Can Baydarol - Seçimler ve sonrası
Seçimler ve sonrası
Can Baydarol
“Dünya tarihi yeniden yazılıyor mu?” sorusunu bize hatırlatan seçim süreçleri yaşadık. Hani Sırbistan seçimlerinden öğrencilerin listesinin kazanması bizde belki çok fazla tartışılmadı ama koskoca 12 yıllık Vučić iktidarının sonlanması hepimiz için imkânsız denilen şeylerin de olabileceğinin bir göstergesi oldu.
Bölgemizin sorunlu ülkesi İsrail’de beklendiği gibi Netanyahu istediğine kavuşamadı, ancak kendisinden daha da radikal Eisenkot karlı çıkmış gözüküyor. Koalisyon belirsizlikleri uzun sürecek gibi gözüküyor. İlgi çekici olan, İsrail vatandaşı olan Filistinlileri temsil eden Arap temsilcilerin kazandıkları 19 sandalye ile kurulacak koalisyonun anahtar rolüne yükselmeleri oldu. Hani İsrail’in devlet politikalarında çok şey değişir mi? Büyük olasılıkla değişmez ama bekleyip göreceğiz.
Bölgemiz de dahil olmak üzere bütün dünya için önemli olan ABD seçimlerinde ise Demokratlar Cumhuriyetçilere karşı hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato’da büyük üstünlük sağlayarak ABD Başkanı Trump’a ağır bir seçim yenilgisi tattırmış oldu. 3 Ocak 2027 tarihi itibarıyla göreve başlayacak olan yeni seçilenler bu tarihten itibaren Trump’ı kelimenin tam anlamıyla “topal ördek” pozisyonuna getirecek. Trump’ın geleceği için belki hâlâ oy sayım sonuçları kesinleşmemiş olsa da Demokratların çoğunluğu aldığı kesin olan Temsilciler Meclisi çok fazla önem göstermeyebilir. Ancak özellikle üçte biri yenilenen Senato kritik önem taşıyor. 100 kişilik Senato’da 54 koltuk kazanan Demokratlar Trump’ın görevden azline kadar gidebilecek operasyonları gerçekleştirebilir.
Peki bütün bu gelişmelerin bizim açımızdan önemi ne?
Sırbistan seçimleri en umutsuz süreçlerde bile bir çıkış yolu olduğu düşüncesinin ispatı olarak algılanabilir. Eğer yenilenme zamanı gelmişse, küçük bir kıvılcım büyük sonuçlar doğurabiliyor. Bunu Sırbistan’da gördük.
İsrail ve ABD seçimleri ise ülkemizi yakından ilgilendiren jeopolitik değişimlerin habercisi olabilir. Bu noktada özellikle ABD Senatosu’nun ABD’nin dış politikasında belirleyici rol oynadığı dikkate alındığında, Demokratların gelecek vizyonlarının bizim açımızdan da önemli olduğunu kabul etmek gerekiyor. Trump’ın sıkça eleştirdiğimiz İsrail-İran savaşındaki desteği Demokratlar tarafından nasıl algılanacak? Trump’ın kendi ifadesiyle “seçimi asıl kaybettiren İran savaşının ABD ekonomisine etkileri” olduğu düşüncesi Demokratlar tarafından nasıl değerlendirilecek? Esas hedefin Çin olduğu, dolayısıyla Ortadoğu’da zaman ve para harcamaktan başka bir işe yaramayan İsrail’in koşulsuz desteği yeni bir vizyona yol açabilecek mi? Kaldı ki “Yeniden Büyük Amerika’yı inşa etmek (MAGA)” sloganı aslında ters tepip ABD’nin gücünün sınırlarını bütün çıplaklığıyla göstermedi mi?
Evet, çok sayıda soru işareti var ve bu sorulara verilecek cevaplar ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik ortamın da belirleyicisi olma özelliklerini taşıyor. Onlar için Ortadoğu bir coğrafya haritası içinde bir bölge, bizim için ise içinde yaşadığımız, komşularımızla birlikte olduğumuz yaşam alanı.
Yukarıdaki satırlarda da belirttiğimiz gibi, bu gelişmelerin esas sonuçlarını 3 Ocak 2027 itibarıyla görmeye başlayacağız. Bu tarihe kadar Trump ve yetkileri alışageldiğimiz şekliyle devam edecek. 3 Ocak’tan sonra öngörülebilir sorunlara bağlı olarak Trump’ın davranış kodlarında bir değişiklik olacak mı? Diğer bir ifadeyle, özellikle İran savaşı, Hürmüz Boğazı yaklaşımları, Rusya-Ukrayna Savaşı konularında şahini mi oynayacak? Güvercin olmayı mı tercih edecek? AB ile ilişkilerini düzeltme yoluna mı gidecek yoksa özellikle NATO’ya katkıları konusunda ısrarlı olmaya devam mı edecek? Bu şekilde bakıldığında, çok kritik iki aylık bir periyoda girdiğimizi ileri sürmek hatalı olmayacaktır.
Doğal olarak, “Demokratların sahneye bu kadar güçlü dönmeleri Türkiye’nin lehine bir durum mu?” diye de sormak gerekiyor. Demokratlarla ilişkiler denince Erdoğan’a beyzbol sopası gösteren Obama’nın görüntüleri hâlâ anılarımızdaki yerini koruyor. Biden döneminde neredeyse askıya alınan Türkiye – ABD ilişkilerinin yeni zor bir sürece gireceğini beklemek yanıltıcı olmayacaktır. İlişkileri doğru şekilde sürdürmek için Trump’tan Erdoğan’a, Erdoğan’dan Trump’a olan ilişki biçimini gözden geçirme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Türkiye liderler arası ilişki biçiminden kurumsal ilişki biçimine geri dönmek zorunda. Buna sadece devlet kurumları değil, lobi faaliyetlerini, iş dünyası faaliyetlerini de katıp yeniden gözden geçirmenin vakti geliyor.
Bu arada 3 Ocak 2027 tarihine kadar, yani hâlâ Trump koltuğunda güçlü şekilde otururken, Erdoğan’a son NATO Zirvesi’nde Ankara’da verdiği sözleri yerine getirebilmek için son şansı olduğunu da hatırlatalım. Malum CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F-35, F-16, uçak motorları sözleri, seçimlerde Yahudi lobisi ile Rum lobisinin etkileri öne sürülerek gerçekleşmemişti. Şimdi artık seçim bitti, lobilerin olumsuz etkileri olmadan da kaybedildi. Sözlerin yerine getirilmesi için menfi anlamda bir neden kalmadı. Hani son bir liderden lidere gayretle bu noktalarda ilerleme kaydedilir mi? Göreceğiz.
Yaşadığımız seçim sonuçlarının Türk iç politikasına etkileri ne olur?
Tahmin etmek çok kolay değil. Ama Trump kimi desteklerse “O” seçimi kaybediyor görüntüsü de yeni bir dünya düzenine işaret ediyor; yaklaşımı da yabana atılır cinsten değil.
Umut etmeye devam….
