neredeyse bir yıldır en güçlü günlük alımlarını gerçekleştirdi.
Altının onsu ise bir günde (19 Ağustos) yüzde 4,4 artarak 4.523 dolara sıçradı ve ilerleyen günlerde yükselmeyi sürdürdü.
Yatırımcılar bekleyişte; FED'in tavrına göre yön tayin edilecek
Altın, yatırımcıların 28 Ağustos Cuma günü Jackson Hole sempozyumunda ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh'tan yeni politika sinyalleri bekliyor ve bu nedenle yön belirleme sürecinde...
Yatırımcılar, enflasyonu hedef seviyesine geri getirme konusunda FED'in yaklaşımına dair ipuçları için Warsh'ın Jackson Hole'daki ilk konuşmasını bekliyor. CME FedWatch Tool'a göre, piyasalar artık Eylül ayında faiz artırımı olasılığını %38 olarak görürken, Aralık ayına kadar faiz artırımı olasılığı %70'in üzerinde kalıyor.
Ayrıca, ABD enflasyon verilerinin biraz daha yüksek olmasına rağmen, küresel borç endişeleri değerli metal talebini desteklemeye devam ediyor. Çarşamba günü açıklanan veriler, PCE fiyat endeksinin Temmuz ayında yıllık bazda %3,7 arttığını ve beklentilerin biraz üzerinde olduğunu gösterdi.
ING Bank: Altın geri mi döndü?
Altının Temmuz ayındaki düşük seviyelerinden geçen hafta keskin bir şekilde ivme kazanması üzerine; bu toparlanmanın devam edip etmeyeceği merak ediliyor. Spot altın fiyatları 24 Ağustos Pazartesi öğle saatlerinde Cuma kapanışa göre yüzde 1,5 yükselişle onsu 4.672 dolardan işlem görüyor. Altın fiyatları 24 Ağustos Pazartesi itibarıyla son bir haftada yüzde 5,7 ve son bir ayda yüzde 15 yükseldi.
Hollanda merkezli ING Bank, yenilenen yatırım talebi ve ABD mali görünümüne ilişkin artan endişelerle desteklenen altın piyasasında kalıcı enflasyon ve ABD Merkez Bankası'nın daha fazla sıkılaştırma olasılığı nedeniyle toparlanmanın kolay olmayacağını belirtti.
ING Bank'ın sitesinde Ewa Manthey imzasıyla yer alan 21 Ağustos tarihli analizde, altın fiyatlarının Temmuz ortasında onsu yaklaşık 4 bin dolar seviyesinden yaklaşık 4.600 dolar seviyesine yükselerek Mayıs ayında görülen seviyelere geri döndüğü belirtilerek, şu görüşe yer verildi:
"Bu son hareket, ABD Hazine Bakanlığı'nın uzun vadeli devlet tahvili alımlarını artırma kararının ardından geldi. 10-30 yıllık tahvil geri alım işlemlerinin azami boyutu 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara yükselecek ve Hazine Bakanı Scott Bessent programın daha da genişletilebileceğinin sinyalini verdi. Tahvil piyasası üzerindeki etkisi kısa sürdü ve uzun vadeli getiriler daha sonra düşüşlerinin büyük bir kısmını telafi etti. Ancak altın güçlenmeye devam etti."
Analizde, bankanın "Altının direnci, yükselişin sadece düşük getirilere bir tepki olmadığını gösteriyor. Daha büyük Hazine geri alımları olasılığı, dikkatleri hükümet borçlanmasına ve mali güvenilirliğe yeniden odakladı. Ayrıca para biriminin değer kaybına ilişkin endişeleri yeniden canlandırdı ve altının değer saklama aracı olarak cazibesini güçlendirdi" görüşünde olduğu vurgulandı.
Morgan Stanley: Altının onsu 2027'de 5 bin dolar
ABD'li yatırım bankası Morgan Stanley, altının dördüncü çeyrek hedefine beklenenden daha erken ulaştığını ve gelecek yıl ons başına 5 bin doların üzerine çıkacağını öngördüğünü belirtti. Ancak bankaya göre bu sorunsuz bir ilerleyiş olmayacak.
Banka raporunda, "Ons altının 2027'de 5 bin doların üzerine çıkma ve dalgalanma yolunun" açık olduğu ifade edildi. Buna göre, ABD Merkez Bankası'nın (FED) faiz artırımı yapma olasılığının azalması, borsa yatırım fonlarına olan talebi canlandırdı ve Mayıs ve Haziran aylarındaki 93 tonluk çıkışın ardından Temmuz ve Ağustos aylarında 70 metrik tonluk bir giriş yaşandı. Morgan Stanley Analisti Amy Gower, "Altın, 4. çeyrek için öngördüğümüz 4.450 dolar/ons seviyesine beklenenden daha hızlı ulaştı" diye yazdı.
ING: ABD Hazinesi tahvil piyasasına gerekirse yine müdahale edebilir
ABD Hazine Bakanlığı'nın uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükselişi yavaşlatmak amacıyla geri alım programını iki katına çıkararak 38 milyar dolardan 56 milyar dolara yükseltmesine dayalı stratejiyle, "gerekirse müdahaleleri artırabileceği psikolojik mesajını verdiği" belirtildi.
ING Bank'ın web sitesinde yer alan 20 Ağustos tarihli "Faiz Oranlarında Dalgalanma: Hazine'nin Vade Sonrası Planı" başlıklı analizde, ABD Hazine Bakanlığı'nın uzun vadeli tahvil faizlerinin aşırı yükselmesini engellemek amacıyla geri alım programını iki katına çıkararak piyasalara faizlerin kontrolden çıkmasına izin vermeyeceği sinyalini verdiği belirtildi. "Bu hamle parasal genişleme niteliği taşımazken, artan geri alımların kısa vadeli bono ihracıyla finanse edilmesi uzun vadeli net arzı azaltarak faiz artış baskısını sınırlamaktadır" yorumuna yer verildi.
Türkiye’de paranın alım gücü 6 yılda yüzde 89 azaldı
Enflasyon dalgası, paranın satın alma gücünü ciddi oranda eritti. OECD verileri baz alınarak 2019’daki 100 doların bugünkü satın alma gücü 35 ülkede incelendi. Türkiye parayı en sert eriten ülke olarak listenin sonunda. Türkiye'de 100 doların alım gücü 11 doların altına düştü.
OECD, dünya çapında yaşanan bu enflasyonu aradan 6 yıl geçtikten sonra toplu halde değerlendirdi ve 2019 sonundaki 100 doların ülkelere göre satın alma gücünden hareketle enflasyonun farklı ülkelere etkisini sergiledi. Başta ABD olmak üzere enflasyondan etkilenmeyen ülke yok. Türkiye’de durum, bütün diğer ülkelerden çok daha ağır yaşandı. OECD’nin 2019 sonu 100 dolarının satın alma gücüne bakarak yaptığı hesaba göre ABD’de o 100 dolarla bugün o zamanın 77 doları kadar alım gücü elde edilebiliyor. İsviçre’de 100 doların alım gücü 93 doların üzerinde, yani en az hasarı yaşayan ülkelerden biri. Türkiye’de ise 2019 sonundaki 100 doların bugünkü satın alma gücü 10 dolar ve 93 cent, yani 11 doların bile altında. Bu, Türkiye’de paranın alım gücünün yüzde 89 erimesi anlamına geliyor.
İncelenen 35 ülke arasında enflasyonun parayı en ağır şekilde erittiği ülke Türkiye oldu. Verilere göre Türkiye’de 2019 sonundaki 100 dolarlık bir mal/hizmet sepetinin bugünkü satın alma gücü karşılığı 10,93 dolara kadar düştü. Türkiye, yüzde 89,07’lik alım gücü kaybı ile enflasyonun birikimli etkisini en sert hisseden ülke konumuna yerleşti.
ABD'nin kamu borcu 40 trilyon dolar ile rekor kırdı
Aslında geçen haftanın haberi ama önemli; ABD'nin ulusal borcu 40 trilyon dolara ulaştı. Borçlanma çok hızlı artıyor. Eski Başkan Joe Biden döneminde 8,5 trilyon dolar artan borç, Donald Trump döneminde daha şimdiden 3,8 trilyon dolar arttı. Trump'ın göreve başladığı Ocak 2025'te borç yaklaşık 36,2 trilyon civarındaydı.
Japonya, ABD borcunun 1,1 trilyon dolarlık kısmını elinde tutuyor. Birleşik Krallık, 940 milyar dolar tutuyor. Çin, 633 milyar dolarla üçüncü sıraya geriledi.
Petrolde Hürmüz etkisi: Brent petrolün varili 84 dolara kadar indi
İran ile Katar arasındaki görüşmelerin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının önünü açabileceği beklentisi petrol fiyatlarını aşağı çekti. Brent petrolün varili 27 Ağustos perşembe gün sonu itibarıyla 88,52 dolardan işlem görürken, haftalık yüzde 3,7 değer yitirdi. Hafta içinde Brent petrolün varili 84,74 dolara kadar indi. Batı Teksas ham petrolünün varili 83,55 dolara gerilerken, haftalık kayıp yüzde 3,67 oldu.
Petrol fiyatları, İran ile Katar arasındaki görüşmelerin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının önünü açabileceği ve Ortadoğu'daki savaşın neden olduğu arz kesintilerini azaltabileceği beklentisiyle geri çekildi
Motorinin litresine 5,36 TL indirim geldi
Petrol fiyatlarındaki düşüşün ardından motorinin litre fiyatına 27 Ağustos itibarıyla 5,36 TL indirim yapıldı. Motorindeki indirime karşın, benzin fiyatlarında değişiklik olmadı.
Motorinde yapılan 5,36 TL'lik indirimle İstanbul'da litresi 77,37 liraya, Ankara'da 78,47 liraya, İzmir'de 78,76 liraya, doğu illerinde ise 80,21 liraya geriledi.
Benzin fiyatlarında bir indirim ya da zam yapılmadı. İstanbul'da benzinin litresi 74,35 liradan, Ankara'da 75,3 liradan, İzmir'de 75,59 liradan, doğu illerinde ise 76,93 liradan satılıyor.
Türkiye'nin CDS'i 6 ayın en düşük seviyesinde
Türkiye'nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS), 217 baz puana inerek 18 Şubat'tan bu yana en düşük seviyesine geriledi. CDS, Orta Doğu'da jeopolitik risklerin azalabileceği beklentileri ve yurt içinde likidite yönetimine ilişkin atılan adımların etkisiyle 217 baz puana inerek 18 Şubat'tan bu yana en düşük seviyesine geriledi.
Ortadoğu'da süregelen jeopolitik gelişmeler dünya ekonomilerini etkilemeye devam ediyor. ABD hükümetinin, İran ile yaşanan çatışmalar sırasında tahliye edilen bazı büyükelçiliklerine diplomatlarını geri göndermeye hazırlandığının öne sürülmesi ve arabulucu ülkelerin taraflar arasındaki müzakerelerin yeniden başlayabileceğine ilişkin açıklamaları, olası bir anlaşmaya yönelik iyimserliği artırdı.
Rezervlerde altın etkisi: 188 milyar doları aştı
Merkez Bankası'nın (TCMB) toplam rezervleri, 21 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 949 milyon dolar artarak 188 milyar 449 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 14 Ağustos'ta 75 milyar 166 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. 21 Ağustos itibarıyla Merkez Bankası'nın brüt döviz rezervleri 938 milyon dolar azalarak 74 milyar 228 milyon dolara geriledi.
Bu dönemde altın rezervleri de 5 milyar 886 milyon dolar artışla 108 milyar 334 milyon dolardan 114 milyar 221 milyon dolara çıktı. Altın rezervlerindeki 5 milyar 886 milyon dolarlık artış toplam rezervlerdeki yükselişi belirledi.
JP Morgan: Siyasi sürpriz olmazsa Eylül'de faiz düşer
JP Morgan, Türkiye'de enflasyondaki ivme kaybı ve cari dengedeki iyileşmenin TCMB'ye Eylül ayından itibaren faiz indirimlerine başlamak için alan sağladığını bildirdi. JP Morgan'a göre Merkez döviz kuru politikasında değişikliğe gitmeden Eylül ayında faiz indirimlerine başlayabilir.
Bankaya göre yurt dışı kaynaklı carry trade pozisyonları 47 milyar dolara ulaştı. Bu durumun piyasa pozisyonlanması riski yaratarak iç siyasetten, enflasyondan veya enerji fiyatlarından kaynaklanabilecek olumsuz sürprizleri piyasaların karşılama kapasitesini azalttığı ifade edildi.
Karabat’tan serbest fonlar eleştirisi: “Atı alan Üsküdar’ı geçti”
Yeni Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, serbest yatırım fonlarının portföy değerinin 2024 sonundaki 2,23 trilyon TL’den Temmuz 2026’da 6,21 trilyon TL’ye yükseldiğine dikkat çekerek fon-hisse ilişkilerinin ve gerçek faydalanıcıların incelenmesini istedi.
Karabat, kendi hesaplamasına göre 2025 ile 2026’nın ilk yedi ayında 100 milyar TL’yi aşan brüt yönetim ücreti potansiyelinin oluştuğunu belirterek, “Şimdi kurallar sıkılaştırılıyor. Ama atı alan Üsküdar’ı geçti” dedi.
KİT’lerden 195,9 milyar TL’lik zarar
2021’de, “Kamuoyunda olumsuz algı yarattığı” gerekçesiyle tanımı, “Görevlendirme gideri” olarak değiştirilen KİT’lerin görev zararı, 200 milyar TL’ye dayandı. Giderek derinleşen krizin gizlenmesi amacıyla görevler yüklenen TKİ, EÜAŞ ve BOTAŞ’ın yedi aylık görev zararı 195,98 milyar TL oldu.
Bir Gün gazetesinin haberine göre, kamuoyunda yarattığı, “olumsuz algı” nedeniyle ismi 2021’de, “görevlendirme gideri” olarak değiştirilen görev zararı, Ocak-Temmuz 2026 döneminde 195 milyar TL’yi aştı.
Ocak-Temmuz 2026 döneminde, görevlendirmelerden kaynaklı en çok zarar eden kamu iktisadi teşebbüsünün EÜAŞ olduğu görüldü. EÜAŞ’a yedi aylık görev zararı kapsamında merkezi bütçeden 108 milyar 581 milyon TL aktarıldı. EÜAŞ’ın ardından, görev zararının büyüklüğü itibarıyla BOTAŞ geldi. BOTAŞ’ın görevlendirmelerden kaynaklı zararı mali kayıtlara, 83 milyar TL olarak yansıdı. TKİ de 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde zarar eden kamu iktisadi teşebbüsleri arasında yer aldı. Kurumun öngörülemeyen maliyet artışları ve görevlendirmeler nedeniyle imza attığı zarar 4 milyar 399 milyon TL olarak kaydedildi.
Emeklilik hayali yerini çalışma zorunluluğuna bıraktı
Türkiye’de milyonlarca emekli düşük aylıklarla geçinmeye çalışırken, ileri yaşlarda çalışmak zorunda kalanların sayısı da artıyor. Yaklaşık 5,1 milyon emekli 23 bin 552 lira aylık alırken, geçinemeyen emekliler iş arasa da; yaş nedeniyle bulmakta zorlanıyorlar.
Çalışma ekonomisti Prof. Dr. Aziz Çelik'in tespitlerine göre, yaklaşık 17 milyon emeklinin bulunduğu Türkiye'de kayıtlı olarak çalışan emekli sayısı 2,2 milyon civarında. Dolaylı olarak işgücü piyasasına katılan 8,5 milyon emeklinin 6,3 milyonunu ya kayıt dışı çalışıyor durumda veya iş bulamıyor.
Yaklaşık 5.1 milyon emekli 23 bin 552 lira en düşük aylığı alıyor. Bunların dışında milyonlarca emekli de bunun bin-iki bin lira fazlası bir aylıkla ay sonunu getirebilmek için hesap yapıyor.
7 ayda 16 binden fazla şirket kepenk indirdi
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Temmuz ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre temmuzda kurulan şirket sayısı, haziran ayına kıyasla yüzde 1 azalarak 9 bin 639'dan 9 bin 540'a düştü. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 18,4 azalışla 2 bin 686'ya indi.
Haziranda 3 bin 293 şirket kapanmıştı. İlk 7 ayda ise kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,4 artışla 66 bin 602'ye yükseldi. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı, yüzde 2,5 azalışla 16 bin 170'e geriledi. Temmuzda kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,5, kapanan şirket sayısı da aynı dönemde yüzde 7,5 azaldı.
Gıda fiyatları artıyor, küresel gıda krizi uyarısı yapıldı
Uluslararası emtia piyasalarında gıda fiyatları çarpıcı şekilde artarken, ABD'li yatırım bankası JP Morgan gıda krizi uyarısı yaptı. ABD piyasalarında vadeli işlem gören gıda emtialarından pirincin fiyatı yılbaşından bu yana (26 Ağustos) yüzde 50,7, ABD menşeli buğdayın yüzde 41,4, soya fasulyesi yağının yüzde 37,4, mısırın yüzde 19,8 artış gösterdi. Londra piyasasında işlem gören buğdayın fiyatı yılbaşından beri yüzde 27,2 ve şekerin fiyatı da yüzde 20,9 arttı.
Tarım ürünleri fiyatlarının yükselişe geçmesiyle gelecek yıl için gıda krizi uyarısı yapıldı. ABD'li yatırım bankası JPMorgan'ın 18 Ağustos tarihli "Gıda Güvenliği Ulusal Güvenliktir: Büyüyen Bir Fırtına" başlıklı raporunda, küresel gıda maliyetlerinin 2027 yılının ilk yarısında yüzde 5 artabileceği vurgulanıyor. JPMorgan'ın öngördüğü gıda açığının iki temel nedeni var: gübre kıtlığı ve devasa bir hava olayı…
549 milyar dolarlık yapay zekâ pazarında yatırımlar ise bir trilyon doları geçecek
Yapay zekâ pazarının büyüklüğü ve teknoloji devlerinin yapay zekâya yapacakları harcama ve yatırımlar konusunda muazzam rakamlar telaffuz ediliyor. Küresel yapay zekâ pazarının büyüklüğünün 2025 yılında 549 milyar dolara ulaştığı belirtilirken, bu yıl Microsoft, Alphabet, Meta ve Amazon gibi büyük teknoloji devlerinin yapay zekâ harcamalarının 760 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu yıl küresel olarak yapay zekâ yatırımlarının ise bir trilyon doları geçeceği tahmin ediliyor.
Almanya merkezli veri ve istatistik platformu Statista’nın 20 Ağustos tarihli "2020-2032 yılları arasında dünya genelindeki yapay zekâ pazar büyüklüğü" başlıklı çalışmasına göre, küresel yapay zekâ pazarının büyüklüğü 2025 yılında 548,79 milyar dolara ulaştı.
Statista’nın 31 Temmuz tarihli bir başka çalışmasında, Büyük Teknoloji olarak adlandırılan ve Microsoft, Alphabet, Meta ve Amazon’dan şirketlerin bu yıl yapacağı yapay zekâ harcamalarının 760 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor.
ABD merkezli yatırım bankası Goldman Sachs’ın 7 Ağustos tarihli raporunda ise, bu yıl küresel yapay zekâ yatırımlarının bir trilyon doları aşmasının beklendiği vurgulandı. Goldman Sachs araştırma birimine göre, 2026 yılında dünya genelinde bir trilyon dolarlık yapay zekâ ile ilgili yatırımın 581 milyar dolarının ABD’de olacağı öngörülüyor. ABD dışında yatırım yapan şirketlerin büyük bölümünün Çin ve Güney Kore’de yer aldığı vurgulandı.
OECD: Tarımın geleceği artan su riskleriyle karşı karşıya
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarımın geleceğinin, “artan su riskleriyle karşı karşıya olduğu” uyarısı yaptı. OECD’nin “Tarımın Su Sorunu” başlıklı raporuna göre, tarımın geleceği, suyun kıtlığı, fazlalığı, kalitesi ve suyu besleyen doğal sistemlerin istikrarı tarafından şekillenecek.
Dünya genelinde çiftçiler ve gıda sistemlerinin, daha sık yaşanan kuraklık ve seller, azalan su kalitesi, bozulmuş tatlı su ekosistemleri ve değişen yağış düzenleri dahil olmak üzere artan su riskleriyle karşı karşıya olduğunun altı çizilen raporda, “Aynı zamanda, küresel gıda tedarik zincirleri nedeniyle bir bölgedeki su riskleri, başka yerlerdeki fiyatları ve gıda güvenliğini etkileyebilmektedir” denildi.
Buna göre, yağmurla sulanan tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 11’i ve mera arazilerinin yüzde 14’ü sık sık kuraklıkla karşı karşıyalar ve sulanan tarım arazilerinin yüzde 60’ından fazlası yüksek su stresi yaşıyor. Ayrıca, aşırı su da en az kuraklık kadar zararlıdır ve her yıl tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 10’unu su basması nedeniyle etkiliyor.
ABD ekonomisi tahminlere paralel büyüdü
ABD ekonomisi, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 1,5 ile tahminlere paralel büyüdü. ABD Ticaret Bakanlığı, nisan-haziran dönemine ait gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verisine ilişkin ikinci tahminini açıkladı.
Buna göre, ABD'de GSYH bu yılın ikinci çeyreğinde yıllıklandırılmış olarak yüzde 1,5 arttı. Geçen ay yayımlanan öncü veride de ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 1,5 büyüdüğü öngörülmüştü.
ABD ekonomisi, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,1'lik büyüme kaydetmişti. Ülke ekonomisinin yılın ikinci çeyreğindeki büyümesinde, kısmen kamu harcamalarındaki düşüşle dengelenen tüketici harcamaları, ihracat ve yatırımlardaki artışlar etkili oldu. Aynı dönemde ithalatta da artış yaşandı.
ABD’nin Kanada’ya yüzde 50’lik gümrük vergisi yürürlüğe girdi
ABD’nin Kanada’dan ithal edilen yaklaşık 20 milyar dolarlık ürüne yönelik yüzde 50 gümrük vergisi, iki ülke arasındaki ticaret görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanamamasının ardından yürürlüğe girdi. Kanada Başbakanı Mark Carney, müzakereleri askıya aldıklarını açıklarken, kendilerinin de karşılık vereceklerini söyledi.
Goldman Sachs: Avrupalı şirketler yüksek kârlarla küresel şoklara meydan okuyor
Avrupa borsalarında işlem gören şirketlerin güçlü kâr artışları ile küresel şoklara meydan okunduğu vurgulandı. Yatırım bankası Goldman Sachs'ın 20 Ağustos tarihli "Avrupa Hisseleri, Güçlü Kazanç Büyümesiyle Küresel Şoklara Meydan Okuyor" başlıklı araştırma raporuna göre, STOXX Europe 600 endeksindeki hisse başına kazançlar 2026 yılının ilk yarısında tahmini yüzde 14 arttı ve yılın tamamı için yüzde 15 artması bekleniyor.
Rapora göre, yabancı yatırımcıların öncülüğünde, Avrupa hisse senetlerine girişler 2021'den bu yana en yüksek seviyede. Goldman Sachs Araştırma'ya göre, şirketler küresel enerji şokunun etkilerinden kurtulup kârlılıklarını güçlü bir hızla artırırken, yatırımcılar 2026 yılının ilk yarısında beş yılın en yüksek seviyesinde Avrupa hisse senetleri satın aldı.
Avrupa'daki sağlam ekonomiler, enerji sektörünün kazançları ve teknoloji, enerji, savunma ile altyapıya yapılan harcamalar gibi büyük tematik değişimler Avrupa hisse senetlerini destekliyor.
Goldman Sachs Araştırma'nın kıdemli Avrupa hisse senedi stratejisti Sharon Bell, bu performansın, piyasanın Avrupa'yı zayıf kâr büyümesiyle engellenen bir bölge olarak algılamasının gerçeklikten çok bir efsane olduğunu gösterdiğini belirtti. Bell, "Avrupa'nın kazanç büyümesi yaratmakta zorlandığı yönündeki yaygın anlatı, verilerle giderek daha fazla çelişiyor" diye yazdı ve şunları ekledi: "İlk yarıda hisse başına kazanç büyümesi, son üç yılın en güçlü temposunda seyrediyor ve özellikle de yenilenen bir enerji arz şokuna rağmen gerçekleşiyor."
