Bernıe Sanders - Yapay zekanın “kontrolsüz trenini” durdurmak için uluslararası işbirliği gerekiyor
Bernie Sanders:
Yapay zekanın “kontrolsüz trenini” durdurmak için
uluslararası işbirliği gerekiyor
ABD Vermont Bağımsız Senatörü Bernie Sanders, halka en büyük yapay zekâ şirketlerinde doğrudan hisse hakkı verecek kapsamlı bir öneri olan “Amerikan Yapay Zekâ Devlet Varlık Fonu Yasası”nı açıkladı. Yasa tasarısı metni, yıllık yapay zekâ ile ilgili gelirleri 200 milyon doları aşan şirketlere, hisse senedi olarak ödenecek tek seferlik yüzde 50’lik bir vergi getiriyor. Bu hisseler, yedi üyesi başkan tarafından aday gösterilecek ve Senato tarafından onaylanacak yeni bir “Demokratik Yapay Zekâ için Bağımsız Komisyon” tarafından yönetilen bir Hazine tröst fonuna aktarılacak. Sanders, fonun yaklaşık 7 trilyon dolarlık varlıkla faaliyete başlayabileceğini tahmin ediyor. Ardından fonun değerinin her yıl yüzde 5’ini Amerikalılara yapılacak doğrudan ödemelere, zamanla ise sağlık, eğitim, konut ve çevre hedeflerine yönlendirecek. Sanders, yasa tasarısının içeriğini şöyle özetledi:
“Kontrol edilmezse, yapay zekâ ve robotik Amerika’daki her erkek, kadın ve çocuğun işini, mahremiyet haklarını ve ruh sağlığını tehdit eder. Bir toplum olarak, artık arkamıza yaslanıp bir avuç Büyük Teknoloji oligarşisinin, demokratik bir katılım olmaksızın bu devrimci teknolojinin geleceğini belirlemesine izin veremeyiz. Yapay zekâ yoktan var olmadı. Bu, Mark Zuckerberg’in aklına ya da Elon Musk’ın hayal gücüne birdenbire gelen parlak bir fikir değildi. Yapay zekanın temeli, insanlığın kolektif bilgisine ve on milyonlarca insanın yaratıcı çalışmalarına dayanmaktadır. Amerikan halkı, bu süreci yavaşlatma ve yapay zekanın sadece gezegendeki en zengin insanlara değil, tüm insanlığa fayda sağlamasını sağlama yeteneğine sahip olmalıdır. İşte bu yasa tasarısı tam da bunu yapmaktadır.”
Sanders’ın planı, bir bakıma “bir kamulaştırma planı” olarak görülüyor. Bir başka açıdan ise, yapay zekânın zaten devasa bir ortak girişim olduğu gerçeğinin kabulü olarak nitelendiriliyor. Sanders’a göre, “Büyük yapay zekâ şirketleri etkileyici ürünler geliştirdiler, ancak bunu, hiçbir zaman katılımları istenmeyen, hatta müzakere edilmiş bir ücret ödenmeyen milyonlarca insanın ürettiği kitaplar, müzik, gazetecilik, kodlar, sanat eserleri, fotoğraflar, bilimsel makaleler ve sıradan çevrimiçi sohbetler üzerinden sistemlerini eğiterek başardılar.” Sanders’ın bunu eleştirmesini “haklı” bulan uzmanlara göre; yapay zekâ şirketleri, muazzam bir insan entelektüel mülkiyet havuzunun üzerine trilyon dolarlık işler kurmuş olabilirler; ancak, bu işlerin temelini oluşturan çalışmaların sahiplerinden büyük ölçüde tazminat almadan bu düzenlemeyi kabul etmeleri bekleniyor. Sanders şöyle devam ediyor:
“Vergi mükelleflerinin de benzer bir hakkı vardır. Modern yapay zekâ genellikle özel sektördeki dehaların zaferi olarak tanımlanır, ancak bilimsel temelleri risk sermayesinden ortaya çıkmamıştır. Bunlar, on yıllar boyunca kamu fonlarıyla inşa edilmiştir. Donanma Araştırma Ofisi, ilk makine öğrenimi sistemlerinden biri olan perceptron da dahil olmak üzere erken dönem sinir ağı araştırmalarını destekledi. Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA), nihayetinde modern makine öğrenimi ve üretken yapay zekâya katkıda bulunan birçok bilimsel ve mühendislik ilerlemesini desteklemek için on yıllarını harcadı. DARPA ayrıca otonom araçların laboratuvar deneylerinden ticari gerçekliğe geçişine de yardımcı oldu. Ulusal Bilim Vakfı da benzer bir rol oynadı; on yıllardır üniversite hibeleri ve diğer araştırma programlarını kullanarak yapay zekayı destekledi ve daha sonra ticari değer kazanan teknolojilerin tohumlarını attı.
“Belirsiz girişimleri finanse eden ve yeni teknolojilerin pazara sunulmasına yardımcı olan ‘risk alanlar’ hakkında çok şey duyuyoruz. Yapay zekâ ekonomisinde, belki de en büyük risk alanlar vergi mükellefleri olmuştur. Oysa tüm dikkat, zorlu işler tamamlandıktan sonra ortaya çıkan ve kazançların orantısız bir payını ele geçiren ‘kazananlara’ yöneliyor. Bunlar, esas olarak başkaları tarafından yaratılan bir inovasyon dalgasından muazzam kazançlar elde eden teknoloji yöneticileri ve finansörlerdir. Start-up ekosisteminde şans ve zamanlama, özgün icatlar kadar önemli olabilir.”
Devlet Varlık Fonu fikri bu basit öncüye dayanıyor. Kamu kaynakları olağanüstü özel sektör getirilerinin yaratılmasına yardımcı olduğunda, kamu da bu kazançlardan pay almalıdır. İşte bu nedenle Sanders’ın planı, önemli yönlerden Trump’ın planıyla örtüşüyor. Trump yönetiminin Intel hisseleri —daha önce taahhüt edilmiş federal desteğe bağlı yüzde 10’luk pasif bir pozisyon— aynı içgüdüyü yansıtıyordu.
Trump’ın Devlet Varlık Fonu versiyonu, daha küçük, daha işlem odaklı ve belki de daha gönüllü hisseleri öngörüyor gibi görünüyordu. Sanders ise çok daha ileri giderek, her büyük yapay zekâ şirketinin yarısının kamu mülkiyetine geçmesini sağlıyor. Yine de her ikisi de aynı temel fikrin etrafında dönüyor.
Bu ayın başlarında bir AP haberinde de belirtildiği gibi, Trump, Sanders ve OpenAI’den Sam Altman, yapay zekâ şirketlerinde bir tür kamu hissesi modelini gündeme getirdiler; oysa, bir ABD devlet varlık fonu artık bir merak konusu değil. Bu, yapay zekâ çağının temel ekonomik sorularından birine yönelik iki partili bir cevap haline geliyor. Ancak, “Bir sonraki teknolojik devrimin getirilerinin sahibi kim olacak?” sorusu da önde duruyor.
Makul bir orta yol bulmak zor değil. Sol, servetin elinde toplanmasından ve işgücünün sömürülmesinden endişe duyuyor. Sağ ise ulusal güvenlik ve ulusal borç konusunda endişeli. Her iki taraf da otomasyonun sosyal maliyetlerinden endişe duyuyor. Mantıklı bir uzlaşma, Sanders’ın yüzde 50 hisse vergisi kadar kapsamlı olmasa da, Hazine ve Ticaret bakanlıklarından sadece bir plan geliştirmelerini isteyen, ancak bu fikre henüz gerçek bir güç kazandırmayan Trump’ın orijinal başkanlık kararnamesinden daha ciddi bir adım olacaktır.
Bu nedenle, uzmanlara göre, Sanders’ın önerisi, “aşırıya kaçsa bile ciddi” olarak nitelendiriliyor. Artık hemen herkes, yapay zekâ patlamasının sadece kahraman girişimcilerin hikâyesi olmadığını kabul ediyor. Aynı zamanda, küçük bir şirket grubunun şu anda paraya dönüştürdüğü girdileri sağlayan vergi mükellefleri, araştırmacılar, sanatçılar ve sıradan vatandaşların da hikâyesi olarak öne çıkıyor. Sanders, “Dar bir sahipler sınıfı tüm kazançları cebe indirirken, halktan iş kaybı, artan enerji maliyetleri, gizlilik riskleri ve yapay zekanın daha geniş sosyal sonuçlarını üstlenmesini istemek istikrarlı bir düzenleme değildir” diyor.
Trump’ın, bu fikri federal varlıklar ve stratejik ulusal çıkarlarla ilişkilendirerek sağ kanatta saygın hale getirmesine karşın, Sanders ise bu fikri yapay zekâ ve teknolojik rantları kimin kontrol ettiği sorusuyla ilişkilendirerek sol kesimde “öncelikli bir mesele” olarak benimsendi. Bu iki kutup arasında uygulanabilir bir politika yatıyor. Özel şirketler yenilik yapma, sermaye toplama ve kâr elde etme özgürlüğünü korumalıdır. Ancak kamu kaynakları, kamu bilimi ve milyonlarca insanın emeği özel servetlerin yaratılmasına yardımcı olduğunda, halk, oluşturulmasına katkıda bulunduğu değer üzerinde hak iddia etmeyi hak eder.
Yatırımlarının karşılığını istemek, kapitalizmin en temel ilkelerinden biri olduğunu vurgulayan Sanders, Capitol Hill’de iki önde gelen Çinli bilim insanıyla birlikte katıldığı bir panelde, yapay zekanın düzenlenmesinde uluslararası işbirliğinin önemini vurguladı. Silikon Vadisi ve Pekin başta olmak üzere, yeni kurulan şirketler ve teknoloji devleri yapay zekâlarını geliştirip ölçeklendirmek için yarışırken, Vermont Bağımsız Senatörü Sanders, tartışma sırasında, yanlış bilgilendirme, veri gizliliğinin kaybı ve sohbet robotlarına bağımlı hale gelen ergenler arasında sosyal izolasyon gibi, yapay zekânın yaygın kullanımından kaynaklanabilecek olası sonuçlara ilişkin endişelerini dile getirdi.
Sanders ayrıca, otomasyonun Amerikan toplumu için oluşturabileceği varoluşsal risklere ilişkin uyararak, şirketlerin insan işçiler yerine otomatikleştirilmiş işgücünü tercih etmesi durumunda işsizlikte yaşanabilecek olası bir artışa dikkat çekti. Paneldeki araştırmacılar, tasarımcılarının talimatlarının sınırları dışında işleyen süper zeki sistemlerin ortaya çıkma olasılığını da ortaya koydu.
“Dünyanın en zengin ve en güçlü insanları şu anda frenleri olmayan, kontrolden çıkmış bir tren inşa ediyorlar. Nasıl çalıştığını anlamadıklarını ve nereye gittiğini bilmediklerini kabul ediyorlar,” diyen Sanders, güvenlik önlemleri alınmazsa kıyamet gibi bir gelecek olacağını öne sürdü.
Demokratlarla aynı grubu oluşturan bağımsız bir üye olan Sanders, Soğuk Savaş dönemindeki nükleer anlaşmaya benzer uluslararası bir antlaşma çağrısı yaptı.
Sanders, “İşbirliği yapmalıyız. Diyaloga ihtiyacımız var,” dedi.
Çinli akademisyenlerin – Tsinghua Üniversitesi’nden Xue Lan ve Pekin Yapay Zekâ Güvenliği ve Yönetişimi Enstitüsü’nden Zeng Yi – katıldığı bir etkinliğin yarattığı izlenim, düzenlemenin gerekliliğini tartışmıyor gibi görünen ancak Çin hükümetinin güvenilirliğini sorgulayan bazı muhafazakârların tepkisini çekti.
Muhafazakâr düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü’nün kıdemli araştırmacısı Michael Sobolik, X platformunda paylaştığı bir gönderide, “Senatör Sanders’ın yapay zekâ konusundaki endişeleri abartılı, ancak bunlara saygı duyuyorum. Çocukların güvenliği, toplum üzerindeki etki ve ekonomik yerinden edilme konularında sorular sormalıyız” diye yazdı. “Yapmamamız gereken şey ise bu tartışmalarda Çin Komünist Partisi gibi yabancı düşmanlarla ortaklık kurmaktır.” Aynı gün yayınlanan bir başka X gönderisinde ise ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, “önce Amerika” gündemini öne çıkardı:
“Amerika Birleşik Devletleri, dünyadaki en yetenekli yapay zekâ araştırmacılarına ev sahipliği yapıyor. Yapay zeka güvenliğine yönelik asıl tehdit, ABD dışındaki herhangi bir ülkenin küresel standartları belirlemesine izin vermektir.”
Jeopolitik duruma değinen Lan ise şunları söyledi: “Sadece birkaç ülke ve birkaç şirketin en güçlü araca sahip olduğu, ancak dünyanın geri kalanının hiçbir şeye sahip olmadığı bir dünya düşünmek hayal bile edilemez. ABD ve Çin’in yapay zekâ uçurumunu kapatmak için birlikte çalışmak konusunda ortak çıkarları olacaktır.”
Sanders, daha önce yapay zekanın yaygınlaşması konusunda uyarıda bulunmuştu.
Mart ayında Sanders ve New York milletvekili Alexandria Ocasio-Cortez, kabul edilmesi halinde yeni yapay zekâ veri merkezlerinin inşasını durduracak bir yasa tasarısını duyurduğunda şöyle demişti:
“Yapay zeka ve robotik, insanlık tarihinin en kapsamlı teknolojik devrimini yaratıyor. Bu değişimin ölçeği, kapsamı ve hızı eşi benzeri görülmemiş. Kongre, bu devrimin doğasını ve etkilerini anlamak konusunda olması gereken noktadan çok geride.”
