16 Ekim 2026

Can Baydarol - Muamma

can-baydarol-muamma

Muamma

Can Baydarol

Bilinenler, tahmin edilenler ve ömrümüz boyunca bilememeye mahkûm olduğumuz ve şüphe ettiğimiz gerçekler arasına sıkışmış bir hayat yaşıyoruz.

Önce bilinenlerden başlayalım.

Şu sıralarda dünyada olup biten bazı somut gerçekleri art arda sıralayalım.

En büyük kavga teknolojik geri kalmışlıktan nasıl kurtuluruz kavgası. Kavganın baş aktörleri Çin’e karşı ABD ve AB. Çin Devlet Başkanı Şi ABD’ye gidiyor, Trump yere kırmızı halılar serdirerek kendisini uçağın kenarında karşılıyor. Bakmayın gösterdiği nezakete, kavga çok büyük, ABD geri kalmışlıktan kurtulmak için bütün tehlikelerine karşın (en azından konunun uzmanlarının tartışmalarından öyle anlıyoruz) yapay zekâ konusunda geri adım atmayacaklarını beyan etmekten kaçınmıyor.

AB farklı mı? 2024 tarihli Draghi raporu doğrultusunda pasif sanayi politikasından aktif sanayi politikasına geçiyor. Yıllarca haksız rekabet endişesiyle yasaklanan devlet yardımlarının (subvansiyon) önü bir anda açılıyor. “Made in Europe”, “made with Europe” kavramlarını tartışmaya başlıyoruz. Bu kavramların gümrük birliğinin varlığına rağmen Türk ihracatına vurabileceği problemlerle tanışıyoruz. Bu tartışmaya bir de “yeşil Avrupa” hedefi doğrultusunda eklenen karbon ayak izi tartışması da cabası. Aynı AB bir yandan Çin ile olası ticaret savaşını sınırlamak için geçtiğimiz hafta geçici bir anlaşmaya varıyor, arada elektrikli araçlara uyguladığı yüksek gümrük vergilerinin yanına hibrit araçların da kısıtlanmasını ekliyor. Menşe kurallarındaki kısıtlamalar nedeniyle Türkiye’ye yatırım yapması beklenen Çinli otomotiv yatırımcısı, yatırımlarını Macaristan’a yönlendiriyor.

Teknolojik geri kalmışlık, kötü ekonomik performanslar yeni güvenlik kavramlarına da yol açıyor. Özellikle yeni teknolojilerin olmazsa olmazı nadir elementler bir numaralı gündem maddesi. Çin bu alanda en fazla nadir elemente sahip ülke. ABD gözünü nadir elementleri zengin olan ülkelerin topraklarına dikmiş vaziyette. En azından Ukrayna-Rusya savaşında Zelensky’ye dikte ettirmek istedikleri ortada.

Peki, diğer önemli parametre enerji değil mi? Enerji arzının güvenliği bütün enerjisi kıt olan ülkelerin temel sorunu değil mi? Alternatif enerjilerin enerji talebinin büyük bölümünü karşılamasının çok uzağında olduğumuz dünya koşullarını yaşıyoruz. Sınırlarımızın hemen güneyinde cereyan eden İsrail-Filistin, ABD/İsrail – İran savaşlarının perde arkasında karbon temelli enerji meselesi yatmıyor mu? Bunu ülkemize kadar uzatırsak, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sorunlarının arka planında enerji sorununu görmemek mümkün mü?

Peki bütün bu kavgaların sıcak çatışmaya dönüştüğü noktada yapılacak analizleri sadece askeri manevralara ya da ülkelerin birbirlerini sevmelerine ya da sevmemelerine bağlamak ne kadar anlamlı? Rusya’nın olası Ukrayna zaferinin ardından rotayı Baltıklar’a çevireceği konusundaki başta Polonya ve Almanya olmak üzere Baltık ülkelerinin endişeleri çok mu yersiz? Almanya’nın aşırı sağcı partisi başta olmak üzere, Türkiye’nin ordusuna ve silah sanayisine ilgisi malum. Peki ya Fransa’nın son günlerde sadık müttefiki Yunanistan’ı rencide edecek şekilde Türkiye ile savunma sanayisinde iş birliğine gitme niyetini nasıl açıklamalıyız?

Yenileme seçimlerine çok az süre kala (3 Kasım) Trump’ın Rusya üzerindeki ambargoları kısmen kaldırma (Rus motorininin arzını kabul etme) kararı sadece seçim öncesi ABD halkının gönlünü kazanma manevrası mı? Bu manevra dünya jeopolitiğini nasıl etkileyecek? Başta Almanya, çok şükür ucuz enerji kaynaklarına erişimin yolu açıldı mı diyecek? Yoksa ekonomisini toparlayan Rusya’yı daha büyük bir tehdit olarak mı algılayacak?

Peki ya biz?

Husilerin Riyad Havaalanı'na saldırılarını sıklaştırdığı günümüzde hâlâ içeriğini tam olarak bilemediğimiz Mekke Anlaşması'nın başımıza neler getirebileceğini yeterince düşündük mü? İnsan ister istemez o hüzünlü türküyü anımsamadan geçemiyor. Hani “Burası Huştur, yolu yokuştur!..” diye başlayan. Sahi bir anda ortaya çıkan bu Suudi severlik, Suudi’nin parasından mı? Yoksa Trump’a verilen sözlerden mi? Peki ya birkaç hafta sonra Trump topal ördek pozisyonuna düşerse, bu bizim için iyi mi olacak yoksa kötü mü?

Bütün bunlar çevremizde olup biterken foncuların ne yaptıkları, neden hâlâ tam olarak açığa çıkmıyor? Aklanan paralar mı söz konusu, aklanırken kervana katılan saf vatandaşların durumu mu, muammasının içinden nasıl çıkacağız?

Muammanın çözüldüğü aydınlık günlerde uyanmak umudu ile…

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.