Can Baydarol - Kuşku
Kuşku
Can Baydarol
Önümüzdeki hafta Ankara NATO ülkelerinin devlet başkanlarını konuk edecek. Son birkaç haftadır Ankara’da günlük hayata yönelik olana bitene baktığımda, başkentte yaşamama kararı almanın ne kadar doğru bir karar olduğunu tekrar anladım. Ankara’da yaşayan tüm dostlara ve bütün Ankaralılara sabırlar diliyorum.
Günlük hayatın bir açık hava hapishanesine dönüşmesini, “Allah korusun ya protesto eylemi yaparlar da bizi rezil ederlerse!” korkusuyla yapılan tutuklamaları, “aman fakirliğimiz gözükmesin!” diye boyanan ya da önüne perde çekilen evleri”, “itibardan tasarruf olmaz diye olsa gerek şimdilik sadece NATO liderlerinin inecekleri havalimanı pistinin yenilenmesini” (Etimesgut), “abuk sabuk soru sorup da ayıp ederler kuşkusuyla akredite edilmeyen muhalif gazetecileri” şimdiden kayda geçtik. Bakalım 7/8 Temmuz günleri daha nelere tanıklık edeceğiz.
Kuşkulara gelince…
Öncelikle bir magazin haberi gibi ortaya çıktı. ABD Başkanı Trump, İtalya Başbakanı Meloni için “Benimle fotoğraf çektirmek için yalvardı!” dedi. Ardından Meloni, “Bir İtalyan başbakanı asla yalvarmaz!” mealindeki sözleriyle Trump’a hakk ettiği cevabı verdi ve iç politikadaki popülerliğini artırdı.
Buradan hareketle, “ne olmuş yani? İkisi arasındaki aşk giderek nefrete dönüşmüş, bize ne?” diye sorabilirsiniz. Ancak Trump-Meloni ilişkisi Avrupalı NATO ülkeleri geneline yaygınlaştırıldığında, aynı nefretin izlerini bütün ikili ilişkilerde görmek mümkün. İstisna yok mu? İki istisnadan bahsedebiliriz. Ara sıra çok kızsa da, Trump’ın Netanyahu ile arasının çok açık olmadığını biliyoruz. Her seferinde muhabbetini yenilemekten geri kalmadığını, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a olan sevgisini son günlerde daha sık işitiyoruz. Öylesine ki; Avrupalı NATO ülkelerine olan kızgınlığından ötürü Ankara’ya gelmeyebileceği söylenen Trump’ın, Erdoğan sevgisi yüzünden fikrini değiştirdiği, sonradan görmeliğin son örneği olan yeni uçağı ile Ankara semalarını şenlendireceği anlaşılıyor.
Doğal olarak Trump Erdoğan’a müjdelerle geleceğini de şimdiden ifade etti. Büyük olasılıkla uçağı hazır, motoru olmayan savaş uçaklarımız için motorlar yola çıkıyor. CAATSA yaptırımları ve F34, hatta F16’lar için şimdilik umut yok gibi. Daha önce bir yazımızda ifade ettiğimiz SWAP olur mu? O noktada da kuşkularım var. Uzmanlara göre ABD ekonomisi bu işlem için darda. Hani baskın seçim sinyalleri şu sıralarda yapılan 6 aylık zam yenilemelerinde gelmediği oranda SWAP ihtimali şimdilik rafa kalkmış gibi gözüküyor.
Peki, kuşku duyduğumuz esas nokta ne? Trump bu kadar sevecen ve bonkör hale geldiyse bizden ne isteyecek? Bilemiyoruz…
Gelelim Zirve ile ilgili ön değerlendirmelere. Çok güvendiğim bazı NATO uzmanlarına göre bu zirveyi sadece bir NATO Zirvesi olarak adlandırmak yanlış. Doğrusu NATO ME(NATO Middle East – Orta Doğu) ya da NATO 3.0 olarak düşünmek gerekiyor. Yani NATO Orta Doğu’ya genişleyecek ve üçüncü defa ana stratejisinde değişiklik yapacak. NATO 1.0 Soğuk Savaş sırasında Sovyetlere karşı bir savunma örgütüyken, 2.0 Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından özellikle Rusya’ya karşı bir örgüte dönüşüyordu. Bugün gelinecek yeni konumu anlamak için Zirve öncesinde öncelikle ABD’den gelen mesajlara bakalım:
- ABD artık NATO’nun savunma bütçesine daha fazla katkı vermek istemiyor;
- ABD İran savaşı sırasında müttefiklerinden yeterli desteği alamadı, Hürmüz krizi ABD’den çok AB ülkelerinin krizi oldu;
- İran’a karşı cephede İsrail’in ve enerji yollarının güvenliği artık daha fazla AB ve bölge ülkelerinin sorumluluğunda; bu bağlamda İbrahim Anlaşmaları herkes için geçerli olmalı.
- Çin’e karşı ortak cephe bölgenin güvenliği için belirleyici olmalı.
ABD bu çerçevede toplayabileceğimiz talepleri sıralarken, AB cephesinin derdi ise daha fazla Rus tehdidiyle ilgili. ABD’nin NATO’nun Avrupa kanadındaki etkinliğini azaltmasını ikame edecek bir askeri gücün hem silah, hem de ordu olarak oluşturulması başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin bir numaralı sorunu. Bu bağlamda Ukrayna’nın desteklenmesi, bu ülkenin son olarak dronlarla Moskova’nın içlerine saldırarak özellikle petrol rafinerilerini vurması, Rusya’nın belki de tarihte ilk kez petrol kısıtlaması ile karşı karşıya gelmesi çok da rastlantı değil.
Peki bütün bunların bize etkisi ne? NATO’nun olası kimlik değiştirmesinden korkmalı mıyız? Yoksa bütün değişimlerin merkezinde yer alacak olmamız itibarıyla artacak stratejik önemimizden ötürü çok mu sevinmeliyiz? Sırf Zirve’nin Ankara’da yapılması bile ne kadar önemli hâle geldiğimizin bir göstergesi değil mi?
Olup biteceklerin artısını eksisini Zirve’nin ardından değerlendirecek olmakla birlikte, sürece dair çeşitli kuşkularımızın olduğunun altını çizelim. Hani insanoğlu kötü habere kulağını tıkayıp, her şeyi hayra yormak istiyor, istemesine de, “Ah bir de şu Barrack olmasaydı!”
